24 Nisan 2026 Cuma

Atılım Gazetesi Başyazısı / Kaybedilen Gülistanların hesabını sormak için 1 Mayıs'a!

Gözaltı ve tutuklamaların ardından 6 yıllık oyalamanın yeni bir biçimde sürdürüleceğini düşünmek için yeterince neden var. Faşist şeflik rejiminin değişik temsilcileri, sözcüleri, medyası; susulmasını ve mahkeme sonucunun beklenmesini, "yüce Saray adaletine güvenilmesini" isteyecekler. Dolaysızca devlet suçuna dönüşmüş bu kadın cinayetinin ve kaybetmenin hesabını vermesi gerekenleri koruyacaklar. Buna fırsat tanınmamalı; faşist demagojiyle ve oyalayıcı boş vaatlerle hazırlanacak tuzağa düşülmemelidir.

Suçluları korumak için daha sonra çevrilecek faşist dolapları bir kenara bırakırsak, bir konu netleşti: Gülistan Doku'nun "kayıp" değil, "kaybedilen" olduğu; maruz bırakıldığı cinsel suçun örtbas edilmesi için katledildiği; aynı zamanda kayyumluk da yapmış olan erkek egemen devletin valisinin kadına karşı işlenen cinsel suçu ve katliamı gizlemek için devlet olanaklarını pervasızca kullandığı resmen kabul edildi.

Bu kabul, Doku ailesinin ve başta "Gülistan Doku nerede?" kampanyasını başlatıp yıllarca inatçı biçimde sürdüren "Gülistan Doku Adalet Komisyonları"nın, ÖGK'nın, SKM'nin; kampanyaya değişik aşamalarda dahil olan Dersim Kadın Platformunun, kadın örgütlerinin, genel olarak kadın hareketinin mücadelesinin eseridir.  

Bu karartılamaz gerçeğe ve devletin 5 Ocak 2020'den bu yana bu sesleri bastırmak için elinden gelen her şeyi yapmasına karşın Saray'ın Adalet Bakanı Akın Gürlek'in kadın özgürlük mücadelesi kuvvetlerinin yarattığı sonucu kendisinin ve faşist şeflik rejiminin başarısı olarak sunmaya çalışması tiksindiricidir.

Tüm kenti gören özel bir kamera sistemiyle denetlenen Dersim'de, bu kamera kayıtlarına Gülistan'ın akıbetini gizlemek için müdahale edildiği belgeliyken Vali hakkında soruşturma açılmaması bir yana; polis Şubat 2020'de gözdağı vermek ve kaybetmeyi gizlemek için ESP Amed İl Örgütü binasına gidip "Gülistan Doku nerede" diye sorma küstahlığı gösterebilmiş; Tayyip Erdoğan mücadeleyi bıraksınlar, "Gülistan Doku Adalet Komisyonları"ndan uzak dursunlar diye, ayağına getirterek Gülistan'ın anne-babasıyla görüşmüş; dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dönemin ve sonraki senelerin Adalet Bakanları Abdülhamit Gül, Bekir Bozdağ, Yılmaz Tunç yıllarca demagoji yapmış, "Gülistan Doku nerede" kampanyası yürüten sosyalist kadınları suçlamışlardı.

Yüz yüze olduğumuz gerçek, tek bir erkeğin bir kadına, onun şahsında kadın cinsine karşı işlediği suçtan öte; faşist sömürgeci devlet kurumlarının, bu kurumların polis, asker, korucu mensuplarının üniformalarına, silahlarına ve devlet korumasına dayanarak Kuzey Kürdistan'da işledikleri tecavüz, kaybetme, katletme suçlarıdır. Akın Gürlek demagoji yapadursun, örneğin uzman çavuş Musa Orhan'ın devlet tarafından korunması; buna karşın, duydukları insani, vicdanlı öfkeyle bu tecavüzcü katilin cezalandırılmasını isteyen kadın sanatçılara açılan davalar unutulmuş değil.  Tıpkı Gülistan gibi katledilip kaybedilen Rojin Kabaiş'in bulunması, kaybedenlerden hesap sorulması için mücadele yürüten "Rojin Kabaiş Adalet Komisyonları"ndan genç kadınların iki buçuk ay önce tutuklama terörüne maruz kaldıklarının belleklerde taptaze canlı olması gibi.

Bugün devlet adına, başta kadınlar ve Kürt halkımız olmak üzere halklarımızdan özür dilemesi gereken Akın Gürlek, kahraman ilan edilmek, faşist şeflik rejiminin sorumluluğunu örtbas etmek istiyor! Öyleyse bu konuda kararı, kaybedilen evlatlarının mezar yerlerinin açıklanması ve kaybetmelere son verilmesi için İstanbul'da Cumartesi Anneleri Meydanı'ndaki oturma eylemleri faşist devlet terörüyle engellenen, haklarında ceza davaları açılan insanlar versin. Bu adil olur.

OYALAMACILIĞIN VE DEVLETİ AKLAMA DEMAGOJİLERİNİN ETKİLİ OLMASINA İZİN VERMEYELİM
Gözaltı ve tutuklamaların ardından 6 yıllık oyalamanın yeni bir biçimde sürdürüleceğini düşünmek için yeterince neden var. Faşist şeflik rejiminin değişik temsilcileri, sözcüleri, medyası; susulmasını ve mahkeme sonucunun beklenmesini, "yüce Saray adaletine güvenilmesini" isteyecekler. Dolaysızca devlet suçuna dönüşmüş bu kadın cinayetinin ve kaybetmenin hesabını vermesi gerekenleri koruyacaklar. Buna fırsat tanınmamalı; faşist demagojiyle ve oyalayıcı boş vaatlerle hazırlanacak tuzağa düşülmemelidir.

Gülistan Doku'nun cansız bedeninin bulunup ailesine ve kadınlara teslim edilmesi; soruşturmanın üzerinin örtülmesinde birinci derecede sorumlulukları bulunan Süleyman Soylu, Abdülhamit Gül, Bekir Bozdağ, Yılmaz Tunç'un tutuklanması; Rojin Kabaiş'in akıbetinin derhal açıklanması; cinayeti gizlemeye devam eden Van valisi ve polis şefleri başta olmak üzere devlet temsilcilerinin görevden alınması taleplerini kadın işçilerin ve işçi sınıfının en geniş kesimine ulaştıralım.

Sendikalardaki kadın komisyonlarının ve sendikaların konuyla ilgili açıklamalar yapması için çalışalım. Aynı talepleri dövizlerle, sloganlarla, pankartlarla Kuzey Kürdistan ve Türkiye'deki 1 Mayıs Meydanlarına ve kürsülerine taşıyalım.

Şule Çet, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş için yürütülen enerjik, etkili kampanyaların; Hasan Ocak'tan Gökhan Güneş'e, Eva ve Ahmet'e değin gözaltında kaybetme saldırılarına karşı örgütlenen güçlü, başarılı kayıplar kampanyalarının deneylerine sahip komünistler olarak, Gülistan Doku'nun kaybedildiği itirafını, kadına karşı faşist sömürgeci suçlara; devletin şu veya bu biriminin, teşkilatının, resmi görevlisinin kaybetme saldırısına; bu suçları işleyen silahlı ve silahsız bürokratları için soruşturma açılmasına bile izin vermeyen devletin kaybetme politikasına karşı savaşıma yeni bir ivme kazandırmak ve Cumartesi Meydanındaki faşist ablukayı sonlandırma mücadelesinin dayanağına dönüştürmek için tüm imkan ve koşulları zorlayalım.