28 Mart 2026 Cumartesi

Tarihi direnenler yazacak

Faşist Modi hükümeti uzunca zamandır popülist politikalarla ülkeyi yönetirken, halk derin yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi veriyor. Bu politikalara karşı sokağa çıkan halk neoliberal politikalara karşı direnmeye devam ediyor. Direnişin başka bir noktaya taşınmasını engellemek için HKP’ye (Maoist) dönük imha saldırısı politikasını devreye sokan devlet halkın başka bir dünya umutlarını yok etmeye çalışıyor. 

ABD Savaş Bakanı Hegseth, İran'daki savaşla ilgili değerlendirmesinde, "Çatışma gücünü yeniden yapılandırma umutlarını ortadan kaldırmaya çalışıyoruz" dedi. Daha savaşın başında zafer kazanmış edasında konuşan bakan, sadece propaganda yapmıyordu. Savaş teorisi üzerine okuyanlarca malum olacaktır, savaşta kesin zaferi sağlayan şey düşman kuvvetinin umudunu tamamen yok etmektir. 

"Bu savaşta yenilsek de başka savaşta kazanırız". Umut etme halini ortadan kaldırmadan, savaş gerçek anlamda bitmez. ABD Savaş Bakanı, İran özgülünde bu gerçeği dile getirmiştir. 

Bu sözlerin savaş sahasında durduğu yeri anlamak için fazla uzağa gitmeye gerek yok. Sri Lanka devletinin Tamil Kaplanları'na karşı 2009'da başlattığı, topyekûn imha saldırısına bakmak yeterli olacaktır. ABD ve Hindistan emperyalizmin onayıyla, barış müzakereleri devam ederken başlattığı saldırı hala hafızalarda. Tamil halkını "Ya bizdensin ya terörist" diyerek, yaşadığı bölgeyi terk etmeye zorlayan devlet, gitmeyenleri çocuk ayrımını dahi yapmadan katletti. Faşist Sri Lanka devletinin amacı sadece bölgedeki örgüt militanlarını tasfiye etmek değildi. Bunun yanı sıra soykırım sonrası Tamil halkının bir daha devlete karşı çıkmayı örgütlenmeyi aklından bile geçirmemesini amaçlıyordu. Halk sömürü ve zulme sessizce boyun eğecekti. Devlet topyekün bir halkı ortadan kaldırmak için saldırırken, müzakerelerde arabuluculuk yapan emperyalist devletler de dahil, insan haklarından dem vurup duran AB emperyalistlerin de olanları izlemekle yetindi. Tamil Kaplanları'nı katliamdan geçirerek ülkede "sükuneti" sağlayabileceğini sananlar 2022'de patlak veren halk ayaklanması ile sarsıldı. 

Benzer bir politika 7 Ekim sonrası Gazze işgalinde Hamas ve Filistin halkına uygulandı. Gazze'de hastaneler, okullar hatta çadırlar İsrail siyonizminin saldırılarından nasibini aldı. Fakat bu soykırım saldırılarına rağmen Filistin halkı yurdunu terk etmedi, direndi. 

Yine bugün siyonist İsrail'in Lübnan'a karşı başlattığı savaş benzer zeminden besleniyor. İsrail, Lübnan devleti ve Hizbullah'la yaptığı anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan, yeni bir savaş başlattı. İsrail, Hizbullah’a verdiği zararla kendisini sınırlandırmak istemiyor. Aynı zamanda onun iradesini kırarak hiçbir zaman savaşmaya mecalinin olmamasını istiyor, iradesiz ve umutsuz kalmasını sağlamaya çalışıyor. "Umut edemez" hale getirme politikasını Hindistan'da Hindistan Komünist Partisi’ne (Maoist) yönelik başlattığı Kagaar Operasyonu ile uygulamaya koydu. Aralarında HKP (Maoist) Genel Sekreteri Başavaraj'ın da olduğu birçok MK üyesi devlet saldırısıyla katledildi. HKP (Maoist) gerilla gücünün etkin olduğu Adivasi halkı da katliamdan payına düşeni aldı.

Askeri teknolojinin etkin kullanıldığı, gerilla cenazelerine dahi işkence yapıldığı saldırılarda Adivasi halkına, "Ya bizdensin ya onlardan" diyerek tasfiye saldırısına hız veren faşist devlet, dizginsiz terörle operasyonu tamamlamaya çalışıyor. MK'nın özel olarak hedeflenmesinde, hiç şüphesiz içlerinden çıkan birinin teslim olması etkili olmuştur. Bu saldırganlığa rağmen hareketi teslim almayı başaramayan faşist devlet yalan ve demagojiyle halkı manipüle edip psikolojik savaş yürütüyor. Hindistan devleti MK üyelerinden başlamak üzere bütün bir gücü halkla birlikte imha etmeye çalışırken amacı sadece şu anki operasyonu kazanmak değil. Esas olarak gelecekte başına bela olacak bir düşmanın savaşma azmini ortadan kaldırmayı planlıyor. 

Faşist Modi hükümeti, bu saldırıyla halk üzerinde etkili olan devrimci örgütü ortadan kaldırıp muhalifleri tasfiye edip kapitalizmin dizginsiz sömürüsünün önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Zengin ve yoksul arasındaki gelir dağılımında bir uçurum olan Hindistan'da HKP’nin (Maoist) varlığının ayrı bir anlamı var. Faşist Modi hükümeti uzunca zamandır popülist politikalarla ülkeyi yönetirken, halk derin yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi veriyor. Bu politikalara karşı sokağa çıkan halk neoliberal politikalara karşı direnmeye devam ediyor. Direnişin başka bir noktaya taşınmasını engellemek için HKP’ye (Maoist) dönük imha saldırısı politikasını devreye sokan devlet halkın başka bir dünya umutlarını yok etmeye çalışıyor. 

Savaşta düşmanı "umut edemez" hale getirme politikasını faşist molla rejimi yakın zaman önce Aralık Ayaklanması'nda uyguladı. Haklı ve meşru taleplerle sokaklara çıkan halka özellikle ayaklanmanın son gününde dizginsiz devlet terörü ile saldırdı. Halkın iradesini kırmak için ve ayaklanmayı aklının ucundan dahi geçirmesin diye her türlü zor ve şiddet araçlarını devreye soktu. Yani faşist molla rejimi ABD'nin ne yapmak istediğini çok iyi biliyor. Tam da bu yüzden varoluşsal bir mücadele veriyor. Konumuza geri dönecek olursak, savaşta hasımın tamamen ortadan kaldırılması bakımından "umut edemez" hale getirmek yaşamsal önemdedir. Fakat ezeli ve edebi iki düşman kuvvetin karşı karşıya kaldığı durumda iradenin kırılması ebedi bir başarı getirmez. Daha açık ifade ile işçi sınıfının ve genel anlamda ezilenlerin, ekonomik ve politik talepler için mücadelesinin, eninde sonunda kendi öncü ve önderiyle buluşması kaçınılmazdır. Ezilen kitleler yenilgilerinden ders çıkarıp, yenilgiye yenilmeden bilincini tazeler. Böylece umut yeniler kendini. Fidel Castro'nun ilk yenilgi aldığında, tepesinde gezen düşman helikopterlerini göstererek; "bakın nasıl da korktular" bizden; sözünü söyleten bu Marksist bilinçtir. Marksist yöntem bu sınıf savaşının nihai galibini bilimsel metotlarla kanıtladı. Sınıflar var oldukça, ona karşı mücadele devam edecek ve zafer kazanacaktır. Haklı ve mazlum olanın umudu, umutsuzluğu kurşuna dizerek kendi yol yürüyüşünü tamamlayacaktır. 

ABD Savaş Bakanı'nın bir savaş kuralını hatırlatan sözleri savaş sahasında tekrar sınanacaktır. Bu gerici savaşta kim, kimin umudunu kıracak şimdilik belli olmasa da halkların, ezilenlerin ilerici savaşında, dünya gericiliğinin iradesinin kırılacağı günler çok da uzak değil. Yeter ki işçi sınıfı ve ezilenler tarihsel sorumluluğu kuşanarak, "kulübelere barış, saraylara savaş" düsturuyla safların en önünde olsun.