4 Ekim 2022 Salı

Suruç kampanyası birleşik devrim güçlerine ne söylüyor?

Devrimci ve antifaşist gençlik örgütleri Suruç Katliamı'nın yedinci yıl dönümünü yeni bir ortak politik kampanyayla karşılıyorlar. Bu yıl da temmuz ayına girilirken, kent sokakları ve meydanları, "Suruç için adalet, herkes için adalet" şiarıyla yapılan birleşik ajitasyon çalışmalarına sahne oluyor. "Gençlik Örgütleri", faşizme karşı birleşik mücadele hattına politik bir siper daha ekliyor.

Hafızalarda halen bütün tazeliğini koruyor: 20 Temmuz 2015'de Amara Kültür Merkezi bahçesinde MİT-DAİŞ işbirliğiyle patlatılan bomba, halklarımızın öncü devrimci güçlerinin iradesini kırma, işçilerin ve ezilenlerin yükselen mücadelesini dosdoğru ezme hamlesiydi. Suruç, Türkiye ve Kürdistan tarihinin en kanlı gençlik katliamı, Tayyip Erdoğan'ın faşist saray darbesinin başlangıç momenti ve bu darbeyle kurulan bombalı faşist katliamlar zincirinin ilk halkasıydı.

Erdoğan şefliğindeki saray cuntası, 2013 Gezi-Haziran ayaklanmasından başlayıp 2015 7 Haziran seçim başarısına uzanan antifaşist halk dalgası karşısında, bugüne değin süren faşist yok etme konseptini Suruç'taki bu katliam saldırısıyla devreye sokmuştu. Katliam saldırısının emekçi solun en kararlı bölükleri tarafından birleşik mücadeleye daha fazla yönelimle göğüslenmesi ise, faşist devlet terörünün aralıksız tırmanışıyla belirlenen yeni politik dönemin henüz başlangıcında, faşizme direniş çıtasının yüksekliğini belirlemiş ve antifaşist hareketin yürümesi gereken yolu pratikte göstermişti. Devrimci ve antifaşist gençlik örgütlerinin, Suruç ölümsüzlerini uğurlama törenlerine etkin katılımdan başlayarak, yaygın anmalar ve gösteriler düzenlemekte, örgütsel olanakları paylaşmakta, yaralıların ihtiyaçlarını karşılamakta ortaya koydukları politik ve ideolojik değeri yüksek dayanışma ve ortaklaşma pratikleri, faşist saray cuntasına verilen devrimci cevabı güçlendirmek ve birleşik antifaşist mücadele yolunu döşemek bakımından özellikle önemli olmuştu.

Suruç Katliamı'nın her yıl dönümünde ortaklaşa yürütülen, artık bir ortak devrimci gelenek niteliği kazanmış olan "Suruç için adalet, herkes için adalet" kampanyaları, işte bu politik toprakta filizlendi. 33 düş yolcusunun ölümsüzlüğünde bayraklaşan devrimci mücadele kararlılığı bu birleşik gençlik kampanyalarında yeniden ve yeniden üretildi.

Berkin Elvan'dan Hrant Dink'e, Tahir Elçi'den Ali İsmail Korkmaz'a, Özgecan Aslan'dan Metin Lokumcu'ya, Uğur Kaymaz'dan Baran Tursun'a, Soma'dan Roboskî'ye, 1 Mayıs 1977'den Ulucanlar'a, Gazi'den Sivas'a, Cizre'den 10 Ekim'e, gözaltında kaybedilen devrimcilerden homofobik, transfobik, ırkçı nefret cinayetlerinde katledilen LGBTİ+'lara ve mültecilere kadar emekçilerin ve ezilenlerin adalet talebi ve özleminin tarihsel ve güncel neredeyse bütün uğrakları, hem antifaşist kitle mücadelesini büyütmenin, hem de antifaşist toplumsal belleği güçlendirmenin simgeleri olarak ele alındı. "Suruç için adalet herkes için adalet" şiarı, böylece tüm adalet mücadelelerinin buluşma kulvarı haline getirildi.

Suruç Katliamı yıl dönümü kampanyalarının odağında duran birleşik sokak eylemselliği, dizginsiz polis saldırılarına ve küstah faşist yasaklamalara her defasında meydan okumak kadar, koronavirüs salgını şartlarında kendini eve kapatmaya ya da faşist psikolojik savaş karşısında umutsuzluğa kapılmaya dur demek gibi bir siyasi nitelik de taşıdı. Devrimci mücadelenin kendine özgü anlamlarla yüklü tarihsel günlerinden biri, böylece, salt bir törenselliğe sıkışıp kalmadı. Suruç ölümsüzleri, böylece, birleşik antifaşist direnişin mayası oldu. Devrimci ve antifaşist gençliğin ortak politik kampanyaları, böylece, halk gençliğini antifaşist temelde saflaştırıcı, emekçilere ve ezilenlere antifaşist direniş azmi aşılayıcı sonuçlar yarattı.

"Suruç için adalet, herkes için adalet" kampanyalarının belki en önemli dersi, farklı devrimci güçler aynı devrimci mücadele mevzilerinde konumlandıklarında, faşizme karşı dövüşmenin bedellerini ortaklaşa göğüsleme kararlılığı sergilediklerinde, politik öncülük iddiasını birleşik iradi pratiklerde cisimleştirdiklerinde, mevcut sınırlı örgütsel kuvvetlerin dahi, politik yankısı ve etkisi büyük mücadele örneklerini pekala ortaya çıkarabilecekleri soyutlamasının somut deneyime dönüşmesi oldu.

Bu aynı zamanda, birleşik devrimci güçlerin önünde duran, birleşik devrimci pratiği büyütüp yaymaya çağıran, böyle bir büyütüp yayma iradesinin hiç de karşılıksız kalmayacağını kanıtlayan bir ders.

Bugün, yine "Gençlik Örgütleri" adına başlatılmış olan 20 Temmuz kampanyasında, bu siyasi ders kolektif tarzda bir kez daha güncelleniyor. Ezilenlerin birleşik antifaşist direnişini örgütleme güzergahında ortak bir adım daha atılıyor.

Demektir ki, Suruç Katliamı'nın yıl dönümü yaklaşırken, birleşik devrimci güçler, bu güncel kampanyaya omuz verme, gençliğin bu ortak adımını destekleme sorumluluğu taşıyorlar. Zira kampanya kapsamındaki birleşik ajitasyon çalışmalarına, birleşik anma etkinliklerine ve birleşik sokak gösterilerine kuvvet seferber etmek, doğrudan doğruya, faşist saray rejimine karşı birleşik devrim mücadelesini geliştirmek anlamına geliyor.

Fakat birleşik devrimci politik duruşun "Suruç için adalet, herkes için adalet" kampanyasıyla ilgili güncel sorumluluk sınırı sadece bu kadarıyla çizilmiş olmuyor.

Çünkü kampanyada özgün bir gençlik örgütleri bileşimiyle hayat bulan ortak antifaşist iradeyi daha da ileri taşımak, şimdi birleşik devrimci güçler için, emekçilerin ve ezilenlerin hayat pahalılığına, işsizliğe ve yoksulluğa karşı büyüyecek mücadelesini, Güney Kürdistan'da sürmekte ve Rojava'da bir yenisi başlamakta olan sömürgeci işgallere karşı çıkışını örgütleme doğrultusunda yeni bir ortak atak yapmayı gerekli kılıyor.

Öyleyse, gençliğin Suruç yıl dönümü kampanyası, fiili meşru mücadele sahasında birleşik devrimci güçler bakımından, yeni bir güncel siyasi atağın mütevazı bir ilham kaynağı olmayı hak ediyor.