Gazeteci Düzen Tekkal: Alman devletinin kendi vatandaşına karşı bu kayıtsızlığı kelimelerle ifade edilemez
HTŞ lideri Colani'nin Almanya ziyaretini takip eden gazeteci, yazar Düzen Tekkal, başbakanlıkta ve basın toplantısında, kaçırılan gazeteci arkadaşlarımız Eva Maria Michelmann ile Ahmet Polad'ın durumlarının gündeme gelmediğini söyledi, "Alman devletinin kendi vatandaşına karşı bu kayıtsızlığı kelimelerle ifade edilemez" dedi.
HTŞ lideri Colani'nin Almanya ziyaretini takip eden gazeteci, yazar Düzen Tekkal, ETHA'nın sorularını yanıtladı.
Hristiyanlara, Alevilere ve Dürzilere yönelik katliam haberleri gelirken Colani'nin Alman devleti tarafından büyük bir protokol ihtişamıyla karşılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu aslında sadece azınlıklara değil, aynı zamanda buradaki değerlere de bir ihanettir. Burada evrensel değerler de bu protokol ihtişamıyla birlikte ihlal edilmiştir. Bu, mağdurların yüzüne atılmış bir tokattır. Özellikle adı "C"* ile başlayan bir partinin başında olan bir başbakan için, kendi inanç kardeşlerine nasıl bu şekilde sırtını dönebildiğini sorgulamak gerekir. Bu bir dönüm noktasıdır. Bu sadece bir protokol meselesi değildi; aslında artık azınlıkların sırtından İslamcılarla sınır dışı anlaşmaları yapmaya hazır olunduğu gösterildi. Bu yüzden bugün azınlıklar için kara bir gündü.
Görüşmede hangi konular ön plandaydı? Kaçırılan gazeteciler Eva Maria Michelmann, Ahmet Polad ve HTŞ tarafından kaçırılan binlerce kişi gündeme geldi mi?
Görüşmede ön planda olan konular sınır dışı, sınır dışı, sınır dışı; ekonomi, ekonomi, ekonomiydi. Azınlıklar ise hiç rol oynamadı. Her şey çok soğuk hissettirdi. Ben de oradaydım, başbakanlıkta ve basın toplantısında. Azınlıkların durumu özellikle sorulmasına rağmen – bir meslektaşım azınlık haklarının nasıl garanti altına alınacağına dair soru sordu – bu sorular geçiştirildi. Bu zaten benim çağrımda da videomda da var. Ne tutuklu gazeteciler Eva-Maria Michelmann ve Ahmet Polad ne de HTŞ tarafından kaçırılan binlerce kişi gündeme getirildi. Hiçbiri konuşulmadı.
Alman devletinin Alman vatandaşı Eva Maria Michelmann'ın durumu karşısındaki kayıtsızlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alman devletinin kendi vatandaşına karşı bu kayıtsızlığı kelimelerle ifade edilemez. Bu durum, basın özgürlüğüne, kadın haklarına ve kendi vatandaşına ne kadar az değer verildiğini gösteriyor. Bu konu sanki rahatsız edici bir meseleymiş gibi görünüyor. Biz rahatsız ediyoruz; Eva-Maria Michelmann'ın durumu rahatsız ediyor, biz azınlıklar rahatsız ediyoruz. Ekonomik anlaşmaların, sınır dışı anlaşmalarının ve karşılıklı verilen sözlerin önünde engel teşkil ediyoruz. Bu yüzden ne görülmek ne de duyulmak isteniyoruz. Bu nedenle sesimizi yükseltmek, sokağa çıkmak ve bir işaret vermek önemlidir.
Suriye geçiş hükümeti ile Alman hükümeti arasındaki yakınlaşma karşısında hükümetten talepleriniz nelerdir?
Esas mesele, her adımın belirli şartlara bağlanması gerektiğidir. Her türlü mali destek de şartlara bağlanmalıdır. Bugün Almanya'da İslamcılığa büyük bir destek verilmiştir. Ben tekrar ölüm tehditleri alıyorum; az önce yine bir tane aldım. Bunlar Suriye'de değil, Almanya'daki Colani taraftarları. Biz, Almanya'nın kendi vatandaşlarına ve azınlıklara yönelik koruma sözünü yerine getirmesini talep ediyoruz. Biz maden ocağındaki kanaryalar gibiyiz. Eğer biz güvende değilsek, kimse güvende değildir. Bir yön değişikliği, bir politika düzeltmesi talep ediyoruz. İslamcılarla azınlıkların sırtından sınır dışı ve ekonomi konularında pazarlık yapılabileceğine dair bu saflığın ağır bir bedeli olacağını söylüyoruz. Ve eğer bununla seçim kazanacaklarını düşünüyorlarsa, bunun tam tersi gerçekleşecektir.
*CDU / Hrıstiyan Demokrat Partisi