26 Mart 2026 Perşembe

Gerici savaşın bölgesel karakteri 

Riyad'da bir araya gelen, bölgesel savaşta ABD-İsrail emperyalist Siyonist ittifakının yanında yer alma tehdidi savuran emperyalizm ve Siyonizm işbirlikçisi devletler, bölge halklarının düşmanlarıdır. 

Savaşta önce gerçekler vurulur denmiştir, doğrudur da ama aynı zamanda savaş birçok durumda perdeleri yırtar, gerçekleri çırılçıplak açığa çıkartır. Örneğin bölge ülkelerine konuşlanmış ABD askeri üs ve tesislerini hedef alan İran füzeleri bu gerici savaşta tarafsızmış gibi görünmeye çalışan bölge ülkelerinin ABD İsrail ittifakının destekçisi ve işbirlikçisi yüzünü açığa çıkarttığı gibi savaşın bölgesel karakterini de derinleştirdi.  

ABD ve İsrail 28 Şubat'ta İran'ın diğer kentlerinin yanı sıra Hürmüzgan eyaletinde Şajareh Teyyebeh kız ilk okuluna 40 dakika ara ile iki kez saldırı düzenledi. Ve 173 kız çocuğu, bu emperyalist Siyonist saldırıda yaşamlarını kaybettiler. Ve aşağıda isimleri geçecek bölge devletleri bir araya gelip ne ABD'yi ne de İsrail'i protesto ettiler. İnsanlığa karşı suçlar kategorisinde yer alan bu aşağılık saldırganlığı, bu savaş suçunu kınamak için bir araya gelmek şurada kalsın parmaklarını bile kımıldatmamışlardı. Keza 28 Şubat'ta ABD ve İsrail, onlarca kentte İran halklarının üstüne bomba yağdırırken de ellerini ovuşturarak seyretmişlerdir. Türkiye'de faşist şeflik rejimi de o ellerini ovuşturanların saflarındaydı.

Oysa Körfez Devletleri ve Ürdün'ün temsilcileri İran'ın bölgedeki ABD hedeflerine yönelik saldırılarını görüşmek üzere 2 Mart'ta Washington'da zaman kaybetmeksizin buluştular. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve ABD, birlikte İran'ı kınadılar. Amerikan haydudunun etrafında toplanan bu yalancı ve işbirlikçi devletler çöplüğü İran'ın bölge genelinde "nedensiz, rastgele ve sorumsuz" füze ve insansız hava aracı saldırıları yaptığını iddia etmişlerdi. Bu gerici savaşın taraflarından ABD ve İsrail çıkarlarını hedef alan İran'ın misilleme saldırılarını, adı geçen ülkelerin topraklarını ve hava sahalarını İran'a yönelik ABD ve İsrail saldırılarında kullanıma açmaları kışkırtmıştı. İran'ın bu ülkelerdeki ABD üslerini, askeri tesislerini vb. hedef alıyor olması ve bu nedenle İran'ı manipülatif sebepler ile kınamak bu savaşta ABD-İsrail saflarında taraf olmaktan başka bir anlama gelmiyor.

ABD-İsrail emperyalist Siyonist ittifakı ile İran arasındaki gerici savaşın bölgesel karakteri gitgide daha fazla belirginleşiyor. Bu devletler arası bir savaş. Savaşın cereyan ettiği saha hem coğrafi olarak ve hem de birçok devleti kapsaması anlamında bölgesel nitelikte. "Savaş cephesi" gerçekliği gözlerimizin önünde dönüşüyor, yeni anlamlar kazanıyor. Savaş nerede sürüyor, savaşın mekanı neresi, cephe hatları belli mi? Evet savaş İran'da sürüyor, en geniş anlamıyla İran'da hem bir bütün olarak ama hem de tek tek somut hedeflerin ülkenin her yerine dağılmış olması anlamında. Cephe hatları mı, tanımlanabilir cepheler yok! 

İran coğrafyasının tamamı cephe durumunda. Ama bu aynı zamanda İsrail bakımından da geçerli değil mi? İran'ın vuruş gücünün daha az ve İsrail'in hava savunmasının varlığı süren savaşın bu eşit nitelik durumunu değiştirmiyor; İsrail de İran füzelerinin saldırı hedefinde, sıcak savaş coğrafyası alanında bulunuyor. İran füzeleri İsrail'in her noktasına ulaşabiliyor, orada da cephe hatları yok.

Hedeflerin ülke ve bölge düzeyinde yaygınlığı, belirsizliği bu savaşın "ordular arasında savaş" klasik gerçekliğinin eskidiğini gösteriyor. Keza ideoljik-siyasi önderliklerin imhası diğer pek çok askeri olmayan kurumların, alt yapıların vb hedef alınması, savaş raporlarının askeri kayıplardan çok sivil kayıpları vermesi gerçeklikleri de savaş kavramının içeriğindeki dönüşüm unsurlarını yansıtıyor. Savaş basınında tank, top, füze, bomba, savaş uçakları vb. askeri literatürün yerini "mühimmat" genel söylemi almış görünüyor. Savaşın alışıldık "mühimmat" kavramı içinde eriyor. Böylece bu gerici savaş kitleler için kabul edilebilir hale getiriliyor. Ve Trump şaklabanı "Bizim mühimmatımız kimsenin mühimmatıyla kıyaslanamaz" söylemiyle bu psikolojik ideolojik savaşın bizzat örgütleyicisi de oluyor. 

İran'ın müttefiki Hizbullah'ın İsrail'e ve ABD'ye karşı savaşa katılmasıyla Lübnan coğrafyası da bölgesel savaşın kapsama alanı içerisine çekiliyor. ABD ve İsrail'in İran ile savaşı, aynı zamanda başta Hizbullah gelmek üzere İran'ın bölgedeki devlet dışı müttefiklerini de kapsıyor. Lübnan'da Hizbullah ve Yemen'de Husiler'in yanı sıra Irak'taki İran müttefiki Şii milis güçleri de ABD ve İsrail hedeflerine yönelik askeri saldırılarıyla savaşa katıldılar. İsrail'in Lübnan'ın güneyine işgal girişimi ile orada bir cephe hattı açığa çıksa da bu savaşta cephe hatlarının belirsizliği çok baskın bir gerçeklik. 

Lübnan'da Hizbullah'ın, Yemen'de Husilerin, Irak'ta Şii milis güçlerinin savaşa katılması bu savaşın bölgesel karakterinin temel göstergelerinden birisidir. Bu aynı zamanda bu savaşa konu olan "sorun"un bölgesel niteliğinin de en çarpıcı temel bir verisidir. Bölgedeki kadim Şii-Sünni çelişkisi halen Türkiye dahil bölgede Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu hemen bütün ülkelerin sömürücü egemen sınıf çıkarları için kullanılabilir durumdadır. Bölge halkları arasında inanç ve mezhep farkları vardır ancak "sorun" inanç sorunu, inanç farklarının varlığı ve rekabeti değildir. İran ve Suudi Arabistan'ın bölgesel etki ve hakimiyet mücadelesinde kadim Şii-Sünni gerilimini stratejik ve taktik amaçları için kullanmalarıdır sorun. ABD emperyalistleri Suudi Arabistan'ı desteklemektedir; Suudi Arabistan bölgede ABD ve İsrail işbirlikçiliğinde en önde gitmektedir. İran/Şii cephesi ile Suudi Arabistan/Sünni cephesi arasındaki bölgesel rekabet ve mücadele yarım yüz yıldır sürmektedir. İran'ın bu savaştaki gerici pozisyonunu açığa çıkartan hakikatin bir bölümü burada verilidir. Burada muhakkak eklemeliyiz ki, faşist şef Erdoğan politik İslamcı Saray rejimi bir yandan Suudi Arabistan ile iş birliği yaparken aynı zamanda Sünni cephenin önderliği için de rekabet ve mücadele yürütmektedir.

Her savaşın bir tarihi vardır; her savaş izlenegelen politikaların bir devamıdır, İran'ın bu savaştaki gerici pozisyonunu açığa çıkartan hakikat onun bölgesel egemenlik stratejisinde bu temelde izleyegeldiği politikada verilidir. İran'ın bölgesel hakimiyet ve hegemonya stratejisi; İsrail'in varoluşsal tehdit saydığı İran'ı yok etme stratejisi ve Büyük İsrail ülkü ve planı; diğer yandan ABD'nin hem İran'ı düşürerek Çin kuşatmasını ilerletme, Çin'in ticari hegemonya stratejisinin bir uygulaması olan "Bir Kuşak Bir Yol" projesini İran'da durdurmayı, Çin-Rusya hattını kopartma, sarsılan ve gerilemekte olan dünya hegemonyasını aynı zamanda Ortadoğu'yu İsrail merkezli yeniden dizayn ederek tahkim etme politikaları bu savaşı hazırlamıştır. Görüldüğü gibi sorun katmanlıdır; bölgesel katman üzerinden dünyasal katmanı etkilemektedir. Bölgesel savaşı koşullandıran da sorunun bölgesel katman düzlemidir. 

Görüldüğü gibi bu gerici bir savaş, savaşın tarafı olan sınıflar, ABD tekelci burjuvazisi, bütün uluslararası uzantılarıyla Siyonist İsrail burjuvazisi ve İran burjuvazisi bakımından bu savaşı hazırlayan, koşullayan politikalarda bir halkın, bir ulusun özgürlük, bağımsızlık, demokrasi gibi özlem ve talepleri söz konusu bile değildir. İran'ın emperyalist olmaması bunu geçersiz kılmıyor. Çünkü diğer taraftan -emperyalist olmasa bile-, İran, emperyalist ve sömürgeci, bölgesel hegemonya politikası izliyor. İzledikleri siyaset, bölge halklarının özlem ve taleplerini hiçe sayıyor, İran halklarının özlem ve taleplerini dolaysız biçimde her durumda eziyor. İran'ın bu gerçeğini dikkate almayan kimi çevreler, İran'ın antiemperyalizmine hayranlıklarını ilan ederlerken kötü ünlü ‘üç dünya teorisi'ni hortlatma konumuna da düşüyorlar.

2 Mart'ta Washington'dan İran'ı kınayan ABD işbirlikçileri, 18 Mart'ta Riyad'da bir araya geldiler. "Sorun" değişmemişti ama bir araya gelen devlet sayısı çoğalmıştı. Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde Suriye, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Türkiye ve Azerbaycan dışişleri bakanları İran'ı kınamak üzere bir araya geldiler. Suudi Arabistan ev sahipliğini üstlenerek böylece de İran'a meydan okumayı sürdürdü. Suudi Arabistan'ın kamuoyunda tarafsız görünmeye çalışırken Beyaz Saray koridorlarında emperyalist efendilerine İran rejimini ve yönetimini tasfiye etmesi için kulis ve lobi faaliyetleri yürüttüğü, İsrail'le gizli ilişkileri derinleştirdiği dünya basını tarafından deşifre edildi. 12'linin yaptığı açıklamada, bu sahte ve göstermelik "tarafsızlık" şarlatanlarının, onu da bir kenara fırlatmaya hazırlanmakta oldukları yansıyor. İran'ı şiddetle kınayan ve saldırıları durdurmaya çağıran bu Siyonizm ve ABD işbirlikçileri, BM yasasının 51. Maddesi'nde yer alan "devletlerin kendilerini savunma hakkını" hatırlatarak tehdit ettiler. Bu bildiriyi yayınlayan devletlerin eşitsiz de olsa bu gerici savaşa ABD-İsrail emperyalist Siyonist blokunun yanında daha aktif olarak katılmaya hazırlandıklarını gösterdiği gibi gerici savaşın bölgesel karakterinin derinleşme ve kapsamlılaşma eğilimini de yansıtır. 

Riyad'da bir araya gelen, bölgesel savaşta ABD-İsrail emperyalist Siyonist ittifakının yanında yer alma tehdidi savuran emperyalizm ve Siyonizm işbirlikçisi devletler bölge halklarını düşmanlarıdır. Gerici bölgesel savaşa karşı mücadele aynı zamanda bu devletlerde antiemperyalist, ilerici ve emekçi sol güçlerin kendi burjuvazilerine karşı işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilenlerin mücadelesini yükseltmelerini emreder. İran halklarıyla dayanışmanın en etkin yolu ABD ve İsrail işbirlikçisi faşist şeflik rejimine karşı işçi sınıfı ve emekçilerin halklarımızın mücadelesini geliştirmektir. Bölgesel gerici savaşa karşı devrimci politikanın gereğidir bu.