27 Şubat 2026 Cuma

Dört parçanın uyanışı: Bir halkın kaderini yeniden yazması

ETHA Gönüllü Muhabiri İbrahim Hakkı Laleoğlu, Dayanışma Yazıları kampanyası kapsamında yazdı.

Ortadoğu'nun yüzyıllardır değişmeyen rüzgârları vardır; kimi zaman yakıcı, kimi zaman yıkıcı, kimi zaman da bir halkın küllerinden yeniden doğuşuna tanıklık eden rüzgârlar… Son yıllarda yaşananlar, işte tam da böyle bir dönüm noktasına işaret ediyor. Dört parçaya bölünmüş bir halkın, dünyanın dört bir yanına dağılmış evlatlarının aynı anda aynı duyguda birleştiği bir ana.

Kürtler, tarihin en ağır yüklerinden birini taşıdı: bölünmüşlük, inkâr, kültürel baskı, kimlik mücadelesi. Fakat bu yük, onları sessizliğe mahkûm etmedi; aksine, dayanışmanın en güçlü biçimini doğurdu. Rojava'da, Şengal'de, Mahabad'da, Amed'de ve dünyanın dört bir yanında yaşayan milyonlarca Kürt, aynı anda aynı cümleyi kurdu:

"Artık kendi kaderimizi kendimiz yazacağız."

Bu cümle, bir meydan okuma değil; bir halkın kendi varlığını sahiplenmesinin en doğal ifadesi. Çünkü Kürtler, uzun yıllar boyunca kültürlerini, dillerini, kimliklerini korumak için büyük bedeller ödedi. Buna rağmen ne kültürleri soldu ne de dilleri sustu. Aksine, her baskı girişimi, her yok sayma çabası, onları daha da bilinçlendirdi, daha da birleştirdi.

Bugün Kürt halkının yaşadığı dönüşüm, sadece siyasal bir süreç değil; aynı zamanda kültürel, toplumsal ve zihinsel bir uyanış. Bir zamanlar "kart-kurt" diye küçümsenen bir kimlik, bugün dünyanın dört bir yanında akademilerde, meydanlarda, parlamentolarda, kültür merkezlerinde, sanat sahnelerinde kendini ifade ediyor. Bu, bir halkın kendi varlığını yeniden tanımlama gücüdür.

Ekonomik ve siyasal krizlerle boğuşan bölge ülkeleri, yıllarca Kürtlerin enerjisini bastırmaya çalışırken kendi iç dengelerini zayıflattı. Kaynaklarını baskıya harcayan yapılar, bugün demokratik, ekonomik ve toplumsal açıdan ciddi sınavlarla karşı karşıya. Buna karşılık Kürtler, kendi iç dayanışmalarını güçlendirerek, kültürel üretimlerini artırarak, siyasal bilinçlerini derinleştirerek yeni bir yüzyıla hazırlanıyor.

Bu tablo, bir "zafer" hikâyesi değil; bir var olma iradesinin hikâyesi. Bir halkın, kendisine biçilen rolleri reddedip kendi rolünü kendi yazmasının hikâyesi.

Bugün Kürtler, sadece Ortadoğu'da değil, dünyanın dört bir yanında görünür, örgütlü ve bilinçli bir topluluk olarak varlık gösteriyor. Bu varlık, kimseye karşı değil; kendi kimliğine, kültürüne ve geleceğine sahip çıkmak için.

Ve belki de en önemlisi:
Kürt halkı artık sadece tarih yazmıyor; kendi tarihini kendi kalemiyle yazıyor.

Selam olsun direnen, kültürünü yaşatan, kimliğini koruyan tüm halklara.

Selam olsun özgürlüğü için mücadele eden onurlu Kürt halkına.