Darîn Ahmed yazdı / Rojava'da esirler için mücadele
Türk devletinin hamiliğinde tek millete dayalı politik İslamcı bir devlet kuran HTŞ, esirlerle ilgili özel politikalar yürütüyor. Kürt ve Arap halkları arasında son savaşla birlikte daha da büyüyen çelişkileri körüklemek için serbest bıraktığı esirlerin ezici çoğunluğunu Arap savaşçılardan seçiyor.
Rojava'da 6 Ocak 2026'da başlayan saldırılarla yeni bir sürece girilmiş oldu. Cihadist HTŞ çeteleri Rojava Devrimine ve özellikle kadın kazanımlarına saldırmaya başladılar. Süreç hem Rojava Devrimi hem Kürdistan özgürlük mücadelesi bakımından tarihi öneme sahip. "Entegrasyon" adı altında devrimin tasfiyesi amaçlanırken en önemli mücadelelerden biri cihadist HTŞ çetelerinin elindeki esirlerin özgürleşmesi için yürütülüyor.
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallerine saldırı başladıktan birkaç gün sonra bu sürecin kapsamlı bir Rojava Devrimini tasfiye etme planı olduğu anlaşıldı. Bütün dünyanın gözü önünde devlet üniforması giydirilen vahşi cihadist çete grubu devrim topraklarına saldırdı. Kadınlar ve kadın bedeni özel olarak hedef alınırken cenazelere yapılan işkenceler çekilen video kayıtlarla belgelendi. Saç örgüsünü kesmeyi, kulak ve burun koparmayı, cenazeleri soyup bedenleri teşhir etmeyi ve hatta öldürdükleri Kürt yurtseverlerin kalplerini çıkarıp yemeği bir övünç kaynağı olarak gören politik İslamcı çeteler bu videoları yaygın propaganda aracı olarak kullandı. DAİŞ amblemlerini göğsünde taşıyan çeteler Rakka kentinde denetimi eline geçirir geçirmez vahşetlerini göklere çektikleri DAİŞ bayrağıyla ilan ettiler. Suriye Geçici Hükümeti ise DAİŞ ile ortak hareket ettiğini hiçbir zaman gizlemedi. Yürütülen bu özel savaş politikasında amaç yılgınlık, korku ve teslimiyet örgütlemekti. Kürt halkının bütün parçaları birleştiren direnişi ise HTŞ'nin bu hevesini boğazında bıraktı. Saldırılarda çok sayıda yaralı ve şehit verildi. QSD'nin Kürt kentlerine çekilme kararından sonra bir çok savaşçı geri çekilme sırasında anlaşmaya uymayan HTŞ'nin saldırısına uğradı. Savaşçıların büyük kısmı geri çekilme sırasında tutsak edildi.
Gelinen noktada "entegrasyon süreci" yürütülürken 3 aya yaklaşan süreçte esirlerin durumu Rojava'da en büyük mücadele konularından oldu. Yapılan anlaşmalarda en kritik maddelerden biri esir takasıydı. HTŞ hükümeti esir takası sürecini tam bir oyalama politikasıyla yürütüyor. Mazlum Ebdi'nin açıkladığı sayıya göre HTŞ yönetimini elinde bini aşkın sayıda esir var. Bu esirlerin hepsi son savaştan esirler olmasa da ezici çoğunluğu öyle. Şu ana kadar çok az sayıda esir serbest bırakıldı. Özerk Yönetimin hapishanelerde bulunan esirleri serbest bırakmasına rağmen HTŞ yönetimi elindeki tüm esirleri hala bırakmadı. Esirlerin serbest kalma süreçleri de tam bir eziyete dönüşüyor. Takaslar söz verilen saatte gerçekleşmiyor, zindanlarda süren işkence yol boyu devam ediyor ve esir yakınlarını saatlerce yağmurun, karın altında bekletiyor. Türk devletinin hamiliğinde tek millete dayalı politik İslamcı bir devlet kuran HTŞ, esirlerle ilgili özel politikalar yürütüyor. Kürt ve Arap halkları arasında son savaşla birlikte daha da büyüyen çelişkileri körüklemek için serbest bıraktığı esirlerin ezici çoğunluğunu Arap savaşçılardan seçiyor. Bunu Kürt savaşçılara ve yurtsever ailelerine bir baskı aracı olarak kullanıyor. Bu sayede yıldırma ve ezme politikasını sürdürürken aynı zamanda Kürt halkında kendi yönetimlerine karşı bir tepki de örgütlemeyi amaçlıyor. Serbest kalan esirler ise savaş boyu insanlık suçları işleyen HTŞ'nin aynı vahşeti zindanlara da taşıdığını anlatıyor. Esirlerin yoğun işkenceler gördüğü, saatlerce süren dayak ve hakaretlere maruz kaldıkları ve bir çoğunun serbest kalma talebiyle açlık grevine başladığı biliniyor. Esirlerin sağlık durumları, kaldıkları koşullar tam bir muamma. Bütün bu baskılara rağmen serbest kalan esirler HTŞ'nin elinde tutuklu olanların direnişi sürdürdüğünü ve destek beklediklerini anlatıyorlar. Serbest bırakılan YPJ savaşçısı, "Bana 'hediye' diyenler vardı. Şimdi askeri kıyafetimle karşınızdayım" diyerek mücadelenin süreceği mesajını yineledi. Bütün bunlar direniş eylemlerinin güç kaynağı oluyor.
ESİRLERİN AKIBETİNDEN SURİYE GEÇİCİ HÜKÜMETİ SORUMLUDUR
Eylemlere dair önemli noktalardan biri esirlerin akıbetiyle ilgili sorumluluğun Suriye Geçici Hükümetinde olduğu gerçeğidir. "Entegrasyon süreci"nin Kürt halkının tam rızasıyla sürdüğünü söyleyemeyiz. Belirsizlikler ve kapıyı zorlayan tasfiye hamlelerine bir de esirlerin akıbetinin belirsizliği ekleniyor. Bu durum mücadele içinde mücadeleyi doğuruyor, öfkenin hedefini her zaman doğru yere çekmeyi, politik İslamcı HTŞ hükümetinin politikalarını aralıksız teşhir etmeyi gerektiriyor. Cizir'de gerçekleşen 8 Mart eylemlerinde esir yakınlarının talepleri bugünün bir direniş ve mücadele günü olduğu gerçeğini gölgeledi. Her politik gündemin içinde ama o gündemi yok saymadan mücadele etme gerekliliği bir kez daha açığa çıktı. Newroz kutlamalarına bu "yas" halinin yansımaması olumlu bir gelişmeydi. Bir diğeri ise Rojava bakımından yeni bir mücadele konusu olan kayıp ve esirler mücadelesinde eylemin öğreticiliğini gösteriyordu. Zindanlardan gelen Newroz mesajları ve "Direnişe devam edin" çağrısı ise tetikleyici bir etki yarattı. Her türlü karışıklığı fırsat bilen devrim karşıtı burjuva ideolojiler ise pusuya yatmış beklemeye devam ediyor. Mücadele içinde mücadele bu şekilde ilerliyor.
ROJAVALI KOMÜNİSTLER ALANLARDA ESİRLER İÇİN ÖZGÜRLÜK İSTİYOR
Rojava'da sosyalist yurtseverlik hattının önemli temsilcilerinden olan Rojavalı komünistler esirler için yapılan eylemlerde en ön saflarda yer alıyorlar. Savaş süresi boyunca öz savunma taburlarını kuran, devrimin savunulması için mevzilerde olan Rojavalı komünistler bütün esirler serbest bırakılana kadar mücadele etmeye kararlı.
18 ocak 2026 tarihinden bu yana haber alınamayan ve görgü tanıklarının ifadesiyle HTŞ tarafından kaçırıldıkları netleşen gazeteciler Eva Maria Michelmann ve Ahmet Polad için ise hemen her gün eylemdeler. Eva ve Ahmet'i tanıyan, bir şekilde aynı sofrada oturmuş, ekmeğini bölüşmüş Rojavalıların eylemlere katılmasına öncülük ediyorlar. Sadece esirlerin serbest kalması için yapılan eylemlerde değil esir takaslarının gerçekleştiği günlerde de esir yakınlarıyla omuz omuzalar. Süreci yakından takip ediyor, hedef tahtasının kaymasını engellemek için güçlü ideolojik çarpışmalara giriyorlar. Çünkü Eva ve Ahmet'i sahiplenmek Rojava Devrimine emek vermiş, ilmek ilmek örmüş sessiz kahramanları sahiplenmektir. Onlar için Suriye Geçici Hükümetinin kapısını çalacak, 'Oğlum, kızım nerede?' diyecek anneleri, yakınları belki çok uzaktadır. Ama koca bir kayıplar mücadelesini sırtlayan geleneğiyle Rojavalı komünistler meydanlarda, "Eva ve Ahmet nerede?" diye soruyorlar. Bugün Eva ve Ahmet adına devrime emek veren gazetecilere, hakikat savaşçılarına sahip çıkıyorlar.
Esirlerle ilgili takasların devam etmesi için görüşmeler sürüyor. Yeni grupların serbest kalmak için vaad edilen tarih 11 Nisan . Rojava halkı bütün evlatları eve dönene kadar eylemde olmaya devam edecek.