ANALİZ / Münih Güvenlik Konferansı: NATO krizi çözülemiyor
Almanya'nın Münih kentinde 13 Şubat'ta başlayan 62. Münih Güvenlik Konferansı'nda, bu yıl da Avrupa ile ABD arasındaki gerilim ve NATO krizi ön plana çıktı. Bayerischer Hof otelinde gerçekleşen toplantıya yaklaşık 1000 katılımcı katılırken, bunlardan 60'ı devlet ve hükümet liderlerinden oluşuyor. ABD, 50 kişilik bir delegasyon gönderdi, ancak Rusya'dan hiçbir davet talebi gelmedi. Bu yıl ayrıca, QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdi ve Rojava Dış İlişkiler Komitesi Eş Başkanı İlham Ahmed'in katılımı da dikkat çekti.
MERZ'İN "YIKIM ALTINDA" MESAJI
Konferansın açılış konuşmasını Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger ile Almanya Şansölyesi Friedrich Merz yaptı. Merz, Almanya'nın dış politika ve güvenlik stratejisine dair bir dönüm noktasını işaret etti ve bu yılki konferansın temasını "Yıkım Altında" (Under Deconstruction) olarak belirledi. Etkinliği düzenleyenler, dünya siyasetinin "yıkım aşamasına" girdiğini vurguladı. Bu durum, yalnızca NATO'nun açık krizine değil, aynı zamanda ABD'nin militarist politikalara ve emperyalist dünya sisteminin çürüyen yapısına da işaret ediyor.
Merz, Almanya'nın küresel askeri gücünü pekiştirme yolunda somut adımlar atılacağını açıkladı. Bundeswehr'in "Avrupa'nın en güçlü konvansiyonel ordusu" haline getirilmesi, NATO içinde daha bağımsız bir ittifak yapısının inşa edilmesi hedefleri arasında yer aldı. Ayrıca, Fransa ile "Avrupa nükleer caydırıcılığı" üzerine gizli görüşmeler yapıldığını ve Almanya'nın küresel güvenlikte daha bağımsız bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtti. Merz, "özgürlük" kelimesini 16 kez kullanarak, Avrupa'nın ABD ile olan ilişkisini daha dengeli bir zemine oturtmaya çalıştığının sinyallerini verdi. Bu, Almanya'nın emperyalist ittifaklar kurarak küresel güç olma stratejisinin bir parçası.
ABD'NİN KARARLI DURUŞU VE AVRUPA'NIN BAĞIMSIZLIK ARAYIŞI
Geçtiğimiz yıl, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in sert söylemleri NATO krizini derinleştirmişti. Vance, Avrupa ülkelerinin Trump yönetiminin faşist politikalarına uymalarını istemişti. Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun konuşması, daha ılımlı bir tonla, Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlamasını ve Ukrayna'ya silah göndermesini savundu. Ancak, Rubio'nun bu söylemleri yine de Avrupa'nın ABD'ye olan bağımlılığını pekiştirme amacını taşıyor. Rubio'nun ABD'nin küresel egemenliğini savunarak, Avrupa'daki sağcı hareketleri desteklemesi, transatlantik ilişkilerin gerilmesini artıran unsurlar arasında yer aldı.
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ise, Trump'ı sert bir şekilde eleştirerek ABD hükümetinin çevre politikalarını ve sera gazlarıyla ilgili tutumunu hedef aldı. Bu, ABD içindeki siyasi kutuplaşmanın yansımasıydı ve uluslararası düzeyde de bir yankı uyandırdı.
BU YIL DA EYLEMLER DÜZENLENDİ
Her yıl olduğu gibi, konferans boyunca büyük bir gösteri düzenledi. Eylemciler, etkinliği "terörist destekçileri" olarak nitelendirirken, Kürt kurumları da eylemlerde yer aldı. Gösteriler, küresel çatışmaların yıkıcı etkilerine karşı bir tepki olarak, savaş karşıtlarının güçlü bir şekilde sesini duyurduğu bir ortam oluşturdu.
62. Münih Güvenlik Konferansı, Avrupa ve ABD arasındaki gerilimleri, NATO krizini ve küresel güvenlik sorunlarını çözmeye yönelik somut adımlar atılmasından çok, mevcut krizlerin daha da derinleşmesine sebep oldu. Konferansa damgasını vuran ana tema, emperyalist güçlerin "güvenlik stratejileri" arasındaki çatışmalar ve yeni ittifaklar kurma çabalarıydı. Ancak, dünya çapında barış ve istikrarı sağlamaya yönelik ciddi bir çözüm arayışının hâlâ çok uzak olduğu, bu etkinlikte bir kez daha açıkça görüldü.
Münih'teki bu konferans, sadece emperyalist güçlerin savaş stratejilerinin sergilendiği bir arenaya dönüşmekle sınırlı kalmadı, aynı zamanda gelecekteki büyük güç çekişmelerinin habercisi oldu.