14 Haziran 2024 Cuma

İbrahim Okçuoğlu yazdı | Değişen güçler dengesi koşullarında G7 Zirvesi

Bu seferki G7 zirvesine, diğerlerinden farklı olarak Çin'e karşı açık bir küresel hegemonya mücadelesi için alınan tedbirler damgasını vurmuştur. Açık ki, günümüzde jeopolitik güç mücadelesi ABD ile Çin arasında olacaktır. Son zirve bunu göstermiştir. Ancak, 21. yüzyıla ne ABD ne de Çin damgasını vurmayabilir; 21. yüzyıl devrimlerin, sosyalizmin damgasını vurduğu bir yüzyıl olabilir.

Kendi tanımlarıyla "dünyanın en büyük sanayi ulusları"nın ilk zirvesi, ABD, Almanya, B. Britanya, Japonya, İtalya ve Fransa'nın katılımıyla 1975'te gerçekleştirilmişti. Bu gruba bir yıl sonra Kanada katıldı. 1998'de de Rusya, grubun 8. üyesi oldu. Ancak Kırım'ın işgali nedeniyle 2014'te gruptan çıkartıldı. 1975'ten bugüne düzenlenen zirvelerin gündemi makro sorunlar bağlamında pek fazla değişmemiştir. Gündemini dünya ekonomisinin, dünya ticaretinin durumu, "gelişen" ülkelerle ilişkiler, enerji sorunu, 'terörizm' vb. oluşturmuştur. İşsizlik, çevre sorunu, uyuşturucu ticareti, iç güvenlik, silahlanmanın kontrolü gibi konular da dönem dönem zirvenin gündeminde yer almıştır.

Şimdiki zirve, diğerlerinden farklı olarak uluslararası hegemonya mücadelesinde bir ülkeyi, somutta da Çin'i hedef alarak ortak hareket etmenin zeminini oluşturmaya hizmet etmiştir. Bunun yanı sıra iklim sorunu, mali imkanları sınırlı ülkelere Covid-19 aşısı tedarikinde "yardımcı" olmak gibi konular da ele alınmıştır.

Bugüne kadarki zirvelerde ele alınan hiçbir sorun çözümle sonuçlanmamıştır. Bağlayıcı bir özelliği olmayan bu "en zenginler kulübü", bu zirvelerde niyet açıklamalarının; doğanın, küresel ekonominin ve insanlığın önemli sorunlarıyla ilgiliyiz mesajını içeren "kararlar"ın ötesine pek geçememiştir. Geçilemezdi de. Çünkü gündemde olan sorunların esas sorumlusu o zaman olduğu gibi bugün de bizzat bu ülkelerdir, emperyalizmdir.

Böylesi toplantıların bir özelliği de katılımcı her bir emperyalist ülkenin kendi sermayesinin çıkarlarını ön planda tutmasıdır. Bunun anlamı şudur: Masaya oturan her bir emperyalist ülke, dünya pazarlarında aslan payını kapmanın ve korumanın aynı masada yer alan diğer emperyalist ülkelere karşı rekabet ve hegemonya mücadelesi olduğu bilinciyle hareket etmiştir. Bu zirvelerde katılımcı ülkeler ele alınan konularda birbirlerinin tavrını yoklamaktan, gerekirse dirsek göstermekten ve aynı zamanda insanlık karşısında, dünya sorunlarını çözmek için uğraştıklarını kanıtlamak için "hayırseverlik" gösterileri yapmaktan öte bir beklentileri ve amaçları olmamıştır. Örneğin şimdiki zirvede Covid-19 aşısının ele alınışı gibi.

G7'nin uluslararası bir örgüt olmaması, onun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bu grup, dünyayı yeniden paylaşma rekabetinde önde gelen ülkelerdir; hepsi olmasa da bir kısmı (örneğin ABD) jeopolitika geliştirme yeteneğine sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı böylesi zirvelerde üye ülkeler, güç dengelerinin değişmesine paralel olarak yönelimlerin kapsam ve derinliğini ölçmeye çalışırlar, birbirlerinin niyet ve amaçlarını yoklarlar, hangi konu ve alanda ortak hareket edebileceklerini veya edemeyeceklerini ima ederler ve çelişkilerin keskinleşme derecesine göre bazen de bütün çıplaklığıyla açıklarlar. Bu toplantılar, katılan her bir ülkenin dünya ekonomisinde ve politikasında ağırlığını ekonomik ve askeri gücüne göre göstermeye çalıştığı ve gücüne göre de dinlendiği toplantılardır.

Bunlar, dünya ekonomik potansiyelinin oldukça önemli kısmına sahip olan ve dünyayı talan eden ülkelerdir: G8 olarak 2005'te dünya ekonomisinin yüzde 70'ine (yaklaşık üçte ikisine) sahip olan bu ülkeler, bugün dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 40'ını (yarısından daha azını) temsil eder durumdalar. Dünyanın en büyük süper tekelleri arasındaki payları da artık eskisi gibi yüksek değildir.

Belli ki, dünya çapında güçler dengesinde geriye dönüşümü olmayan değişim olmuştur. Bu grubun başını çeken Amerikan emperyalizmi eskisi gibi güçlü değil, karşısında sadece "yükselen" bir ülke olarak değil, kendine meydan okuyan bir emperyalist Çin var.

Şimdiki zirveyi daha öncekilerden ayıran özellik de budur; dünyada güçler dengesinin değişmesi, ortaya çıkan yeni koşulların/rekabetin sorunları.

Biden'e göre ABD "geri döndü" ama aradığını bulacak durumda değil. Süper güç olarak gerileyen, çökme sürecinde olan emperyalist bir ülke. Dünyanın iki kutuplu olma durumu da yok. Sermaye ve üretimin uluslararasılaşması ortaya şimdilik çok rekabet merkezli bir dünya konjonktürü çıkartmıştır. Bu konjonktürde her bir ülke kendi çıkarını ön plana çıkartmaktadır; bir diğerine karşı "kolektif" tavır almak zorlaşmıştır; taviz veya baskıyı beraberinde getirmektedir. Bu anlamda şimdiki zirvede AB'nin Çin karşıtlığı ABD'nin Çin karşıtlığıyla aynı değildir. Ancak Biden, bastırarak, zorlayarak Çin'e karşı "kolektif adım atma" kararı aldırabilmiştir. 11-13 Haziran arasında (2021) Cornwall'da (İngiltere) gerçekleştirilen toplantının ana konusunun Çin ve onun başka ülkelerdeki altyapı faaliyetlerini engellemek için karşı tedbirler almak olması meselenin önemini göstermektedir.

Amerikan emperyalizmi, G7 zirvesinde Çin'e baskı uygulamak için katılımcıları baskı altında tutarak sonuç alabilmiştir. Çin, insan haklarından başlayarak ticari faaliyet vb. konularda eleştirilmiş, kınanmış ve onun "Bir Kuşak Bir Yol" projesine alternatif proje önerisi de kabul edilmiştir.

G7 ülkeleri, Çin'i Doğu Türkistan'da insan haklarına saygı duymaya, Hong Kong'a yüksek derecede özerklik sağlamaya ve Doğu ve Güney Çin Denizlerini istikrarsızlaştırabilecek tek taraflı eylemlerden kaçınmaya çağırıyor. Çin'in önde gelen bir küresel güç olarak yeniden ortaya çıkması, Soğuk Savaşı sona erdiren Sovyetler Birliği'nin 1991 çöküşünün yanı sıra son zamanların en önemli jeopolitik gelişmelerinden biri olarak kabul ediyor. ABD Başkanı J. Biden, Çin'i ana stratejik rakip olarak nitelendiriyor.

ABD Başkanı J. Biden'ın, zirvede Çin'e karşı ittifakı güçlendirme arayışında en önemli hamlesi, Çin'in trilyonlarca dolarla ifade edilen, "Bir Kuşak Bir Yol" projesine karşı hazırlanan alternatif projeye G7 ülkelerini ikna etmesi olmuştur. G7 ülkeleri "Gelişmekte olan ülkelerin altyapılarını iyileştirmek" amacıyla Çin'in projesine alternatif olacak bir destek planı oluşturulmasında mutabık kaldılar. Ancak bu planın nasıl finanse edeceğine dair ayrıntılar belirsizdir.

Çin, Asya, Afrika, Avrupa ve Güney Amerika arasında ulaşım, sanayi ve ticaret ağı altyapısı kurma hedefini içeren projesiyle çok sayıda ülkede ulaşım altyapısının iyileştirilmesine finansman desteği sağlayarak bu ülkelerde ve bölgelerde hakimiyetini yaymakta ve derinleştirmektedir. Çin'in bu türden her adımı o ülke ve bölgelerde ABD veya başkaca emperyalist güçlerin geri püskürtülmesi anlamına gelmektedir.

Zirvede Çin karşıtlığına karşı Çin'in cevabı gecikmedi: Çin, G7 ülkelerine "Dünyanın küçük bir grup tarafından kontrol edildiği günler bitti" tepkisi verdi. Londra'daki Çin Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamada, "Büyük veya küçük, güçlü veya zayıf, fakir veya zengin, ülkelerin eşit olduğuna ve dünya işlerinin tüm ülkeler tarafından görüşmeler yoluyla ele alınması gerektiğine her zaman inanıyoruz. Küresel kararların küçük bir grup ülke tarafından dikte edildiği günler geride kaldı", "Çin eşit muamele ve işbirliği ilkelerine dayalı gerçek çok taraflılığı destekliyor. Yalnızca küçük bir kliğin çıkarlarına hizmet eden sözde çok taraflılığı reddediyor" ifadelerine yer verildi.

Sonuç itibariyle; bu seferki G7 zirvesine, diğerlerinden farklı olarak Çin'e karşı açık bir küresel hegemonya mücadelesi için alınan tedbirler damgasını vurmuştur.

Yaklaşık 1000-1800 yılları arasında dünya ekonomisine damgasını vuran Asya (Çin ve Hindistan) olmuştu. On dokuzuncu yüzyıla damgasını vuran İngiltere olmuştu. Yirminci yüzyıla damgasını vuran da Amerikan olmuştur. Yirmi birinci yüzyıla hangi ülkenin damgasını vuracağı henüz tam belli değil. Ancak, gelişmeler; güçler dengesindeki hızlı değişim bu ülkenin Çin olacağını göstermektedir.

Açık ki, günümüzde jeopolitik güç mücadelesi ABD ile Çin arasında olacaktır. Son zirve bunu göstermiştir.

Ancak, 21. yüzyıla ne ABD ne de Çin damgasını vurmayabilir; 21. yüzyıl devrimlerin, sosyalizmin damgasını vurduğu bir yüzyıl olabilir. Bu, komünistlere, marksist leninist partilere, dünya çapında işçi sınıfı ve emekçi yığınların örgütlenmesine, kapitalist sisteme karşı mücadele etmesine bağlıdır. Sermaye ve üretimin uluslararasılaşması, yaşanmakta olan salgın koşulları böyle bir mücadele için nesnel koşulların ne kadar olgunlaşmış olduğunu göstermektedir.