Pakistan ve Afganistan arasında savaş: sınır ve bölgesel güç çıkarları
Geçen hafta Pakistan Hava Kuvvetleri'nin Taliban hedeflerine yönelik saldırılarıyla, Pakistan ve Afganistan sıcak savaş durumuna girdi.
Pakistan, eski müttefik Afgan Talibanlarına karşı "Ghasab Lil-Hak" (Adil Öfke) saldırısını başlattı. Hava saldırılarıyla başkent Kabil ve Kandahar gibi önemli şehirlere ve Bagram Hava Üssü'nü hedef aldı. Pakistan, bu harekatı, Taliban'ın sınır ötesinde "provokasyonsuz ateş açması" ile gerekçelendirdi. Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, "Sabrımız tükendi, artık aramızda açık savaş var" dedi.
Aslında mevcut gerginlik, 21 Şubat'ta Pakistan'ın Afganistan topraklarına yönelik saldırılarıyla başladı; bu saldırılar "terörist kampları ve saklanma yerleri hedef alındı" şeklinde açıklandı. Burada kastedilen, Afgan Talibanlarının bir kolu olan ve 2007'de emperyalist ABD'nin başını çektiği "Terörle Savaş" sırasında kurulan politik İslamcı Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP) idi. Hükümet, saldırıları Pakistan'da meydana gelen intihar saldırılarına bağladı; bu saldırılar arasında başkent İslamabad'daki Şii bir cami gibi hedefler vardı. Saldırıların Afganistan topraklarından gerçekleştirildiği iddia edildi.
Buna karşılık, Afganistan 26 Şubat gecesi ortak sınır boyunca Pakistan askeri kontrol noktalarına saldırdı. Saatler sonra ise Pakistan hava saldırılarına başladı. İslamabad kaynaklarına göre, 1 Mart'a kadar 415 Taliban üyesi öldürüldü ve 580'den fazla kişi yaralandı. Kabil ise 110 Pakistan askerinin öldürüldüğünü ve 27 Pakistan askeri noktasının ele geçirildiğini iddia ediyor.
Bu, iki ülke arasında sadece beş ay içinde yaşanan ikinci çatışma durumu. Geçen Ekim ayında da Pakistan'ın Afganistan'a düzenlediği hava saldırıları sırasında her iki taraf ağır kayıplar vermişti; saldırılar kendi açıklamalarına göre "terör" hedefleriyle sınırlıydı. O dönemde de olayların arkasında büyük ölçüde TTP kaynaklı saldırılar vardı. İslamabad, Kabil'i TTP'yi desteklemek ve saldırıların hazırlanması ve yürütülmesine izin vermekle suçluyor. Buna göre Afganistan, bu grubu sözde Durand Hattı üzerindeki çatışmada vekil olarak kullanıyor. Durand Hattı, iki ülke arasındaki sınırı oluşturuyor.
Kabil bu sınırı tanımıyor ve bunun, 1893 yılında dönemin Afganistan yöneticisi ile Britanya Hindistan'ı arasında zorla imzalanan bir anlaşmanın sonucu olduğunu ve bu nedenle meşru olmadığını savunuyor. "Gerçek" sınır, çok daha doğuda, neredeyse Pakistan toprakları içindeki İndus Nehri boyunca uzanıyor.
Çatışmalarda mevcut bölgesel çıkarların da rol oynadığı görülüyor. İslamabad, Taliban'ı rakip Hindistan'ın vekili olarak hareket etmekle suçluyor. Asif, geçen hafta Yeni Delhi'yi "Pakistan'a karşı düşük yoğunluklu bir savaş yürütmekle" suçladı ve bunun için Kabil'in kullanıldığını söyledi. Hindistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Randhir Jaiswal ise bunu, "Pakistan'ın iç başarısızlıklarını dışa yansıtma çabası" olarak nitelendirdi. Ancak Hindistan ile Taliban arasındaki ilişkiler geçen yıl belirgin şekilde derinleşti. Öyle ki, Ocak ayında bir Taliban diplomatı Afganistan Büyükelçiliği'nin yönetimini üstlenebildi.
Diğer yandan, Kabil'de Pakistan'ın bu askeri saldırılara ABD tarafından yönlendirildiği görüşü var. Ayrıca, Pakistan'ın NATO'nun "küresel ortakları"ndan biri olarak Taliban üzerinde baskı kurması ve ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen yıl, Afganistan Savaşı sırasında ABD tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü'nü Washington kontrolüne alma talebinde bulunması spekülasyonlara yol açtı. Bu çatışma, Pakistan'daki Beluç hareketini de güçlendirebilir ve bu durum, yaklaşık bir milyon Beluç'un yaşadığı ve savaş ile yeni bir duruma geçtiği İran'ı da etkileyebilir.