16 Ocak 2026 Cuma

Sürecin turnusolü: Rojava

Bugün gelinen kavşakta sömürgeci Türk devleti ile Kürt ulusal demokratik hareketinin cepheden karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdır. Çünkü her iki öznenin sürece biçtikleri misyon ve yükledikleri anlam taban tabana zıt bir gerçekliği gösteriyor. Rojava devriminin geleceği ve Kürt ulusunun kolektif hakları sorunu sürecin düğüm noktasıdır.

Aralık sonundaki başyazımızda burjuva düzen partileri AKP, MHP ve CHP'nin süreç raporlarının analizi üzerinden süreç ve Rojava ilişkisine dair şu öngörü ve tespitlere dikkat çekmiştik. "Bugün Rojava Türk sömürgeciliği için temel taviz konusu olarak duruyor. Rojava düğümünün çözülmesi için bütün tazyik ve özel psikolojik savaş yoğunlaştırılıyor. Rojava 10 Mart mutabakatı gerekçe gösterilerek sürecin boşa çıkarılması yüksek ihtimal olarak görünüyor. AKP, MHP ve sömürgeci devletin Rojava'yı bir taviz koparma ve sömürgeci sıçrama trampleni haline getirdiği bugünkü uğrakta süreç, ancak karşılıklı ya da tek taraflı ödünlerle ilerleyebilir. Kritik bir eşiğe daha gelinmiş bulunuyor."

Sömürgeci Türk burjuva devleti ile Kürt ulusal demokratik hareketi lideri Öcalan arasında bir yılı aşan bir süredir devam eden diyalog ve uzlaşma süreci tıkanma eşiğinde ve tarihsel bir dönüm noktasındadır. Halep'teki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerinin özerk yapılanmasını sona erdirme hedefli saldırı tam olarak bu yeni ve kritik eşiğe işaret ediyor. Bir kez daha düğüm ve dönüm noktası Kürt ulusunun kolektif hakları, kamusal varlığı ve bunun yaşayan örneği olan defacto Rojava statüsüdür.

Kürt ulusal demokratik hareketi önderi Öcalan'ın 27 Şubat çağrısıyla resmiyet ve aleniyet kazanan diyalog ve uzlaşma süreci, başından beri farklı ifadelerle adlandırıldı. Bu adlandırmalar dosdoğru tarafların pozisyonunu ve murat ettiklerini iki ayrı çözüm konsepti olarak somutluyordu. Kürt ulusal demokratik hareketi yürüyen süreci belirli bir evresinde kendi çözüm perspektifi ve beklentilerine göre tarifledi. "Barış ve demokratik toplum manifestosu"nun ilanı ve PKK'nin fesih kararıyla birlikte, Kürt ulusal demokratik hareketi sürecin adını koydu: "Barış ve demokratik topluma geçiş." Kürt ulusal demokratik hareketi teorik, programatik ve stratejik düzeyde kendini demokratik bir çözüm ve entegrasyon doğrultusunda konumlandırdı. Tarihsel nitelikte stratejik adımları tek yanlı biçimde attı. Demokratik uzlaşı ve entegrasyona geçiş için gerekli zemin ve koşulları hazırladı, silah bırakma, fesih ve Bakur sahasından çekilmek gibi pek çok taviz verdi.

Sömürgeci faşist Türk devleti süreci başından beri "terörsüz Türkiye" olarak adlandırdı. Hiç kuşkusuz saray cuntası ve sömürgeci Türk devletinin "terörsüz Türkiye" konsepti, Kürt ulusal demokratik hareketinin teslimiyetini ve tasfiyesini amaçlıyordu. Sömürgeci devlet Kürt ulusal demokratik hareketinin tasfiyesi sağlandıktan sonra "kimi hukuki adımların" atılabileceğini, süreç ilerledikçe kimi demokratik düzenlemelerin yapılabileceğini vaat ediyordu. Aynı zamanda Kürt sorununun gerçekte var olmadığını ya da kalmadığını savunarak inkar politikasını sürdürüyordu. PKK'nin silah bırakması ve kendini feshetmesinin ardından bu gerçeklik daha da belirginleşti. Sömürgeci Türk burjuva devleti demokratik bir çözüm yerine teslimiyet ve tasfiyeyi dayatan politik tavrını "terörsüz bölge" söylemiyle yükseltip tahkim etti. Böylece dört parçadaki tüm PKK kadrolarının silah bırakması, örgütün siyasi-örgütsel yapısını tamamen tasfiye etmesi ve özellikle Rojava'nın cihatçı faşist HTŞ rejimine boyun eğmesi ve entegre olması şartı dayatıldı. QSD ile HTŞ arasında varılan 10 Mart mutabakatı bu entegrasyonun çerçevesi olarak gösterildi.

Sömürgeci devletin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "terörsüz bölge" hedefini Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine odakladı. 10 Mart anlaşmasının, sömürgeci faşist Türk burjuva rejiminin çıkar ve arzuları doğrultusunda yeniden şekillenmesini dayattı. Yaşar Güler, İbrahim Kalın ve Hakan Fidan işbirlikçi, cihatçı Şam rejimini kuşatıp baskı altına aldı. Rojava'nın tasfiyesi için işbirlikçi Türk sömürgeciliğinin tüm diplomatik-siyasi gücünü seferber etti. Sürecin baş mimarlarından olan faşist MHP lideri Bahçeli, Hakan Fidan'la aynı doğrultuda Rojava'yı sürekli ve yoğun sömürgeci küstah söylemle saldırı menzilinde tuttu. Bahçeli neredeyse her süreç açıklamasında, "SDG ve YPG de silah bırakıp kendini feshetmeli", "örgütün kurucu önderi Öcalan'ın çağrısı YPG'yi de kapsıyor" vs. vb. tasfiyeci ve teslimiyetçi söylemlerle süreçten murat ettiğini ayan beyan dile getirdi. Kürt ulusal demokratik hareketini yarmayı amaçlayan bir politik söylemi yoğunlaştırdı. Mazlum Abdî'yi İsrail'le işbirliği suçlamasıyla düşmanlaştıran faşist Bahçeli, bugün bu saldırgan söylemini daha da kesif bir biçimde sürdürmekte ve olası Rojava işgali tehdidi yönünde bükmektedir. Faşist Bahçeli Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'ye sömürgeci işgalci Türk devletinin tank, SİHA ve komuta desteğiyle saldıran katil cihatçı HTŞ'yi savunup meşrulaştırmakla kalmadı. Meclisteki son grup toplantısındaki konuşmasında aynı sömürgeci küstahlıkla Kürt ulusal demokratik hareketinde tasfiyeci bir bölünme yaratmak için Abdî'nin kurucu önder Öcalan'a sadakatsiz olduğu söylemini şedit biçimde tekrarladı.

NATO'nun paramiliter aparatı olarak örgütlenmiş faşist MHP ve Bahçeli'nin sahte ABD-İsrail karşıtlığı demagojisine sarılması iç cepheyi tahkim etme stratejisinin ucuz bir söylemidir. Bahçeli'nin berbat ve ikiyüzlü faşist demagojisinin hiçbir hükmü yoktur. Yalancı pehlivan peşrevleriyle rol kestiği siyonist İsrail karşıtlığı sahtedir. Sömürgeci katiller koalisyonu HTŞ ve Türk devleti, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'ye saldırının öngünlerinde emperyalizm ve siyonizm önünde birlikte diz çökmüşlerdir. 4 Ocak'ta QSD yönetimi ile Şam yönetimi arasındaki müzakerenin sabote edilmesi, sömürgeci Türk devletinin son marifetidir. Emperyalistlerle kirli pazarlıkların ve işbirliğinin bir sonucudur. Paris'te ABD, HTŞ ve İsrail arasındaki anlaşmaya, cihatçı HTŞ'nin siyonizme ram etmesine, Güney'deki Golan tepelerini İsrail'e teslim etmesine vızıltı kabilinde dahi ses çıkaramayan faşist Bahçeli, Mazlum Abdî'yi İsrail'in kuklası ilan etmede fütursuzcadır. Sömürgeci Türk devleti, saray cuntası ve süreç cambazı faşist Bahçeli, emperyalizmin kuklaları ve siyonizmin işbirlikçileridir. HTŞ ile birlikte siyonizme taviz verip işbirliği yapmanın üstünü cambaza bak cambaza politik yankesiciliğiyle örtemezler. ABD'ye, İsrail'e verdikleri taviz karşılığında Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine saldırı vizesi alan bu saray cuntası erbabı, Ortadoğu halklarının katiller koalisyonunun unsurlarıdır.

Bugün gelinen kavşakta sömürgeci Türk devleti ile Kürt ulusal demokratik hareketinin cepheden karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdır. Çünkü her iki öznenin sürece biçtikleri misyon ve yükledikleri anlam taban tabana zıt bir gerçekliği gösteriyor. Rojava devriminin geleceği ve Kürt ulusunun kolektif hakları sorunu sürecin düğüm noktasıdır. Bu gerçeklik aynı zamanda Ortadoğu'da emperyalizmin ve siyonizmin inşa etmek istediği yeni düzenin bir konusu ve kolonudur. Salt sömürgeci Türk burjuva devletiyle Kürt ulusal demokratik hareketinin baş başa anlaşıp çözebileceği bir sorun değildir. Kürdistan sorunu başından beri uluslararası ve bölgesel bir sorun olma karakterini taşıyageldi. Bugün de ABD başta olmak üzere emperyalistler ve bölgenin sömürgeci devletleri yürüyen sürecin görünür ve görünmez aktörleridir. Sömürgeci Türk burjuva devleti emperyalistlerle birlikte Kürt ulusal demokratik hareketini tasfiye etmeye, teslim alıp düzeniçileştirmeye çalışıyor. İşbirlikçi Türk burjuva devletinin "terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" konsepti aynı zamanda emperyalizmin devrimci dinamikleri sönümlendirme, halkları silahsızlandırma, alternatifsizleştirme ve emperyalist-kapitalist kölelik sistemine boyun eğdirme, razı etme sürecidir. Kürt ulusal demokratik hareketini dönüştürme ve emperyalist-kapitalist sisteme entegre etme süreci ve çabasıdır. Nitekim Rojava'daki demokratik halkçı yönetim tam da bu sömürgeci ve emperyalist amaç doğrultusunda dönüştürülmeye, işbirlikçi HTŞ'nin yeni Suriye devleti içinde eritilmeye çalışılıyor.

Süreç Kürt ulusal demokratik hareketinin öngördüğü ve arzu ettiği demokratik entegrasyon yönünde gelişmiyor. "Barış ve demokratik topluma geçiş süreci" değil, "terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" süreci yürüyor. KCK eşbaşkanlığının Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê saldırısıyla ilgili yaptığı açıklama ve değerlendirmeler sürecin teslimiyet ve tasfiye amaçlı yürüdüğünü tespit edip vurguluyor. Rojava eşiği ve düğümü sürecin ayracıdır. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine dayatılan şey topyekun Kürt ulusal hareketine ve Kürt ulusunun kolektif varlığına dayatılmıştır. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'nin HTŞ egemenliğine alınması saldırısı bir başlangıç ve sınamadır. Rojava devriminin halkçı, demokratik, kadın özgürlükçü ve ulusların eşitliğine dayalı yapısı Ortadoğu halklarının en ilerici kazanımlarını temsil ediyor. Baas sömürgeciliğinin yerini ve misyonunu üstlenen cihatçı faşist HTŞ ile faşist Türk sömürgeciliği emperyalizmin gücünü arkalayarak Rojava devrimini işgalci bir savaşla yok etmeye girişmiş bulunuyor. Rojava bir kez daha sömürgeci işgal savaşı tehdidi altındadır, varlık-yokluk süreciyle yüz yüzedir. Bugün tüm Ortadoğu halklarının, bölgenin emekçi sol hareketlerinin, devrimci-sosyalist güçlerinin acil görevi; Rojava devriminin kazanımlarını sahiplenip savunan birleşik direniş cephesinde buluşmak, sömürgeci işgal savaşını durduracak olan halkların birleşik genel direnişini geliştirmek ve yükseltmektir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 16 Ocak tarihli 252. sayısında yayımlanan başyazısı.