Arzu Demir yazdı | Yine ve yeniden ya sosyalizm ya barbarlık!
Dünya halkları bu emperyalist haydutluğa karşı tutum aldı. Ancak tutum alması gerekip de almayanlar da tarihe not edildi. ABD ile ideolojik politik ittifak içinde olmadığı halde tutum almayanlar, Maduro yönetiminin yanlışlarına yaslandı. Maduro ya da Chavez yönetimine dair söyleyecek onlarca karşı sözünüz, olumsuz eleştiriniz olabilir. Ancak karşı karşıya olduğumuz durum, bir emperyalist haydutluk karşısında tutum almayı gerektirmektedir. Tıpkı Gazze'de bir soykırım karşısında tutum almayı gerektirdiği gibi.
İnsanlık, yeni bir yıla, faşist Trump ve yönetiminin, Venezuela halkının iradesine yönelik askeri saldırısı nedeniyle, 3. dünya savaşına bir adım daha yaklaşarak girdi. Emperyalist ABD, bir haydut devlet olarak, Venezuela Devlet Başkanı Maduro ve hayat yoldaşı Cilia Flores'i kaçırdı, New York'ta kimsenin inanmadığı iddialarla düzmece bir mahkemede yargılamaya başladı.
Tüm bu süreç, başta Güney Amerika olmak üzere dünya halklarına karşı bir psikolojik savaş harekatı olarak gerçekleştirildi. 2003 yılında Saddam Hüseyin'in yakalandığı sırada çekilen görüntülerin medyaya servis edilmesi gibi, Maduro'nun da kaçırılması, ABD'ye götürülmesi, mahkemeye çıkartılması bir psikolojik savaş süreci olarak yürütüldü. Venezuela halkının seçtiği devlet başkanının ayağında terliği, üzerinde eşofmanı, elleri kelepçeli çekilen görüntüleri basına özellikle servis edildi. Kapısı açık bir aracın içinde New York sokaklarında özellikle gezdirildi. Tüm bunlarla, Maduro üzerinden Venezuela halkının iradesi yok sayılırken, ABD'nin büyüklüğünü, gücünü dünyaya ispat etme, Trump ekseninin dışına kim çıkarsa, sonunun nasıl olacağını gösterme hedeflendi.
Grönland'dan Kolombiya'ya günlerdir süren ABD tehditlerinden üzerinde Trump'ın fotoğrafının olduğu "Bu yarımküre bizim" yazılı afişe, tüm bu saldırganlık adeta insanlığın sonunu hazırlıyor. Bu emperyalist haydutluğa toplumsal devrimlerle "dur" denilmediği sürece, sadece yaşanacak işgal savaşları ve yıkımlar değil, insani tüm değerler, emperyalist barbarlığın elinde yok olup gidecek.
ABD'nin Venezuela'ya yönelik emperyalist saldırısı "uluslararası hukuk" diye tariflenen, burjuva hukukun tamamen bir yalan balonu olduğunun göstergesi oldu. Gazze'de dünyanın gözü önünde Filistin halkının soykırımının "İsrail-Hamas çatışması" kavramına hapsedilerek normalleştirildiği bir dünyanın, Gazze'den önceki gibi olmayacağı zaten belliydi. Artık ne BM ne Cenevre Sözleşmesi ne de başka bir uluslararası hukuk ya da kurum; bunların hiçbirinin emperyalist küreselleşme döneminde bir hükmü, bir anlamı, bir işlevi yok. Trump yönetiminin, Venezuela saldırısı emperyalist kapitalist sistemin tüm kurumlarıyla meşruiyetini kaybettiğinin, ezilenlerin bu düzenle değil bir arada, yan yana yaşamasının dahi mümkün olmadığının ilanıdır.
Venezuela'nın bu emperyalist saldırganlığın hedefi haline gelmesinin üç önemli nedeni var. Birincisi; 1980'lerde neoliberalizmin çöküşüne Güney Amerika kıtasından verilen haklı yanıtın, Venezuela'da Bolivarcı devrimle iktidar olmasıdır. Chavez'in 1999 yılında iktidara gelişiyle birlikte Venezuela, ABD'nin at koşturabildiği "arka bahçe" özelliğini kaybetti. Bolivarcı devrimin, işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenler için ne yapıp yapmadığından bağımsız olarak, Venezuela, ABD dış politikasında bir düşman olarak kodlandı.
İkincisi, Chavez döneminde millileştirilen petrol, Trump yönetiminin, iştahını kabartmaktadır. Venezuela'ya yönelik "diktatörlük" ya da Maduro'ya yönelik "uyuşturucu karteli şefi" iddiaları, Trump yönetiminin, Venezuela'nın stratejik petrol kaynakları üzerinde denetim kurma amacıyla bağlantılıdır. Gerçekleştirdikleri saldırının ardından hemen bir komite kurarak, petrol tekelleriyle görüşmelere bile başladılar. Faşist Trump, kurulan geçici yönetimin ABD'ye her yıl 30 ila 50 milyon varil petrol vereceğini açıkladı.
Üçüncüsü ise ABD'nin Ukrayna savaşı, Ortadoğu'da direniş odaklarını bitirme saldırıları ve İran'a saldırılar ile hazırlığını yaptığı Çin'e yönelik büyük savaş hazırlığı. Bunun anlamı ise, 3. dünya savaşı.
Dünya halkları bu emperyalist haydutluğa karşı tutum aldı. Ancak tutum alması gerekip de almayanlar da tarihe not edildi. ABD ile ideolojik politik ittifak içinde olmadığı halde tutum almayanlar, Maduro yönetiminin yanlışlarına yaslandı. Maduro ya da Chavez yönetimine dair söyleyecek onlarca karşı sözünüz, olumsuz eleştiriniz olabilir. Ancak karşı karşıya olduğumuz durum, bir emperyalist haydutluk karşısında tutum almayı gerektirmektedir. Tıpkı Gazze'de bir soykırım karşısında tutum almayı gerektirdiği gibi. Yaşananlar, Venezuela halkının kendi geleceğini ve kaderini belirleme hakkına, halk iradesine yönelik emperyalist saldırganlıktır ve emperyalizm, ne soğuk savaş döneminde kalmış bir "kavram" ne de "dünyanın değişimine ayak uyduramayan solcuların" takıntısıdır. Her gün savaş, işgal, sömürü ve erkek şiddeti olarak hayatlarımızın ortasındaki gerçektir.
Dünyamız gerçek bir üçüncü dünya savaşına doğru hızlıca giderken, 107. ölümsüzlük yıldönümünde Rosa Luxemburg'un "ya sosyalizm ya barbarlık" sözünü tam da hatırlama zamanı.
15 Ocak 1919 tarihinde Alman burjuvazisi tarafından yoldaşı Karl Liebknecht ile birlikte katledilmesinin nedenlerinden biri, Onun emperyalist savaşa karşı aldığı enternasyonal tutumdu. Üyesi olduğu Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin 1. Dünya Savaşına doğru giderken, emperyalist savaşa karşı dünya işçi sınıfının haklarını korumak ve geliştirmek için tutum almak yerine, Alman burjuvazisini desteklemesine karşı partisinin içinde mücadele yürütmüştü.
Katledilmesinden bir ay önce, 14 Aralık 1918'de Rote Fahne (Kızıl Bayrak) dergisindeki şu sözleri, bu yazının son sözü olsun: "Dünya Savaşı toplumu karar verme durumunda bıraktı: Ya kapitalizm ile yeni savaşlar çıkacak ve kargaşa ve anarşi içinde dünyanın sonu gelecek ya da kapitalist sömürü ortadan kaldırılacaktı. (…) Şu an insanlığın tek kurtuluşu sosyalizmdir. Komünist Manifesto'nun şu sözleri, kapitalist toplumun yıkılan surlarının üzerinde ateşli bir meneteke gibi ışır: Ya sosyalizm ya barbarlık."