Hürmüz'den Gazze'ye kriz derinleşiyor
ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı merkezli kriz, hem askeri tehditler hem de olası bir mutabakat taslağı üzerinden şekillenirken, savaşın sona ermesi ve yaptırımların gevşetilmesini içeren 30 günlük müzakere planı gündeme geldi.
ABD emperyalizminin ve İsrail'in bölgesel saldırgan politikaları Ortadoğu'da yeni bir kriz dalgasını tetiklerken, İran ile ABD arasındaki Hürmüz Boğazı merkezli gerilim diplomasi ile askeri tehdit arasında sıkışmış durumda.
Son gelişmelere göre faşist Donald Trump yönetimi, Hürmüz Boğazı'nda gemilere güvenli geçiş sağlanmasını hedefleyen "Özgürlük Projesi"ni askıya aldı. Bu adım, ABD'nin bölgedeki doğrudan askeri saldırı ve ablukayı yönetme stratejisinde geçici geri çekilme olarak yorumlanırken, aynı zamanda İran ile yürütülen görüşmelerin sürdüğüne işaret ediyor.
ABD basınına yansıyan bilgilere göre, Washington ile Tahran arasında savaşın sona erdirilmesi ve nükleer programın sınırlandırılması için tek sayfalık bir mutabakat taslağı üzerinde uzlaşma arayışı bulunuyor. Ancak aynı süreçte ABD, İran'a yönelik yaptırım ve askeri saldırı tehditlerini devam ettiriyor. Buna karşılık "İran'ın mütabakat metnini dikkate aldıkları ve görüşmeye hazır olduklarını belirtmesi savaşın sona erme ihtimalini güçlendirdi" yorumlarını getirdi.
İran Devrim Muhafızları ise Hürmüz Boğazı'nda kontrolün sürdüğünü ve geçişlerin "İran kurallarına uygun" şekilde yürütüldüğünü açıkladı. Tahran yönetimi, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve deniz ablukası girişimlerini açık bir müdahale politikası olarak değerlendiriyor.
Hürmüz hattındaki gerilim sürerken, İsrail'in Gazze ve Lübnan'a yönelik saldırıları bölgesel krizi derinleştiriyor. Filistin'de devam eden saldırılar ağır insani yıkıma yol açıyor, Lübnan sınırında da İsrail ordusunun operasyonları çatışma riskini büyütüyor.
Bu tablo, İsrail'in ABD desteğiyle yürüttüğü bölgesel askeri stratejinin yalnızca Filistin halkını değil, tüm Ortadoğu'yu istikrarsızlığa sürüklediğini gösteriyor. İran ile İsrail arasındaki açık ve dolaylı şekilde ilerleyen gerilim ise Hürmüz Boğazı krizini doğrudan etkileyen başlıca faktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
İran'a yönelik yaptırım, kuşatma ve askeri baskı politikaları; bölgesel barışın değil, kontrol ve hegemonya arayışının parçası olarak değerlendirilebilir.
Hürmüz Boğazı'ndan Gazze'ye uzanan hat, emperyalist müdahale politikaları ile halkların direnişi arasındaki çelişkinin yoğunlaştığı bir hatta dönüşmüş durumda. Bölgedeki kriz, ABD ve İsrail merkezli güçlerin askeri ve ekonomik kuşatma stratejileriyle daha da derinleşirken, Ortadoğu halkları ağır bir savaş ve yıkım yükü altında yaşamaya devam ediyor.
ABD-İRAN MUTABAKAT TASLAĞINDA NELER VAR?
Mutabakata varılması halinde, savaşın sona ermesi, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'a yönelik yaptırımların kaldırılmasına yönelik 30 günlük detaylı bir müzakere dönemi başlayacak.
Basına yansıyan anlaşma taslağına göre İran, nükleer zenginleştirme faaliyetlerine en az 12 ile 15 yıl arasında sürecek bir moratoryum uygulamayı, nükleer silah arayışından vazgeçmeyi ve yer altı nükleer tesisi işletmemeyi taahhüt ediyor.
Ayrıca Tahran'ın, BM müfettişlerine ani denetim yetkisi vermesi ve elindeki yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumu ülke dışına çıkarması masadaki en kritik maddeler arasında yer alıyor.
Buna karşılık ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları kademeli olarak kaldırması, dondurulmuş milyarlarca dolarlık fonu serbest bırakması ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını sonlandırması talep ediliyor.
ABD'nin görüşmelerin sona ermesi halinde saldırılara yeniden başlaması veya ablukaya geri dönmesi mutabakatın şartları arasında belirtiliyor.
İran medyası, Devrim Muhafızları Donanması'nın ABD tehditlerinin sona ermesi ve yeni prosedürlerin yürürlüğe girmesiyle Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin sağlanacağını açıkladığını duyurdu.