19 Temmuz 2024 Cuma

Sudan: Mevcut savaşların temeli olan emperyalistler arası rekabetler üzerine

Sudan topraklarındaki tüm bu şiddetli ekonomik rekabet göz önüne alındığında, Amerikan emperyalizminin otokrat Beşir'in görevden alınmasının gerçek bir nimet; darbeciler ve geçiş hükümetiyle ilişkilerini geliştirmek için bir fırsat olduğunu neden çok erken anladığını anlamak kolaydır. Hamdok ve hükümetinin Yankee hükümetinden 700 milyon ABD doları tutarında acil mâli destek ve özellikle de Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'ndan önemli miktarda mâli destek aldığını belirtmek gerekir. Bunlar daha ziyade Sudan Poundu'nun dolar karşısında değer kaybetmesine ve Sudan pazarının Amerikan şirketlerine ve çokuluslu şirketlere açılmasına hizmet etti.

Emperyalistler arası rekabet neden Sudan gibi tek bir ülkede yoğunlaşıyor?

"Kapitalistler dünyayı bölüşüyorlarsa, bu onların özel kötülüklerinden değil, halihazırda ulaştıkları yoğunlaşma derecesinin onları kâr elde etmek için bu yola girmeye zorlamasındandır."

Bu alıntı, Rus devrimci Lenin'in "Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması" adlı eserinde geliştirdiği fikirlerin belkemiğini oluşturur. Lenin bu eserinde, 19. yüzyılda kapitalizmin mal ihracıyla karakterize olduğunu (...) ve bu kapitalist sistem emperyalist aşamaya ulaştığında, sömürgeci egemenlik yoluyla dünyayı paylaşacak olan sanayileşmiş ülkelerden baskın olanın sermaye ihracı olduğunu kesin ekonomik olgularla açıklamaktadır.

Bu kısa özet, Lenin'in fikirlerinin bugün hâlâ geçerli olduğunu ve gözlerimizin önünde cereyan eden haydutluğu ve ekonomik savaşı tespit etmek ve anlamak için zengin bir bilgi kaynağı sağladığını yeterince göstermektedir! Ve başta Sudan olmak üzere Afrika kıtasındaki emperyalist güçler arasındaki asırlık rekabeti vurgulayan bu şiddetli rekabetin tespiti ve anlaşılması için de.

Yüzölçümü bakımından Afrika'nın en büyük ikinci ülkesi olan Sudan'ın coğrafi konumu, siyasi istikrarsızlığının temel faktörlerinden biridir. Ülke şu şekildedir:

Ülke, nüfuzlarını güçlendirmek ve aynı zamanda ekonomik çıkarlarını mümkün olan her şekilde korumak için kıyasıya mücadele eden çeşitli emperyalist kutuplar için kilit bir stratejik bölgede yer almaktadır. Kıta haritasında Kızıldeniz, Sahel ve Afrika Boynuzu arasında yer almaktadır. Sudan ayrıca Güney Sudan, Somali ve Libya gibi ülkelerle de sınır komşusudur.

Ekonomik düzeyde durumu şu şekildedir: Tarım sorunu Sudan'da büyük önem taşımaktadır. Afrika'daki yeni sömürgelerin çoğunda olduğu gibi, toprak köylülere ait değildir. Yabancı şirketlerin ve yarı feodal ya da kapitalist toprak sahiplerinin elindedir. Aslında Sudan'da Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan 500 bin hektardan fazla tarım arazisine el koymuş durumdadır. Bu geniş alanın 12 bin hektarı sadece Körfez ülkeleri ve Orta Doğu için büyükbaş hayvan yemi yetiştirmek üzere kullanılıyor. Petrol zengini monarşilerin topraklara el koyması, ülkenin sanayileşmesi önünde gerçek bir fren oluşturuyor.

Yine ekonomik cephedeki bazı veriler şöyle: Gaz, petrol ve altın sömürüsünün yanı sıra, burjuva uzmanlara göre: "Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde12'si Süveyş Kanalı'ndan ve yüzde10'u Bab El-Mandeb'den geçmektedir. Kızıldeniz bölgesinin GSYİH'sinin 2050 yılına kadar 6,1 trilyon dolara ulaşması, ticaret hacminin ise 4,7 trilyon dolara yükselmesi beklenmektedir."

Agence Ecofin tarafından bildirilen bir başka ekonomik gerçek: Ocak 2022'de Avustralyalı bir grup olan PERSEUS MINING, Sudan'daki Block-14 altın projesinin sahibi Orca Gold'un hisselerini satın alacağını duyurdu (...) Kanadalı şirketle imzalanan anlaşmanın şartlarına göre Perseus'un henüz sahip olmadığı yüzde85'lik hisseyi satın almak için 198 milyon Kanada Doları (C$) (155 milyon ABD $) ödemesi gerekecek. Bu bedel, şirketin hisselerini satın almak için ödenen 17 milyon C$ ile birlikte Orca'nın değerini 215 milyon C$'a (168,5 milyon ABD $) çıkarıyor.

Çeşitli kapitalist gruplar arasındaki bu amansız ekonomik savaşta, Afrika'da dokuz ülkede faaliyet gösteren Faslı MANAGEM grubunu da görüyoruz. Bunlar arasında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Etiyopya, Mali ve Burkina-Faso yer alıyor. Faslı grup altın sektöründe çeşitli projeler geliştirmektedir. MANAGEM, Sudan'da Çinli WANBAO MINING şirketi ile ortaklık kurmuştur. Bu ortaklığın amacı Gabgaba madeninin 15. bloğunda bir altın projesi geliştirmektir. Amaç, orta vadede yılda yaklaşık 5 ton altın üretmektir. Bunu başarmak için madenin çıkışlarının modernizasyonu için 250 milyon dolarlık bir yatırım yapılmıştır.

Özetle, Sudan ekonomisi, hammadde ve tarım ürünlerinin dünya pazarına sistematik olarak ihraç edilmesine dayanmaktadır; bu da büyük bir değer transferini, kısacası ülkenin sanayileşmiş ülkeler yararına aşırı sömürülmesini içermektedir.

Sudan topraklarındaki tüm bu şiddetli ekonomik rekabet göz önüne alındığında, Amerikan emperyalizminin otokrat Beşir'in görevden alınmasının gerçek bir nimet; darbeciler ve geçiş hükümetiyle ilişkilerini geliştirmek için bir fırsat olduğunu neden çok erken kavradığını anlamak kolaydır. Hamdok ve hükümetinin Yankee hükümetinden 700 milyon ABD doları tutarında acil mâli destek ve özellikle de Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'ndan önemli miktarda mâli destek aldığını belirtmek gerekir. Bunlar daha ziyade Sudan Poundu'nun dolar karşısında değer kaybetmesine ve Sudan pazarının Amerikan şirketlerine ve çokuluslu şirketlere açılmasına hizmet etti.

Sudan'da AB Bloğu ve Alman emperyalizmi için ise durum şöyle: Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier'in Şubat 2020'de, darbecilere karşı halk mücadelesinin en yoğun olduğu bir dönemde gerçekleştirdiği resmi ziyaret, İngiliz ve Amerikalı rakiplerine karşı avantaj elde etmek isteyen Alman emperyalizmi için büyük bir semboldü! Almanya (Çin ve Katar ile birlikte) Sudan'a en çok yatırım yapan üç ülkeden biri olmasına rağmen, Kızıldeniz ve Orta Doğu'nun bu bölgesinde diplomasisi ihtiyatlı kalmaktadır. Bu ketumluğun temelde askeri endüstrisinin Afrika kıtasının bu bölgesindeki aralıksız faaliyetlerini gizlemek için bir manevra olduğunu söylemeye gerek yok.

Aslında Alman hükümeti Sudan'da faaliyet gösteren bölgesel güçlerle sürekli olarak büyük silah anlaşmaları imzalamıştır. Bunlar, darbecileri sıkı bir şekilde destekleyerek halk mücadelesini sabote etmek için ittifak kuran Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır'dır. Bugün Alman silah fabrikalarının müşterisi olan bu üç ülke, bu gerici iç savaşta karşıt tarafları desteklemektedir. General Abdel Fattah Al-Burhan'ın müttefiki olan Mısır örneğini ele alalım. Zalim Al-Sisi tarafından yönetilen bu ülke, Almanya'dan 3 milyar Avro'nun üzerinde çeşitli savaş malzemeleri (kara-hava silahları ve füze savunma sistemleri, dört U-209 denizaltısı ve dört Meko korveti) satın alabilmiştir.

Sekiz ay önce Olaf Scholz ve silah endüstrisi yöneticileri, AB ülkelerinden silah ithalatı konusunda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne uygulanan yaptırımların kaldırılmasına karar verdiler. Sudan'a müdahale eden Suudi Krallığı'na, Alman askeri sanayisinden Typhon ve Tomado savaş uçakları için toplam 36,1 milyar Avro tutarında yedek parça ve silah satın alma yetkisi verildi. Ticaret basını ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri'ne, sözleşmesi henüz onaylanmamış altı adet A400M taktik nakliye uçağı satıldığını duyurdu. Bu bölgesel güçler arasına, 2019 yılında Almanya'nın askeri sanayisinden 165 milyon Avro değerinde askeri teçhizat sipariş etmiş olan Katar'ı da eklemek gerekir. Alman emperyalizmi, askeri endüstrisinin Afrika Boynuzu'na ve Körfez monarşilerine müdahalesine paralel olarak, AB kurumlarını ve devletlerini içeren ünlü "Avrupa Takımı"nı 770 milyon avroluk devasa bir kalkınma yardımını serbest bırakmak için harekete geçirdi.

Putin ve oligarkları ise hedeflerini gizlemiyorlar. Rusya kendisini Sudan hükümetinin önde gelen silah tedarikçisi olarak konumlandırdı. Sudan 2019 yılında Afrika'da Rus silahlarının en büyük ikinci alıcısı oldu. Sudan'ın zengin ve değerli doğal kaynakları Rus iş adamlarının ilgisini çekmeye halen devam ediyor. Kıtanın en büyük üçüncü altın üreticisi, ne idüğü belirsiz paramiliter grup Wagner, Yevgeny Prigozhin'in şirketi M-Invest ve 2017'de Sudan'da kurulan yan kuruluşu Meroe Gold aracılığıyla yağmada sürekli bir rol oynadı. Madenlerin çoğu Hamdan Dagolo, nam-ı diğer Hemedti'nin FSR'sinin elindedir. Söz konusu Meroe Gold iştiraki, Sudan askeri istihbarat servisleri tarafından yönetilen ASWAR şirketi ile açıkça işbirliği yapmaktadır. Rusya'ya uygulanan sözde ekonomik ambargoya rağmen, Sudan altın endüstrisi Ukrayna'da NATO bloğu ile askeri çatışma sırasında Rus ekonomisini gizlice bu şekilde güçlendiriyor. Ve hepsi bu kadar da değil! Subayların Rus eğitmenler tarafından eğitilmesinin yanı sıra, Sudan askeri aygıtı, General Abdel Fattah Al-Burhan'ın genelkurmay başkanlığı adına, iletişimin güvenliğini sağlayan ve e-postaları, haber sitelerini ve sosyal ağları analiz eden Rus uzmanları da içeriyor. Bu askeri uzmanlara ek olarak, Kızıldeniz yakınlarındaki Port Sudan'da bir Rus askeri üssünün inşa edilmesi de dikkat çekicidir. Bazı askeri uzmanlara göre, bu Rus askeri üssü 300'den fazla askerin yanı sıra nükleer güçle çalışan savaş gemilerini de barındırabilir. Bu deniz üssünün temel amacı, İran ve Suriye petrol trafiğine eşlik ederek Amerikan ve Fransız filolarının önünü kesmek.

Çin ve Rusya'nın Afrika kıtasında çatışan çıkarları olsa da, Sudan'da iki yükselen güç tek bir konuda hemfikir: Ülkenin doğal kaynaklarının dizginsiz kontrolü ve sömürülmesi. Çin hükümeti 2020 yılında Sudan ile bir anlaşma imzaladı. Bu ekonomik anlaşma, Çinli şirketlere Sudan'ın toprak altında bol miktarda bulunan altın, kromit, siyah kum, mermer ve kobaltın araştırılması ve işletilmesi için tam haklar veriyor. Doğal kaynakların yanı sıra Çinli şirketler tarım, sanayi, inşaat, ulaşım ve enerji alanlarında da faaliyet gösteriyor. Enerji sektöründe, uluslararası basın "Çin'in ulusal şirketi China National Nuclear aracılığıyla bir nükleer reaktörün ve Hartum'un 350 km kuzeyinde bulunan Merowe barajının inşasına katıldığını" ortaya çıkardı. Baraj 1250 kW kapasiteye sahip ve Nil nehri üzerindeki en büyük ikinci barajdır. Bir başka ekonomik cephede ise Sudan'ın Çin hükümetine enerji ile ilgili projeler için aldığı toplam mâli kredilerin değeri 5 milyar doların üzerindedir. Bugün Çin yatırımları 20 milyar doların üzerindedir. En azından şunu söyleyebiliriz ki, Çinli kapitalistlerin tüm bu yatırımları Sudan'ın önümüzdeki birkaç yıl boyunca kırmızıda kalacağını teyit ediyor! Bu nedenle, bu aşırı gerici iç savaşın başlangıcından bu yana, Çin hükümetinin alaycı bir şekilde ateşte iki demirinin olmasının nedeni budur; yani, işler istikrarlı ve olumlu olduğu sürece, iki cepheden daha iyi olanın kazanmasına izin verin!

Barer Holding'in tartışmasız başkanı olan iş insanı Oktay Ercan, bugün Türkiye'nin Sudan'daki siyasi ve ekonomik iddiasını tek başına temsil ediyor. Barer Holding, madencilikten havacılığa, hayvancılıktan askeri ve balistik tekstile kadar geniş bir sektör yelpazesini kapsıyor. Oktay Ercan, ünlü Holding'inin faaliyetlerine ek olarak, Sudan'daki davanın ihtiyaçları doğrultusunda SUR (International Investment Group) adında bir başka uluslararası şirket daha kurmuştur. İlginçtir ki, SUR'un hissedarları Sudan ordusu ile geniş ve kârlı bir sektör olan askeri tekstil üretiminde ortaktır. Bu faaliyetlere Kızıldeniz'deki çeşitli altyapı yatırımları ve özellikle de Hartum'a 40 km mesafede yeni bir havaalanı inşası eklenmiştir. Yine altyapı konusunda, Türkiye'nin Sudan'daki müttefiki Katar, Suakin limanının yenilenmesi için 4 milyar dolar yatırım yapmıştır.

Askeri alanda Alman askeri endüstrisi Türkiye'ye "Leopard" savaş tankları tedarik etmiş ve altı adet U-214 denizaltısının yerel inşası için teknik yardımda bulunmuştur. Türkiye 2014'ten bu yana Sudan'da birçok askeri tatbikat düzenledi ve Türk gemileri Kızıldeniz yakınlarındaki Port Sudan'da bulunabiliyor. Erdoğan'ın Afrika'daki emelleri hakkında Türk basınında çıkan haberler şöyle: "Türkiye'nin Doğu Afrika'daki emelleri Sudan ve Kızıldeniz ile sınırlı değil. Türkiye, binlerce Somalili askerin yanı sıra Türk askerlerini de eğitmek amacıyla yaklaşık 50 milyon dolar maliyetle Somali'de denizaşırı en büyük deniz üssünü inşa etti."

Sudan'ı yöneten yağmacı güçler arasındaki bu siyasi, ekonomik ve askeri savaşta, Erdoğan'ın Türkiyesi açıkça zayıf halka gibi görünüyor, çünkü Türkiye'nin sağlam bir müttefiki olan otokrat Beşir'in düşüşünden bu yana, yeni oyuncuların iktidara gelmesiyle güç dengesi değişti. İntikamlarını almak için eski rejimle bağlantılı yandaşlar yeniden toparlanmak, örgütlenmek ve Sudan'da iktidarın dizginlerini geri almaya hazırlanmak üzere Beşir'in yönetimindekilerin bir kısmı Türkiye'ye kaçtı. Beşir'in adamlarını iktidara geri getirme mücadelesi, ordu ile paramiliter güçler arasındaki siyasi çelişkileri daha da şiddetlendiriyor. Tüm bunlar bu gerici iç savaşın arka planını oluşturuyor.

*Ivana Benario tarafından ETHA için Türkçe'ye çevrilmiştir.