16 Ocak 2026 Cuma

6 Ocak'tan bugüne planlı kuşatma ve direniş

Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, Suriye iç savaşının başından bu yana defalarca kuşatmaya ve saldırıya uğradı. Buna rağmen halk, evlerini terk etmeyi reddetti. Rojava devriminin ilk örgütlenme alanlarından biri olan bu mahalleler, bugün de teslimiyete karşı direnişin sembolü olarak adını tarihin direniş sayfalarına bir kez daha yazdırdı. Bu direniş, yalnızca iki mahallenin savunulması değildir; cihadist çetelere, tekçi diktatörlük projelerine ve emperyalist destekli işgale karşı onurlu bir yaşam ısrarıdır.

"Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" sözü, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'de yaşanan saldırıları tarif etmek için fazlasıyla yerindedir. 6 Ocakta başlayan kapsamlı saldırılar ne ani ne de beklenmedikti. Türk devletinin kışkırtmaları ve desteğiyle HTŞ çeteleri, aylar öncesinden bu iki mahalleyi kuşatma altına almış; sistematik ihlallerle askeri ve psikolojik baskıyı adım adım artırmıştı. Yaşananlar, planlı bir saldırının kaçınılmaz sonucuydu.

HTŞ çeteleri, 1 Nisan mutabakatına rağmen Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerini sürekli hedef aldı. SDG güçlerinin Halep'ten çekilmesinin ardından mahallelerin güvenliği Halep Asayiş Güçlerine bırakılmıştı. Ancak HTŞ, mutabakatı tanımayarak mahalleleri abluka altına aldı, giriş-çıkışları kısıtladı ve saldırılarını planlı biçimde artırdı. Bu abluka, yalnızca askeri bir hazırlık değil; halkı teslim almaya dönük bilinçli bir faşist politikaydı.

Cihadist ve kadın düşmanı Golani liderliğindeki Heyet Tahrir Şam (HTŞ) çeteleri, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerini uzun süredir abluka altında tutuyor, sistematik ihlallerle saldırının zeminini hazırlıyordu. Keşif amaçlı dron uçuşları, sivillere yönelik kaçırma ve gözaltılar ile kamu kurumlarının askeri noktalara dönüştürülmesi günlük hale gelmişti. Kapsamlı saldırının başlatıldığı 6 Ocaka kadar, 1 Nisan mutabakatı onlarca kez ihlal edildi. HTŞ çetelerinin hedefinin güvenlik ya da istikrar değil; korku, zor ve teslimiyet dayatması olduğu açık biçimde ortada.

ÇETELERİN AÇIK KUŞATMASI
6 Ocak günü, kuşatma altındaki Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine; emperyalist güçlerin onayıyla, işgalci Türk devletinin desteklediği yaklaşık 45 bin kişilik silahlı çete gücüyle soykırım amaçlı saldırı gerçekleştirildi. İki küçük mahalleye karşı her türlü hava ve kara silahı kullanıldı. Tanklar, toplar, zırhlı araçlar, SİHA'lar ve dronlar, Kürt halkının yaşadığı mahallelere yöneltildi. Amaç, planlı bir biçimde Kürt halkını teslim almak ve soykırımdan geçirmekti.

Şêxmeqsûd halkı, komutanlar ve savaşçılar, ilk günden itibaren hiçbir taviz vermeden direnişi sürdürdü.

Bu saldırılar karşısında, sınırlı imkânlara sahip Şêxmeqsûd halkı, Halep İç Güvenlik Güçleri komutanları ve savaşçılarıyla birlikte tarihi Dimdim Kalesi direnişini andıran büyük bir direniş sergiledi. Asayiş bünyesindeki savaşçılar, halkını ve toprağını korumak için fedai bir çizgide savaşarak ağır bedeller ödedi.

Bu direnişi anlatacak cümleler kurmak gerçekten çok zor. Bu nedenle, direnişin komutanı olan Şehit Ziyad Heleb'in ifade ettiği şu sözleri hatırlatmakta fayda var:
"Bu savaşçılar, bu halk burada olduğu sürece biz de burada olacağız. Biz şimdi burada ölüm kararı verdik. Ölüm kararı dışında bir karar yok. Cadde cadde, ev ev savaşacağız; tek bir kişi kalsak bile geri adım atmayacağız."

Bu direnişin öncülüğünü, fedai bir ruhla savaşan kadın savaşçılar üstlendi. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeki direnişlerde fedaice savaşarak şehadete ulaşan halkın şehitleri Denîz Çiya, Rojbîn Hesekê, Feraşîn Efrîn, Dilbirîn Qamişlo ve Hawar Qendil direnişin sembolleri haline geldi.
Bu direnişin öncülüğünü, fedai bir ruhla savaşan kadın savaşçılar üstlendi. Kadın savaşçıların direnişte üstlendikleri öncü rol, teslimiyeti reddeden iradenin en somut ifadesi oldu. HTŞ çetelerinin kadın savaşçıların bedenini hedef alan saldırıları ise tesadüf değil; kadın özgürlük çizgisini kırmayı amaçlayan bilinçli bir özel savaş politikası olarak uygulanmaktadır.

Altı gün süren saldırılar boyunca en az 120 bin Kürt topraklarından sürüldü, yüzlercesinin akıbeti hala bilinmiyor. 7'den 70'e, kadın-çocuk-yaşlı demeden binlerce insan katliam tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Çetelerin elinde işkence gören insanların görüntüleri, hiçbir sakınca görülmeden sosyal medya mecralarında açıkça dolaşıma sokuldu.

Bu pervasızlığın nedeni açıktı: Tüm dünya, yaşanan bu katliamlar ve işkenceler karşısında adeta ortak bir sessizlik yemini etmişti. Bu sessizlik, Türk devletine bağlı çetelerin ve destek verdikleri cihadist HTŞ çetelerinin suçlarını daha da rahat ve aleni biçimde işlemesinin önünü açtı.

ULUSLARARASI SESSİZLİK VE İKİYÜZLÜ 'İTİDAL' ÇAĞRILARI
Saldırıların en yoğun yaşandığı günlerde uluslararası güçler ve Avrupa devletleri sessiz kaldı. Hastaneler, camiler ve sivil yerleşimler hedef alınırken tek bir ciddi açıklama yapılmadı.

Kürtlere karşı işlenen suçlar ve ihlaller açık biçimde savaş suçu kapsamına girmesine rağmen; genç erkeklerin kaçırılıp infaz edilmesi, sivil malların yağmalanması ve hem savaşçıların hem de sivillerin cenazelerinin parçalanması gibi suçlar görmezden gelindi.

Ancak siviller sürüldükten, insanlar katledildikten ve en ağır savaş suçları işlendikten sonra, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, 13 Ocak'ta "itidal" çağrısı yaptı.

Açıklamada taraflardan gerilimi artıracak adımlardan kaçınmaları istendi. Bu, yaşanan katliamlar karşısında gecikmiş ve samimiyetsiz bir açıklamadır.

Peki soralım: Binlerce sivil insan cihadist HTŞ çetelerinin elinde esir tutulurken, bu insanlara işkence yapılırken ve bunlar kayıt altına alınıp sosyal medyada paylaşılırken, CENTCOM gerçekten bir katliamın önüne geçmek istiyorsa neden somut hiçbir adım atmıyor? Bu sorunun cevabını çok iyi biliyoruz. Çünkü onlarda bu katliamın, saldırıların ortağıdır.

Açıklamanın devamında, tüm aktörlere yeniden müzakere masasına dönme ve diyalog yoluyla diplomatik çözüm arayışını sürdürme çağrısı yapılırken, "kendi içinde ve komşularıyla barış içinde olan bir Suriye'nin daha barışçıl ve müreffeh bir Ortadoğu'nun önünü açacağı" vurgulandı. Ancak bu açıklamaların hiçbir biçimde samimiyet taşımadığını bugün hala devam eden saldırılardan biliyoruz. Cihadist HTŞ çetelerinin Şêxmeqsûd'a yönelik saldırılardan hemen sonra Dêr Hafir ve Tişrîn bölgelerine yönelik saldırılarından da açıkça görülmektedir.

DİRENİŞİN ANLAMI
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê, Suriye iç savaşının başından bu yana defalarca kuşatmaya ve saldırıya uğradı. Buna rağmen halk, evlerini terk etmeyi reddetti. Rojava devriminin ilk örgütlenme alanlarından biri olan bu mahalleler, bugün de teslimiyete karşı direnişin sembolü olarak adını tarihin direniş sayfalarına bir kez daha yazdırdı.

Bu direniş, yalnızca iki mahallenin savunulması değildir; cihadist çetelere, tekçi diktatörlük projelerine ve emperyalist destekli işgale karşı onurlu bir yaşam ısrarıdır.

Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê'de yaşananlar, faşist HTŞ çetelerinin sivil halkı hedef alan sistematik saldırılarının açık göstergesidir. Buna karşılık, sınırlı imkanlara rağmen sürdürülen direniş, Kürt halkının ve bölgedeki tüm ezilen halkların, inançların teslimiyete boyun eğmeyeceğini bir kez daha ortaya koymuştur.

*KurdistanAzad sitesinde yayımlanan Sarin Amed imzalı yazıya buradan ulaşabilirsiniz.