4 Ağustos 2020 Salı

ÇEVİRİ | Filistin Yönetimi'nin politik sirki: Abbas neden anahtarları FKÖ'ye devretmeli?

Filistin Yönetimi, daha demokratik bir temsil sağlayacak bir Filistin siyasi organı oluşturmak üzere ulusal bir uzlaşma sürecinin başlayabilmesi için Filistin Kurtuluş Örgütü'ne anahtarları teslim edene kadar, Netanyahu trajik bir şekilde Filistin ve halkının kaderini belirleyen tek taraf olmaya devam edecek.

Acı gerçek şu ki, Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas başında bulunduğu Filistin Yönetimi, çoktandır, Filistin halkı için ya da Abbas'tan eskiden faydalanan İsrail ve Amerikan hükümetleri için etki gücü olan ya da ilgiye mazhar bir siyasi organ olmaktan uzaklaşmıştır.

Öyle olunca, Filistin Yönetimi Başbakanı Muhammed Iştiyye 9 Haziran'da, Filistin liderliğinin "Yüzyılın Anlaşması" olarak da bilinen ABD'nin Orta Doğu barış planına bir "karşı öneri" sunduğunu duyurduğunda çok az kişi ilgi gösterdi.

Bu "karşı öneri" hakkında, 1967 öncesi sınırları içinde askerden arındırılmış bir Filistin devletini öngörmesi dışında, çok az şey biliyoruz. Filistin liderliğinin, elbette ki İsrail'in demografik ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için yerleştirilmiş bir hüküm olan arazi takası ve sınır düzenlemelerini kabul etmeye istekli olduğunu da biliyoruz.
Iştiyye'nin karşı önerisinden hiçbir şeyin çıkmayacağı neredeyse kesin ve görünüşte tarihsel bu tekliften bağımsız bir Filistin devletinin çıkması beklenmiyor. Öyleyse, Benjamin Netanyahu'nun başında bulunduğu İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria ve Ürdün Vadisi'nde yasadışı ilhak sürecini başlatmasının beklendiği 1 Temmuz kritik eşiğinden sadece günler önce Ramallah neden böyle bir stratejiyi tercih etti?

Iştiyye'nin açıklamasının arkasındaki temel neden, Filistin liderliğinin sık sık İsrail, ABD ve müttefikleri tarafından önceki "barış" tekliflerini reddetmekle suçlanmasıdır.
Çok haklı olarak, Filistin Yönetimi "Yüzyılın Anlaşması"nı reddetti; çünkü bu, uluslararası hukukun gördüğü en sarsıcı ihlali simgeliyordu. "Anlaşma", Filistin'in işgal altındaki Doğu Kudüs'teki toprak hakkını inkâr ediyor, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını tamamen reddediyor ve İsrail hükümetine Filistin topraklarını daha fazla sömürmek için açık çek veriyor.

Prensipte, Netanyahu, bu kararını kamuoyuna açık bir şekilde duyurmadan da olsa Amerikan teklifini reddetti. Gerçekten de, İsrail lideri, herhangi bir Filistin devleti olasılığını zaten reddediyordu ve Trump'ın adaletsiz "barış" girişiminin herhangi bir ilhak gerçekleşmeden önce karşılıklı diyalog çağrısında bulunulmasına dahi aldırış etmeden Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 30'unun tek taraflı ilhakı yönünde ilerlemeye karar verdi.

Washington'un planı Ocak ayında ilan edilir edilmez ve İsrail'in Filistin topraklarının ilhakının yakın olduğu konusundaki ısrarını duyurmasının ardından, Filistin Yönetimi hiç olmadığı kadar garip ve tahmin edilemez bir siyasi moda bürünmüştü.

Filistin Yönetimi yetkilileri birbiri ardına, her türden çelişkili vurgular ve açıklamalar yapmaya başladılar. Bunlar arasında 19 Mayıs'ta Abbas'ın Filistinliler ile İsrail arasında imzalanan tüm anlaşmaları iptal etme kararı kayda değerdi.

Bunu, 8 Haziran'da, bu kez üst düzey bir Filistin Yönetimi yetkilisi ve Abbas'ın sırdaşı olan Hüseyin Al Sheikh tarafından yapılan başka bir açıklama izledi; ilhakın gerçekleşmesi halinde, Filistin Yönetiminin, Filistinlilere kamu hizmetlerini keseceğini, böylece uluslararası normlara göre işgalci bir güç olarak İsrail'in yasal rolünü üstlenebileceğini söyledi. 

Ertesi gün, Iştiyye üçüncü bir açıklama yaptı ve İsrail Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde egemenlik iddia ederse, Filistin Yönetiminin 1967 öncesi sınırları içinde devlet ilan ederek misilleme yapacağı tehdidinde bulundu.

Filistin karşı önerisi, bu karmakarışık açıklamalardan kısa bir süre sonra, büyük olasılıkla Filistin ortak ulusal politikasını bozan bu karışıklık halini dengeleyecek şekilde ilan edildi. Bu, Filistin liderliğinin provokatif, olumlu ve devletimsi görünme biçimi.

Filistin girişimi aynı zamanda Avrupa ülkelerine Abbas'ın İsrail'le anlaşmaları iptal etmesine rağmen Filistin Yönetimi'nin hâlâ Eylül 1993'te Oslo Anlaşmaları tarafından belirlenen siyasi parametrelere bağlı olduğunu belirten bir mesaj göndermeyi amaçlıyor.

Abbas ve Iştiyye'nin nihayetinde başarmayı umdukları şey, Filistin'in 2011 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun devlet dışı bir üyesi olarak kabul edilmesini izleyen önceki sürecin bir tekrarı. O sırada Filistin Yönetimi Başbakanı olarak görev yapan Salam Fayyad, İsrail'i yasadışı Yahudi yerleşimlerinin inşasını durdurmaya zorlamak için tek taraflı devlet ilanı kartını da kullanmayı gündeme getirmişti.

Sonunda Filistin Yönetimi, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry tarafından ikna edilerek İsrail ile bir başka yararsız müzakere turuna daha geri dönmeyi seçti ve 10 yıl daha kazanmış oldu. Bu süre zarfında Filistinlilere hayali bir devlet için sahte umutlar satarken cömert uluslararası fonlar elde etti.

Ne yazık ki, Filistin liderliğinin şu andaki stratejisi budur: Washington ve Tel Aviv'in yitip gitmiş bir döneme dönmeyi kabul edeceği ümidiyle tehditlerin, karşı önerilerin ve benzeri girişimlerin birleşiminden oluşan bir çizgi.

Tabii ki, işgal edilmiş, kuşatılmış ve ezilmiş Filistin halkı, Filistin Yönetimi'nin hesaplarında en az yer tutan faktör, ancak bu bir sürpriz de olmamalı. Filistin liderliği uzun yıllar boyunca demokrasi görüntüsü vermeden faaliyet gösterdi ve Filistin halkı ne hükümetlerine ne de sözde başkanlarına saygı duyuyor. Geçmişteki birçok kamuoyu yoklamasında duygularını defalarca dile getirdiler.

Son birkaç ay içinde, Filistin Yönetimi, Trump'ın "Yüzyılın Anlaşması" ve Netanyahu'nun Filistin topraklarını ilhak etmesi çifte tehdidi karşısında meseleye dair tuttuğu yerin alakasını ve ciddiyetini göstermek için bildiği her yolu denedi. Buna rağmen, en önemli ve kesinlikle acil adım, yani tüm Filistinlileri, tüm halkı ve hizipleri, tek bir siyasi organın ve tek bir siyasi metnin arkasında birleştirecek adım henüz atılmadı.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak, özellikle geleneksel Avrupalı müttefikleri çaresizce ihtiyaç duyulan bir cankurtaran halatı uzatmada başarısız olurlarsa, Abbas Yönetiminin son nefesini vermek üzere olduğunu iddia etmek abartı olmaz. AB ülkelerinin benimsediği mevcut pozisyonlar şimdiye kadar, Washington'un Filistin Yönetimi'ne ve "barış sürecine" ihanetiyle oluşan boşluğu hiçbir Avrupa ülkesinin doldurmaya muktedir olmadığına, hatta bu konuda istekli bile olmadıklarına işaret etmektedir.

Filistin Yönetimi, daha demokratik bir temsil sağlayacak bir Filistin siyasi organı oluşturmak üzere ulusal bir uzlaşma sürecinin başlayabilmesi için Filistin Kurtuluş Örgütü'ne anahtarları teslim edene kadar, Netanyahu trajik bir şekilde Filistin ve halkının kaderini belirleyen tek taraf olmaya devam edecek.

* Ramzy Baroud, gazeteci ve Palestine Chronicle sitesinin editörü. The Jordan Times'ta 23 Haziran'da yayımlanan makaleyi Yaşam Uzun ETHA için çevirdi.