Aydın Akyüz yazdı | Sovyet ülkesinde bir enternasyonalist: Mustafa Suphi
Mustafa Suphi bolşevizm okulunda enternasyonalizm ilkesiyle yetişti. Enternasyonalizm aynı zamanda ülke devrimine hazırlığın bir okuluydu. Bu okulun hakkını en iyi verenlerden biridir. Geçen yüzyılı aşkın zamanda enternasyonalizm ilkesinin içeriği genişlemiş, ülke devrimiyle bölge ve dünya devrimi arasındaki bağ çok daha güçlenerek kapsamlı hale gelmiştir.
Osmanlı'dan bugüne gerici rejimler tarafından farklı ulusal, ulusal topluluk ve inançtan halklar için zindana dönüşen bu coğrafyayı, halkların bahçesine dönüştürmek isteyenler hep oldu. Ermeni ve Rum sosyalistlerinden Türk, Çerkes ve Kürt sosyalistlerine kadar bunun birçok öncü örneği ortaya çıktı. Başlangıçta şu veya bu düzeyde ulusal etkiler taşısalar da marksizmin ve sosyalizmin ideolojik ve teorik referansları ile başka türlü zafere yürümenin olanaksızlığının öz deneyimlerle açığa çıkması onları enternasyonal ruhla halkların birleşik mücadelesinin zorunluluğuna yöneltti. Paramazlardan Mustafa Suphilere, Deniz, Mahir, İbolardan İrfan, Adil, Kutsiyelere kadar bu zihniyetin izleri sürülebilir. Süreklilik kadar kopuşlar ve daha ileriye sıçrayışlar da, geri düşüşler de gerçekliğimiz arasında.
Bu tarihin sıradışı örneklerinden biri de Mustafa Suphi'nin Sovyet ülkesinde yürüttüğü enternasyonal faaliyetleridir.
İTTİHATÇILIKTAN BOLŞEVİK OLMAYA
İttihatçı Terakki Cemiyeti'nin (İTC) antidemokratik gerici karakteri baskın hale gelince, Mustafa Suphi demokratik Türk milliyetçiliği çizgisinde ısrar ederek İTC'den ayrıldı. Burjuva demokrat çizgideki Milli Meşruiyet Fırkası'nın kuruluşuna katıldı. Bu dönem burjuva sosyalizminden beslenen ulusalcı görüşlere sahiptir. Muhalif düşünceleri doğrultusunda politik faaliyet yürütmede ısrar edince, komplo kurularak 1913 Haziran'ında Kırım'a firar eder. Oradan da iki ay sonra Bakü'ye geçer. Bakü'de çeşitli dergi ve gazetelerde ittihatçıların politikalarını eleştiren yazılar yazmaya devam eder.
Birinci Emperyalist Paylaşım savaşı başlayınca 1915 başında Çarlık tarafından diğer Osmanlılarla birlikte tutuklanarak Kulak'a sürgün edilir. Bütün sürgünler şehir dışında bir kampta tutulurken, Mustafa Suphi ittihatçı iktidara muhalif bir aydın olmasından dolayı şehir merkezinde bir büro kiralayıp politik faaliyetlerini yürütmesine izin verilir.
Bu süreçte bolşeviklerle tanışmış, sosyalizme sempatisi artmıştır. Ancak nihai kararını vermemiştir. Bolşeviklerin düşüncelerini bütünlüklü okumak ve onları daha yakından tanımak istemektedir. Durumun farkında olan Bolşevik Partisi, Mustafa Suphi ile bağlantılarının sürdürülmesi için özel görevlendirmelerde bulunur. Mustafa Suphi Rusça bilmediğinden kendisine Bolşevik fikirleri anlatan Fransızca kitaplar temin edip iletilir. Bir süre sonra çarlık Mustafa Suphi'yi diğer esir ve sürgünlerle birlikte Uralsk'a sürgün eder. Orada bolşevikleri ve düşüncelerini daha yakından tanır ve Bolşevik Parti'ye katılır. Osmanlılı esir ve sürgünler arasında Bolşevik Parti adına faaliyet yürütmeye başlar.
TARİHE GİRİŞ: YENİ DÜNYA
Ekim devrimi olunca Sovyet hükümeti tüm esir ve sürgünleri Moskova'ya çağırır. Mustafa Suphi 1918'in ilk günlerinde örgütlediği Türk ve Müslümanlardan oluşan ekibiyle birlikte Moskova'ya varır.
Mustafa Suphi, daha önce Müslüman komiserliği faaliyetlerinden tanıdığı Nur Vahidov ve Şerif Manatov'a bağlı biçimde esirler ve sürgünler arasında komünist faaliyet yürütmekle görevlendirilir. İlk iş olarak Osmanlı Türkçesiyle "yeni dünya" adında haftalık bir gazete çıkarmakla başlar.
Gazetenin yazılarının çoğunu eli kalem tutan sayısı sınırlı olduğundan Mustafa Suphi yazmaktadır. Gazetede çıkan yazıların marksizm perspektifleri zayıf, yer yer Türk milliyetçi yanlar taşısa da antiemperyalist politik ajitasyonu ve propagandası güçlüdür. Gazete Sovyet devleti ve Bolşevik Parti tarafından Kırım'dan Türkistan'a ve Kafkasya'ya kadar Türk ve Müslümanların bulunduğu her yere ulaştırıldığından, politik-ideolojik etkisi büyük olur. Aynı zamanda önemli bir örgütlenme aracına dönüşür.
Yanı sıra Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin Kafkasya'da ilerleyen Osmanlı devletine gönderdiği notasına, Osmanlı hükümetinin politikalarının sert biçimde eleştirildiği "yeni dünya"nın nüshalarını ekleyince İstanbul hükümetinin rahatsızlığı daha da büyür. İyice tahammülsüzleşen Osmanlı devleti, Moskova elçiliği aracılığıyla Mustafa Suphi'den gazetenin kapatılmasını ister. Mustafa Suphi bu görüşmeyi yarıda keserek bu öneriyi reddeder.
Gazetenin esir ve sürgün Müslüman ve Türkler üzerindeki etkisi, İstanbul hükümetinin Sovyet hükümeti üzerinde diplomatik baskı yapmasına yol açmaktadır. Yanı sıra Alman esir ve sürgün komünistlerin Sovyetlerdeki faaliyeti de benzer bir sonuç doğurmuştur. Alman ve Osmanlı devletlerinin diplomatik basıncını hafifletmek için Bolşevik Partisi MK'sı iki karar alır. Birincisi, uluslararası alanda daha fazla görünür olduğu için esir ve sürgünler arasındaki komünist faaliyetin Moskova dışından yöneltilmesi kararıdır. İkinci karar ise bu faaliyetlerin Sovyet hükümeti aracılığıyla değil, parti MK'sı tarafından yürütülmesidir. Ancak ikinci karar parti ve devlet organlarının iç içe geçmesinden dolayı istenen sonucu vermez.
Diğer yandan Bolşevik Parti MK'sı tarafından "yeni dünya"nın yayınlarına ara verilmesi istenir.
Mustafa Suphi bir taraftan esir ve sürgünler arasında yürüttüğü faaliyetle Sovyet ülkesine enternasyonal desteği büyütürken, diğer yandan Türkiye'ye geçmek için örgütsel ve kadrosal hazırlık yapmaktadır. Bunun bir parçası olarak kendinden başlayarak, öz deneyimleri temelinde kadro eğitimi yapmaktadır.
KAZAN: ENTERNASYONAL FAALİYETLER
Türkiye'ye geçiş için hazırlıkların yetersiz olmasından dolayı "yeni dünya"nın kapatılıp Kazan'a geçme önerisini, Mustafa Suphi kabul eder. Bu kararında Vahidov ve Manatov Kazan Sovyeti'nin yaşatılmasını önemsemeleri de rol oynar. Kazan'a gidiş amacı Müslüman Tatarların kazanılması, yerel Sovyet güçlerine gerekli olan her türlü desteğin verilmesidir. Yanı sıra bölgedeki esir ve sürgünler arasında çalışma yürütmektir.
Mustafa Suphi, Türkçenin Orta Asya'daki kökleri üzerine ihtisas sahibidir. Dildeki erozyonu gidermek için çalışmalar başlatır. Türk aydınlardan oluşan bir "Bilim Kurulu" oluşturur. Türkçe deneyimlerinden hareketle Tatar dilleri üzerinde çalışmaları teşvik eder. Bu doğrultuda bir enstitü kurulmasına katkı verir. Başkaca bir dizi çalışmaya ön ayak olur.
Esir ve sürgün Müslüman ve Türklerden oluşan "Kızıl Alaylar" adında enternasyonal savaşçıların yetiştirilmesi için alaylar kurar. 1918 Eylül başında karşıdevrimcilerin ordusu Kazan Sovyeti'ne saldırınca bu "Kızıl Alaylar"a bağlı 3 bin enternasyonal kent direnişine katılır.
Kazan Sovyet Başkanı Vahidov'la birlikte kent savunmasına komuta eder. Ancak üstün düşman kuvvetleri karşısında geri çekilmek zorunda kalırlar. Vahidov ile birlikte çok sayıda direnişçi esir düşerek kurşuna dizilir. Mustafa Suphi ise kılık değiştirerek halka karışmayı başarır. Farsat bulduğunda işgal altındaki şehri terk eder.
Geri çekilmeyi başaran kuvvetlerle bir araya gelir. Kendisiyle birlikte hareket eden enternasyonal savaşçılarla birlikte Simferepol'e geçer. Burada da boş durmaz, bir süvari alayı oluşturarak Ufa cephesine yollar.
Kızıl Ordu'nun yardıma gelmesiyle Kazan tekrar geri alınır. Kazan'da faaliyetlerine kaldığı yerden devam eder. Sürgünleri örgütleyip mücadeleye seferber etmek için kurulan "Olağanüstü Komisyon"un başkanlığına getirilir. "Türk Kızıl Rotası" adıyla enternasyonal bir alay daha kurar. Esir ve sürgünlerin ihtiyaçlarının karşılanması için şehir ileri gelenlerinin çağrılı olduğu bir toplantı yapılır. Türk Komünist Teşkilatı'na bağlı "Esirler Komitesi" kurulur. Bu komite Müslüman komünistlerle "Kızıl Alaylar" arasında koordinasyonu sağlar. Başkaca yakın şehirlere temsilciler göndererek "Kızıl Alaylar"a bağlı askeri birlikler kurulur. Bu çalışmaları koordine edebilmek için Kazan'dakinin yanı sıra Saratov'da bir merkez üs daha kurulur.
MOSKOVA: ENTERNASYONAL TOPLANTILAR
Mustafa Suphi Kazan'da görevli olduğu dönemde kimi enternasyonal görev ve faaliyetler için Moskova'ya gider. Bazen birkaç gün bazen birkaç hafta kalırdı.
18 Haziran'da (1918) Osmanlı komünistleri ile bir toplantı örgütler. Bu toplantıda Osmanlı'nın siyasi durumu değerlendirilir. Türkiye'de emekçi sınıfların ve ezilen halkların kurtuluşunun yol ve yöntemleri üzerine tartışmalar yürütülür. Moskova'da "Türk Sosyalistleri Konferansı" toplama kararı alınır. Bunun için beş kişilik komite kurulur.
"Türk Sosyalistleri Konferansı" 22 Temmuz 118'de Müslüman Komiserliği genel merkezinde toplanır. Mustafa Suphi açılış konuşmasında esir ve sürgünlerin yaşadıkları zorluklara değindikten sonra, amaçlarını "Anadolu yoksullarının ve Türk proletaryasının bir program dahilinde, enternasyonalist anlayışla, işçi-köylü ve halk örgütlenmelerinin yaratılması gerektiği" biçiminde formüle eder. Divan başkanlığına seçilince teşekkür konuşması için yeniden kürsüye çıkar. Yanı sıra Osmanlı hükümetini sert biçimde eleştirince, Moskova elçiliği toplantıyı sabote etmek için girişimlerde bulunur.
Bu konferanstan sonra "Yeni Dünya" tekrar çıkarılmaya başlanır. Artık sadece sürgünler içinde dağıtımı yapılmıyordu. Anadolu'ya da gönderilmeye başlandı. "Yeni Dünya"nın Anadolu'ya gönderildiğini öğrenen İstanbul hükümeti daha sert diplomatik tepkiler vermeye başlar.
Kasım başında toplanan "Birinci Müslüman Komünistler Kongresi"ne Türkiye Komünist Teşkilatı adına Mustafa Suphi'nin de içinde olduğu 5 delege katılır. İstanbul hükümeti Moskova Konsolosluğu aracılığıyla Mustafa Suphi'nin toplantıya katılmasını engellemek için Sovyet hükümeti nezdinde diplomatik girişimlerde bulunur. Yanı sıra etki altına aldığı birkaç delege aracılığıyla Mustafa Suphi'yi karalamaya çalışır. Mustafa Suphi kendisini "sosyal şovenist" olarak damgalayıp itibarsızlaştırmaya çalışanlara cevabını kürsüden yaptığı konuşmayla verir. "Avrupa kapitalizmin zulmü altında doğan vasat bilince sahip her Türk, doğal olarak zaten bir miktar yurtseverdir. (...) Benim şovenistliğim yalnızca Avrupa kapitalizmine karşıdır. Yoksa biz Türkiyeli komünistler, proletarya enternasyonalizmi ilkesinin bir gereği olarak Bolşevik Parti ve Kızıl Ordu ile birlikte savaşıyoruz" diyerek kendini savunur.
Konferanstan sonra bir süre daha Moskova'da kalan Mustafa Suphi Türkiye komünist hareketinin örgütlenme sorunlarıyla ilgilenir. Kırım, Simeforpol, Ufa, Yalta ve Odesa da faaliyet yürüttükten sonra 1919 Martında Moskova'ya döner. Bolşevik Partinin 8. Kongresine katılarak konuşma yapar. İsmail Hakkı ile birlikte 3. Enternasyonal'in 1. Kongresinde Türkiye Komünist Teşkilatını temsil eder.
3. Enternasyonal 1. Kongresine katıldığında Türkiye Komünist Teşkilatının hazırlığı önemli ölçüde tamamlanmıştır. 7 kişilik bir "Kurucu Komite"yi Anadoluya gönderir. Bu komitenin görevi dağınık grupları toparlayıp aralarında örgütsel bağlar kurarak TKP'nin alt yapısını güçlendirmektir.
Avrupa'daki Osmanlılı komünistlerle bağ kurmaya çalışır.
1919 ilkbaharında yoldaşlarıyla Anadolu'ya geçmek isterler. Bolşevik Partinin isteği üzerine bu talebini erteler. Anadolu'ya geçişlerinin ertelenmesine tepki gösteren yoldaşlarını enternasyonal bir perspektifle ikna eder. Zira dünya devriminin en önemli mevzisinin kendilerine ihtiyacı vardır.
KIRIM'IN KAHRAMANLARI
1918'in ikinci yarısında ve 1918'in baharında çoğunu Kırım ve Odesa'daki faaliyetlere ayırır. Kırım kurultayının örgütlenmesine, "Milli Fırka'nın toparlanmasına katkı verir. Komünist aydınların yetiştirilmesi için bir parti okulu kurulmasına ön ayak olur. Osmanlı savaş esirlerinden "Amele ve Reçber Şuraları" ve "Uluslararası Şark Alayları" kurmaya çalışır.
Kırım'ın Anadolu'ya yakın olmasından dolayı gemiler aracılığıyla "Yeni Dünya" gazetesini ve güncel politik bildiriler yollayabiliyordu. Yetiştirdiği gençleri de parça parça gemilerle Anadolu'ya sevk ediyordu. İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin desteğiyle yeniden ilerlemeye başlayan karşıdevrimci güçler, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının matbaalarıyla birlikte Odesa'ya geçmek zorunda bırakır.
Odesa'da karşıdevrimci milliyetçi Tatarlara karşı ideolojik ve politik mücadele yürütürken, Anadolu'ya gazete, bildiri ve 3. Enternasyonalin Manifestosu'nu gönderir.
3. Enternasyonal kongresinden sonra Bolşevik Parti MK'sı onu tekrar Odesa'da çalışması için görevlendirir. Varır varmaz, ilk yaptığı iş savunma komitesi toplantısına katılmak olur. Savaş hazırlıklarına yardım eder. Ordu kökenli deneyimli komutanların komuta kademesinde görevlendirilmesinde ısrarlı olur. Burada çarpışarak geri çekilme, sonra takviye güçlerin yetişmesiyle şehrin tekrar geri alınmasında önemli bir pay sahibidir. Böylece Odesa ve Kırım geri alınır. Buradaki mücadele başarıya ulaşınca tekrar Moskova'ya çağrılır.
Mustafa Suphi ve yoldaşları Moskova'ya döndüklerinde bu sefer tren garında kitlesel ve diplomatik bir törenle karşılanırlar. Kırım'ın fatihleri gibi karşılanırlar. Taşınan pankartların birinde "Kırım'ın kahramanları sosyalizmin anavatanına hoş geldiniz" yazılıdır. Dışişlerinden bir heyet Mustafa Suphi ve arkadaşlarını törenle karşılayıp, onları tebrik ettikten sonra Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin'e götürürler.
Çiçerin Mustafa Suphi'yi Osmanlı'daki gelişmeler konusunda bilgilendirir. Sovyetlerin Türk ulusal mücadelesine destek vereceğini belirtir. Ardından Türkistan'daki iç savaşı başarıya taşımak için kendisine ihtiyaç olduğunu belirtir. Mustafa Suphi Sovyet ülkesine duyduğu güven ve minnetten dolayı bu görevi de kabul eder.
TAŞKENT VE HİVE: SON ENTERNASYONAL SAVAŞ
Taşkent'e vardıklarında hem Müslüman-Türk halkından olması sebebiyle Osmanlı'ya duyulan sempati, hem de "Yeni Dünya"nın önceki sayılarının buraya kadar dağıtılmasından dolayı Mustafa Suphi'ye duyulan ilgiden dolayı gider gitmez ilgi odağı haline gelirler.
Mustafa Suphi Türkistan 3. Kongresine Türkiyeli komünistler adına katılım. Emperyalizmi teşhir eden bir konuşma yapar.
"Uluslararası Doğu Birimi Sovyeti" kurarak başına geçer. Daha önce kurulan "Doğu Komünist Teşkilatı"na girerek çalışmalar yürütür. Yeni şubeler açar. Büyük dil kurultayı örgütlenirken Mustafa Suphi yönlendirici müdahalelerde bulunur. Burada da savaş esirleriyle bağlantıya geçer, onları Enternasyonal Alaylarda örgütleyerek komünist faaliyete seferber eder.
Kısa süreliğine Hive'ye geçer, ajitasyon ve propaganda faaliyetinin örgütlenmesinde yer alır. Karşıdevrimin gizli örgütlülüğünü deşifre ederek faaliyetlerine son verir. Türk ve yerli diğer halklardan alaylar kurar. Müslüman Kazakların Kızıl Ordu saflarına geçmesi için uğraşır, bir bölümünü ikna eder.
Karşıdevrimcilerle büyük ve nihai savaş anı geldiğinde, Kızıl Ordu komutanları Mustafa Suphi ve yönetici arkadaşlarının çatışmalara doğrudan katılmamasını ve ana karargahta kalmasını, kendine bağlı birlikleri oradan yönetmesini isterler. Ancak Mustafa Suphi bunu kabul etmez. Enternasyonal Alayların yeni kurulduğunu, çoğu askerin bilinçsiz olduğunu alayların başında kendilerini görmezlerse savaşma istek ve kararlılıklarının zayıflayacağını söyleyerek çatışmalarda yer alırlar. Karşı devrimciler ağır bir yenilgiye uğrayınca Mustafa Suphi ve arkadaşlarının buradaki işleri biter. Kısa süre önce Azerbaycan'da Bolşevikler iktidara gelmiştir. Bunun üzerine Mustafa Suphi 25 yoldaşıyla birlikte Anadolu'ya geçişin son hazırlıklarını tamamlamak üzere 1920 Mayısında Bakü'ye geçerler.
MUSTAFA SUPHİ'NİN ENTERNASYONAL NİTELİĞİ
Bakü'ye geliş, Mustafa Suphi'nin tarihinin bir döneminin sonu ve yeni bir döneminin başlangıcıdır. 1918 başından beri Sovyet ülkesi için bir enternasyonalist olarak yürüttüğü mücadelenin esas da sonuna gelinmiştir. Bundan sonra enternasyonal mücadelesi Doğu Halkları Kurultayı'nın hazırlanmasına katkı vermek başta gelmek üzere, birçok biçimde sürdürülse de artık çalışmalarının merkezini bunlar oluşturmamaktadır. Öne çıkan faaliyet TKP'nin bir an önce kuruluşunu tamamlaması ve ülkeye dönüş görevidir. Ancak Mustafa Suphi ve yoldaşlarının enternasyonal faaliyetlerine dair söylenecekler bitmiş değildir. Sovyet ülkesinde oynadıkları rol birkaç maddede özetlemek mümkün.
Birincisi; gerek Mustafa Suphi ve gerekse enternasyonal olaylar, Sovyet ülkesindeki kuruluş faaliyetlerinde ve iç savaşın başarıya ulaştırılmasında belirleyici rol oynadıklarını söylemek abartılı olur. Yine de önemli bir rol oynayarak, kuruluşun kimi ilk adımlarının atılmasında ve iç savaşın daha fazla uzamamasından pay sahibidirler. Öncelikle ülkelerinden uzakta, Sovyet ülkesinin kazanması için ortaya konulan çabalar ve ödenen bedeller Sovyet halklarının daha fazla seferber olmasında manevi ve ideolojik etkide bulunmuşlardır.
İkincisi, Türk ve Müslüman halklar üzerinde Osmanlı'nın belli oranda manevi etkisi vardır. Osmanlı devletinin siyasi sınırları içindeki Türk ve Müslüman enternasyonal güçler ve savaşçıların varlığı, bu halkların seferber olmasında ek katkısı olmuştur.
Üçüncüsü, bu enternasyonal savaşçılar iç savaşın kimi muharebeleri ve bazı etaplarının kazanılmasında belirleyici olmuşlardır.
Dördüncü, Mustafa Suphi aydın ve akademik birikimi ile gittiği her yerde, Sovyet halklarının dil ve kültürünün geliştirilmesine katkı vermiştir. Yanı sıra kimi öncü adımların atılmasının ve bazı kültürel kurumların oluşturulmasının vesilesi olmuştur.
Beşincisi, Mustafa Suphi'nin zeki, çalışkan, ikna yeteneği güçlü, girişken, inisiyatifli, cüretkar ve çabuk öğrenen karakter özellikleriyle gittiği her yerde sinerji yaratır, insanlarda çabuk güven oluşturur. Hiçbir askeri deneyimi olmamasına rağmen, iç savaşın genel stratejisini ve bulunduğu cephenin genel içinde nasıl bir rol oynayacağını hemen kavrar. Özgüvenli biçimde yaptığı müdahalelerle bazı muharebelerin mutlak yenilgiye uğramasını engeller. İmha olmayla karşı karşıya kalındığında diğer yönetici ve komutanların devrimci romantik duygularla geri çekilmenin ihanetle eş gören düşüncelere karşı serinkanlı ve akılcı tavrıyla iki defa yerel ve enternasyonal güçlerin imha olmasını engeller. Bu geri çekilmeler sayesinde kentleri ve araziyi iyi bilen halkla güçlü bağları olan yönetici ve savaşçıların sağ kalmasını sağlayarak, Kızıl Ordu birlikleri yetiştiğinde bu sayede kaybedilen kentler kısa sürede ve nispeten kolay biçimde geri alınır.
Altıncısı "Yeni Dünya" gazetesinin teorik ve politik perspektiflerinin zayıflığına rağmen, etkili ve ikna edici ajitasyon ve propaganda dili, Sovyet devleti ve Bolşevik Partinin gazeteyi yaygın dağıtması sayesinde, onu çıkaranların örgütsel gücünü onlarca kat aşan politik etki ve örgütsel toparlama sağlar.
MUSTAFA SUPHİ'NİN ÖNDERLİK NİTELİĞİ
Mustafa Suphi çalışkan biridir; onda boş zaman kavramı yoktur. Her anı, her dakikası politik, örgütsel, kültürel meselelerle uğraşmakla geçer. Çok az uyur. Günün dörtte üçünü ayakta geçirir. Değişim ve dönüşüm, değiştirme ve dönüştürme faaliyeti onun için her anın süreklileşmiş özelliğidir. Kendinden başlayarak dokunduğu her şeyi hep daha ileriye taşımanın uğraşı içindedir. Yeni nitelikler biriktirir, sıçrama eşiklerini hazırlar. Yeniliğe açıklığı, değişme ve dönüşme hızı ve gücü istisnai olarak karşılaşılan bir durumdur. Sınırsız bir dava inancı ve adanmışlık yüklüdür.
Bektaşilik geleneğinden gelen bir aileye mensuptur. İnsanlarla kurduğu ilişkilerde, yaşam tarzında ve dilinde bunun etkilerini taşır. Hiçbir malda mülkte gözü yoktur; bireysel çıkarlarının ve bireyci arzularının peşinde koştuğu görülmedi. Sohbetlerinde ara ara bir "derviş" gibi yaşadığını söyler. Bektaşilikteki toplumcu değer yargılarıyla komünist değerleri sentezlemesini bilmiştir. Böylece insanlarla çok rahat bağ kurabilen, onları hemen etkileyen, yapmayı düşündüğü her işe çevresindekileri de ortak edip kolektifleştiren bir önderlik karakteri ortaya çıkar.
İyi bir örgütçüdür. Adım attığı her yerde komite, komisyon, konferans, şura toplar; ulaşabildiği herkesi bunlara dahil etmeye çalışır. Envai çeşitte örgüt kurmakta, onları birbiriyle ilişkilendirerek örgüt sistemini işletmekte yaratıcı bir pratiğe sahiptir. Adeta gittiği her yere örgütsel topum saçar gibidir.
Mustafa Suphi 1915'de Bolşevik saflara katılsa da, politik-örgütsel faaliyete geçtiği tarih 1918 başıdır. 1918 başında Moskova'ya gelişi aynı zamanda bir komünist önder olarak tarihe giriş yaptığı andır. Ölümüne kadar geçen üç yıl içinde sergilenen önderlik pratiği incelendiğinde kolayca anlaşılacaktır. Ki, Karadeniz'de boğdurulan komünist önderler içinde yeri doldurulamayacak tek kişi Mustafa Suphi'dir. O yüzden tek başına Mustafa Suphi'nin kaybı bir önderlik boşluğu oluşturmuştur. Uzun yıllar yeri doldurulamamıştır.
Şüphesiz Mustafa Suphi'yi yakından takip edip, faaliyetlerini sabote etmeye çalışan Osmanlı devleti bu niteliğin farkındadır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "Politikada 45 yıl" çalışmasında, 1921'in ilk aylarında Mustafa Kemal'in bir Mustafa Suphi ve TKP dosyası olduğundan söz eder. Bu da Mustafa Suphi'nin ve yoldaşlarının öldürülmesinin hiç de tesadüf olmadığını gösterir. Yani düşmanı onu yakından tanıyor, ama o düşmanını yeterince yakından tanımıyor.
Mustafa Suphi bolşevizm okulunda enternasyonalizm ilkesiyle yetişti. Enternasyonalizm aynı zamanda ülke devrimine hazırlığın bir okuluydu. Bu okulun hakkını en iyi verenlerden biridir. Geçen yüzyılı aşkın zamanda enternasyonalizm ilkesinin içeriği genişlemiş, ülke devrimiyle bölge ve dünya devrimi arasındaki bağ çok daha güçlenerek kapsamlı hale gelmiştir. Bu devrimlerin aralarındaki ayrım çizgileri incelmiştir. Bugün proletarya enternasyonalizmi perspektifi olmadan, bölge ve dünya devrimci dinamikleriyle etkileşime girmeyen bir devrimin zaferini güvencelemesi mümkün görünmüyor. Geçmişte söz içeriği aşıyordu, bugün enternasyonalist içerik sözü aşmıştır. Enternasyonalizmle devrim arasındaki bağ nesnel olarak hiç bu kadar güçlenmemişti. Mustafa Suphi ile bugün arasında kurulacak en önemli bağ bu olmalıdır.
Yararlanılan kaynaklar:
-Enbia Kırali- Moskova'dan Anadolu'ya Maksut ve Mustafa Suphi- Kaldıraç Yayınları
-E. H. Carr- Sovyet Rusya Tarihi/ Bolşevik Devrimi 3- 1917-1923- Metis Yayınları
-Mete Tunçay- Sol Akımlar 2. Cilt