28 Ocak 2026 Çarşamba

'Ancak çürümüş, atık meyve ve sebze alabiliyoruz'

2026 yılı için belirlenen asgari ücret, daha açıklandığı ilk günden itibaren temel yaşam maliyetlerinin gerisinde kaldı. Açlık ve yoksulluk sınırının altında kalan ücretler, yoksullaşma krizini derinleştirirken; pazarda mikrofon uzattığımız halk, zamlar karşısında yaşadıkları çaresizliği ve yoksullaşma krizinin gündelik hayata nasıl yansıdığını anlattı.

2026 yılı için belirlenen 28 bin 75 liralık net asgari ücret, sendikaların ve araştırma kuruluşlarının verilerine göre açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş'in Kasım 2025 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 29 bin 828 liraya ulaşırken, BES-AR'ın Ocak 2026 verileri açlık sınırının 40 bin lirayı aştığını ortaya koyuyor. Barınma maliyetleri de tabloyu ağırlaştırıyor. Türkiye genelinde ortalama kira 25 bin liraya yaklaşırken, asgari ücret kirayı ödedikten sonra gıda, fatura ve ulaşım gibi zorunlu giderleri karşılamaya yetmiyor. Bekar bir işçinin aylık yaşam maliyetinin 38 bin lirayı aşması, asgari ücretin yalnızca aileler için değil, tek başına yaşayanlar için de yetersiz kaldığını gösteriyor.

Asgari ücrete yapılan sefalet zammından en ağır etkilenen kesimlerin başında emekliler geliyor. 2026 yılı itibarıyla en düşük emekli aylığı 20 bin lira seviyesinde kalırken, bu tutar hem 28 bin 75 liralık asgari ücretin hem de sendikaların açıkladığı açlık sınırının çok altında bulunuyor. Türk-İş ve BES-AR verilerine göre yalnızca sağlıklı beslenmenin aylık maliyeti 40 bin liraya yaklaşırken, emekli aylıkları temel gıda harcamalarını dahi karşılayamaz hale gelmiş durumda. Kira, fatura ve sağlık harcamalarının emekliler için ek bir yük oluşturduğu bu tabloda, emekli gelirleri yılın ilk aylarından itibaren hızla eriyor. Bu nedenle emekliler, pazarda en fazla fiyat karşılaştırması yapan; çoğu zaman alışveriş yapmadan tezgahları dolaşmak zorunda kalan kesim olarak öne çıkıyor. 

Yoksulluk sınırının 100 bin liraya yaklaştığı bu tabloda, milyonlarca insan temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Hayat pahalılığı, en somut haliyle semt pazarlarında hissedilirken; mikrofon uzattığımız başta emekliler olmak üzere halk, asgari ücret ve emekli aylıklarıyla geçinmenin zorluklarını anlattı.

'PAZARA GELİP BAKIP BAKIP DÖNÜYORUZ'
Uzun süredir yaşadığı hastalık dolayısıyla çalışamaz durumda olduğunu ve ailesinin geçim mücadelesinin her geçen gün ağırlaştığını söyleyen 61 yaşındaki Halise Çelik şöyle konuştu: "Durumumuz belli. Eşim işsiz bir senedir. Ben hastanede yattım, ameliyat oldum, çalışamıyorum. Ne benim ne eşimin emekli maaşı var. Asgari ücret 20 bin lira olmuş diyorlar ama eşim yaşlı olduğu için bu ücrete kimse iş vermiyor. Pazara gelip bakıp bakıp gidiyoruz. Bir kilo meyveyi bile zor alıyorum. Doğru dürüst hiçbir şeyin tadına bakamıyoruz."

Temel ihtiyaçlar arasında tercih yapmak zorunda kaldıklarını anlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ev kirasına mı verecekler, faturaya mı verecekler, mutfağa mı verecekler bu parayı? Elektrik, su dünyanın parası geliyor. Soba yakmadan oturuyoruz. Elektriği kısıtlı kullanıyoruz. Yiyeceğimiz şeyler belli, az almaya çalışıyoruz, ayakta durmak için. Yani açlık sınırındayız."

'GÜN GEÇTİKÇE DAHA DA FAKİRLEŞİYORUZ'
Pazarda konuştuğumuz emekli Mevlüt Noyan, hayat pahalılığının artık taşınamaz hale geldiğini şu sözlerle anlattı: "Hayat çok pahalı. Pazarlar aşırı pahalı. Bin, bin beş yüz lira ayırsan bile yetmiyor, mümkün değil. Emekli maaşları zaten çok az, yeterli değil. Mutlaka artırılması gerekir." Geçinmenin bir matematik hesabına dönüştüğünü vurgulayan Noyan, çağrısını şu sözlerle sürdürüyor: "20 bin lirayla geçinilmez. En az 30 bin liranın üstü olması lazım. Gün geçtikçe halk daha da fakirleşiyor."

'BİR MUZU ÜÇ ÇOCUĞA BÖLMEM GEREKİYOR'
Üç çocuk annesi ev emekçisi Ayşe Sadık, pazara ilk adımını attığında pahalı fiyatlar karşısında yaşadığı şaşkınlığı ve çaresizliği şöyle anlattı: "Bugün pazara geldim, her şey aşırı pahalı. Şok oldum. Üç çocukla bin lira yeter mi? İki bin lira da yetmez. Asgari ücret hiç kimseye yetmez." Pazardaki ürünlerin fiyatlarına dikkat çeken Sadık, çocukların beslenmesinin bile lüks haline geldiğini şöyle ifade etti: "Domates 65 lira, patates 60 lira. Turşu almak istedim 25 lira. Muz 80 lira. Üç çocuğa bir muz alıp bunu parçalara mı böleyim? Meyve alamıyorum. Devlet asgari ücrete zam yaptık diyor ama pazarda da sebzeye zam yapıyor. Bu haksızlık."

'EMEKLİ, ÇÜRÜK MEYVE ALMAK ZORUNDA KALIYOR'
Bir diğer emekli Levent Mecnun ise emeklilerin geldiği noktayı tek kelimeyle özetledi: "Harap." Mecnun, şöyle devam etti: "Yaşam standartlarımız alabildiğine düştü. Hiçbir ihtiyacımıza yetişemiyoruz. 16 bin 800 liralık emekli aylığını çıkara çıkara 20 bin liraya getirdiler. Asgari ücret 28 bin lira ama bu fiyatlarla pazardan ne alabilirsin, hesap etmek lazım." Mevsimlik meyvelerin artık erişilemez hale geldiğini belirten Mecnun, tabloyu şöyle anlatıyor: "Mevsimlik meyvelerde 100, 120, 130 lira etiket var. Emekli ancak ikinci derecede çürümüş, atık meyveleri alabiliyor. Kiralar yüksek, faturalar yüksek. Aldığımız ücretler hiçbir şeye yetmiyor. Halkın durumu perişan."

Semt pazarları, yoksullaşma krizinin en çıplak görülebildiği alanların başında geliyor. Alışveriş poşetleri küçülürken, pazarda geçirilen süre uzuyor; insanlar çoğu zaman almak istediklerini değil, alabileceklerini hesaplıyor. Özellikle emekliler, asgari ücretliler ve çocuklu aileler için pazar, artık temel ihtiyaçların bile sorgulandığı bir yere dönüşmüş durumda. Pazarda konuştuğumuz insanlar, zamlar karşısında yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda psikolojik bir yıpranmışlık yaşadıklarını söylüyor. Kira, fatura ve gıda arasında sıkışan bütçeler; sağlıklı beslenmeyi, meyve-sebzeyi, hatta ısınmayı bile lüks haline getiriyor.