26 Kasım 2020 Perşembe

AGİF Eşbaşkanı Güler:  Hanau anmasının yasaklanması tamamen siyasiydi

Almanya'da Hanau'da 19 Şubat'ta gerçekleşen bir neonazi faşist tarafından düzenlenen ırkçı saldırıda yaşamını yitiren 9 kişi yasaklama girişimlerine rağmen anıldı. Anmayı düzenleyen örgütler arasında yer alan AGİF Eşbaşkanı Onur Güler, acısının tazeliğini koruyan katliamla ilgili yürütülen çalışmaları değerlendirdi. Mücadelenin Alman devletiyle faşist örgütler arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardığını söyleyen Güler, göçmenlerin yeni örgütler kurarak mücadeleyi daha geniş bir yelpazeye yayacağını kaydetti.

Almanya'nın Hessen eyaletinin Hanau kentinde 19 Şubat 2020 tarihinde 9 göçmen ırkçı bir katliamla yaşamını yitirdi. İki nargile bara yapılan ırkçı saldırıda Ferhat Ünvar, Gökhan Gültekin, Fatih Saraçoğlu, Sedat Gürbüz ile Hamza Kurtovi (Bosnalı), Mercedes Kierpacz (Polonyalı), Kaloyan Velkov (Bulgar), Vili Viorel Pun (Romanyalı), Said Nasser El Hashemi (Afganistanlı) katledildi. Katliamın 6. ayı dolayısıyla adalet arayan ailelerin oluşturduğu  19 Şubat Aileleri İnisiyatifi, Migrantifa ve göçmen örgütleri ortak çağrısıyla katliamın yaşandığı kentte bir dizi eylem kararı alındı. 

22 Ağustos'ta düzenlenmek istenen yürüyüşe bir gün kala Hanau Belediyesi, koronavirüs salgınını gerekçe göstererek eylemi yasakladığını duyurdu. Ancak aileler başta olmak üzere eylem çağrısı yapan örgütler, yasak kararını dinlemedi ve ırkçı saldırıda yaşamlarını yitiren çocukları için adalet çağrısını haykırdı. 

Etkinlikleri organize eden Avrupa Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF) Eşbaşkanı Onur Güler, Hanau katliamının 6. ayı etkinlikleri, katliamın ardından kurulan Migrantifa hareketini ve salgın sürecinde göçmen işçilerin durumunu konuştuk. 

Katliamın ardından etkin bir mücadele yürütülmeseydi ırkçı saldırının adli bir vaka olarak kayıtlara geçeceğini söyleyen Güler, Alman devletiyle faşist örgütlenmelerin kesişim noktalarını açığa çıkarttıklarını kaydetti. Göçmenlerin kendini savunma örgütleri kurduğunu söyleyen Güler, Migrantifa hareketini "Hanau katliamı sonrası gündemleşen, göçmen kitlelerine kendini savunma, örgütlü hareket etme ve antifalaşma çağrısıdır" şeklinde tanıttı. Güler'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

MÜCADELEMİZ ALMAN DEVLETİNİN FAŞİSTLERLE KESİŞİM NOKTASINI AÇIĞA ÇIKARDI
Hanau katliamı üzerinden 6 ay geçti. Bu sürede neler yaşandı? 

19 Şubat 2020'de Hanau kentinde gerçekleşen katliam bir çok açıdan yeni bir sürecin fitilini ateşledi. Aslında Almanya bu tür ırkçı saldırılara yabancı değil. NSU cinayetleri halen tam anlamıyla çözülememiş ya da çözülmemiş bir düğüm. Eğer bu cinayetlerin ardından toplumsal muhalefet etkin eylem ve etkinliklere girişmemiş olsa idi NSU cinayetleri dönerciler arasında anlaşmazlık sonucu ortaya çıkan adli vakalar olarak kayda geçecekti. Alman devleti ve faşist örgütlenmelerin kesişim noktaları yürütülen mücadeleler sonucu ortaya çıkarıldı. Önceki katliamlar ile gerçek bir yüzleşme sağlanamadığı için Hanau katliamına zemin hazırlayan koşullar açıkça görünmektedir. Katliamın perde arkası halen aydınlatılmış değil. 

Geçtiğimiz altı aylık süreçte Covid-19 pandemisine rağmen katliamdan hesap sorma bilinci çeşitli düzeylerde eylem ve etkinliklerle devam etti. Federasyonumuz AGİF mayıs ayında yaptığı bir deklarasyon yayınlayarak "Irkçılığa karşı göçmenler adına inisiyatif alıyoruz ve her ayın 19'unu mücadele mevzisine çeviriyoruz" dedi. Bu çağrı Almanya'da karşılık buldu diyebiliriz. Haziran ayında George Floyd eylemleri ile de bütünleşme manevrası ile kitlesel ve ezici çoğunluğunu farklı uluslardan gençlerin oluşturduğu eylem ve etkinlikler gerçekleştirildi.

YASAK KARARI TAMAMEN SİYASİDİR
Hanau Belediyesi eylemi yasaklamasına rağmen yaygın bir anma gerçekleşti. Bu nasıl sağlandı?

Katliamın altıncı ayı nedeni ile başta 19 Şubat Aileleri İnisiyatifi, Migrantifa ve göçmen örgütler olmak üzere Hanau'ya merkezi bir eylem çağrısı yaptılar. Birçok kentte haftalardır hazırlık yapıldı ve altıncı ay eylemine odaklanıldı. Ancak eyleme bir gün kala son akşam Hanau belediyesi Covid-19'u bahane göstererek yürüyüşü yasakladığını duyurdu. Alınan bu karar halk sağlığıyla ilgili değildi, tamamen siyasiydi. Eyleme az saatler kala yasaklanması ile eylem gücünün manevra kabiliyeti kırılmak istendi. Alman devleti ayrıca Hanau'nun altıncı ayını hesap sorma bilinci ile değil bir anma tarzı ile geçmesini planladı.

AGİF son gece yaptığı yaptığı açıklama ile 19 Şubat Aileleri İnisiyatifinin merkezi eylemden geri çekilme kararına saygı duymakla birlikte Alman devletinin çizdiği sınıra çekilmeyeceğini deklare etti. Migrantifa örgütlülükleri ile de istişarelerde bulunarak Frankfurt'ta buluşma kararı aldı. Migrantifa ile birlikte güçlerimizi sokağa taşımak yasağa karşı adalet mücadelesini fiili meşru hattan yürütmek en temel önceliğimiz oldu. Frankfurt'ta gün boyu gerçekleştirilen miting ve ardından binlerce kişinin katılımı ile gerçekleştirilen izinsiz yürüyüş altıncı ay mücadelesinin Almanya'da ki en ayırt edici eylem perspektifi oldu. Gençlik örgütü Young Struggle'ın da bu eylemin gerçekleşmesindeki ve büyütülmesindeki devrimci rolü etkili oldu.

Alman devletinin yasak kararının ardından göçmen örgütlülüklerden DİDF'in YDG'nin ya da Alman sol hareketinin çeşitli bölüklerinin otobüsleri iptal etme, altıncı ay mücadelesini sönük bir canlı yayın etkinliğine çevirme hareketi günün ihtiyaçlarından uzak olduğunu, geleceğe dair bir perspektif olamayacağının altını ayrıca kalınca çizmek istiyoruz. Türkiye ve Kürdistan'da Suruç katliamın 5. yılında örülen hattın, güçlerimiz tarafından Almanya'da da merkeze konulmasını ayaklanmalar çağının öngünleri ile uyumlu olduğunu belirtmek isterim.

'MİGRANTİFA KENDİNİ SAVUNMA VE ANTİFALAŞMA ÇAĞRISIDIR'
Katliam sonrası oluşan hareketlik ile birlikte Almanya'da 'Migrantifa' oluşumu gündeme oturdu. Migrantifa nedir? Hedefleri nedir?

Migrantifa, Hanau katliamı sonrası gündemleşen, göçmen kitlelerine kendini savunma, örgütlü hareket etme ve antifalaşma çağrısıdır. Faşist parti ve örgütlerin propagandasını genişlettiği bu süreçte göçmenlerin yalnızca platform ya da çeşitli birliktelikler şeklinde hareket etmesi sürece cevap olmaktan çok uzak olacaktı. En asgari ortaklıklardan yola çıkarak göçmen kitlelere bir örgüt kazandırmak, kapsayıcı bir oluşuma gitmek Almanya'da ezilenler ve göçmenler cephesinden en önemli hamlelerden biri olmuştur. Bu hamle henüz kuruluş sürecindedir ve yaygınlaşmaktadır. Migrantifa Almanya'da bir mücadele ve çekim merkezi olmaya adaydır. Bağrında onlarca ulustan insanı barındırması ile de ırkçılığa karşı mücadeleyi geniş bir yelpazeye yayacağının sinyallerini vermektedir. Irkçılığa ve faşizme karşı mücadele etmek isteyen her göçmen Migrantifa'da kendine bir yer bulabilir, onun nicelik ve nitelik gelişimine katkıda bulunabilir. Bulundukları kentlerde kurulmuş olan Migrantifaların etkinliklerine gidebilir, ya da hali hazırda yok ise bir araya geldiği göçmenlerle bir Migrantifa kurabilir.

Migrantifa oluşumuna Alman sol hareketinin, Türkiye ve Kürdistanlı göçmen örgütlerin yaklaşımı nasıl?

Alman sol hareketi için Migrantifa yeni bir örnek. Antifa geleneği Alman sol hareketi içerisinde çok yaygın. Ancak göçmenler cephesinden bu inisiyatifin gelişmesi zamanı ve süreci yakalamada ileri bir adım. Migrantifa'nın dar bir alana çekilmediği, yaygınlığını ve ele aldığı konuları kitlesel olarak sokakta işleyebildiği oranda Almanya'da uzun soluklu bir göçmen hattının oluşabileceğini ve bunun Alman sol hareketi ile kesişim noktalarının, birleştirici noktalarının çoğalacağını düşünmekteyim. Bu gelişim Almanya'da ırkçılığa karşıda önemli bir taktiksel hamle olarak ele alınabilinir. Türkiye ve Kürdistanlı örgütlerin halihazırda ki örgütsel ve politik konumlanışı Migrantifa'ya yaklaşımlarını sınırladı diyebiliriz. Birçok ulustan bu kadar çeşitli görüşle bir arada yürümek ve yürütmek elbette zor. Ancak AGİF olarak kolay olanı değil, doğru olanı yapma perspektifi ile hareket ettik, etmeye devam edeceğiz.

'GÖÇMENLERİN TALEPLERİYLE İŞÇİLERİN TALEPLERİ YOLDAŞLAŞTIRILMALI'
Korona pandemisinin etkilerini en çok işçiler yaşadı. Almanya'da ilkbahar ve yaza kadar kısa çalışma süreci, işten atılmaları ve işyerlerin kapatması gündeme geldi. Almanya'da yoğun bir göçmen işçi gerçeği var. Göçmenlerin durumu nedir?

Pandemi ile birlikte ortaya yeni bir durum çıktı. Salgın ile birlikte önemli bir iktisadi kriz de yaşanmaktadır. Bunu şöyle de diyebiliriz kapitalizmin varoluşsal krizi ile birlikte yaşanan/yaşanmakta olacak küresel kriz, salgın ile birlikte öne çekilmiş oldu. Kriz ağırlaştı. Sadece Almanya son dokuz yılda işçi ve emekçilerin sırtından elde ettiği kârı pandemi sürecinde eritmiş oldu. Bunun önemli bir kısmı da batmakta olan tekelleri kurtarmak ayrıldı. Şimdi olacak olan gerek kısa çalışma saatleri, işten atmalar ve emek maliyetlerini en aza indirmek olacak. Emperyalistlerin batmakta olanı biraz geciktirmek adına yapacakları bunlar. 

Almanya'da göçmen işçilerin büyük bir kesimi oluşturduğu bilinmekte. İlk işten atmalar, hakların kısıtlanması göçmenler üzerinden yapılıyor/yapılacaktır. Almanya'da büyük et fabrikalarında çıkan Covid-19 ile de gün yüzüne çıktığı üzere özellikle göçmenler güvencesiz, haksız hukuksuz olarak ve çok düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Bir çok başka iş kolunda da durum böyledir. Bu sebeple sınıf mücadelesini bu temelle ele almak, göçmen işçi ve emekçilerin hak ve taleplerini yine Avrupalı işçi sınıfının hak ve talepleri ile yoldaşlaştırarak birleşik mücadelenin yürütülmesi son derece acil bir görevdir.

AGİF'in önümüzdeki gündeminde hangi gündemler yer alıyor?

Avrupa'da bir kazan kaynamaya başladı. Bir taraftan ırkçılık ve faşizm kendine yer açıyor, emperyalist tekeller daha fazla sömürünün yol ve yöntemlerini tartışıyor. Bu koşullarda gündelik ajitasyon ve örgütlenme eyleminizi gözden geçirmek, her hangi bir reçeteye bel bağlamadan somut tahliller yaparak ilerlemek gerekir. Göçmenlerin en temel hak ve özgürlüklerini her alanda savunurken, örgütlerimizi aynı oranda büyütmeyi ve daha geniş kitleler için bir siyaset okulu olarak konumlandırmamız önemli. Aksi takdirde her dönem bazı toplumsal hareketler büyür ya da sönümlenir. Buraları güçlendirmek, güçlendirirken kurumsal yapımızı süreci karşılayabilecek örgütler haline getirmemiz gerekiyor. Yine pandemi ile birlikte ağırlaşan kriz ile birlikte işçi sınıfına çok daha büyük saldırılar kapıdadır. Sınıf mücadelesine etki gücümüz muhakkak artmalı.

Şu hataya düşmeyeceğiz, "salgından sonrasına bir bakalım, o ara gücümüzü biriktirelim" gibi bir önermeyle hareket edemeyiz. Görevlerimiz somut, acil ve bugünün görevleri, yarına bırakamayız. Bu mücadelede üzerimize düşen görevleri titizlikle yerine getirme görüş açısı ile hareket edeceğiz.