16 Temmuz 2020 Perşembe

Çeviri: Lübnan'da halk mücadelesi derinleşmeye devam ediyor

Lübnan halkı hali hazırda başarılı oldu. Bu sadece başlangıç. İnsanlar değişimi güvence altına alabileceklerini ve yapabileceklerini kanıtladılar. Ne sınıf mücadelesi bir efsanedir ne de mezhepçilik insanları bölmek ve fethetmek için mucizevi bir araçtır artık.

19 Kasım'da kitlesel gösteriler Lübnan parlamentosunu bloke etti ve ülkenin yozlaşmış seçkinlerinin kontrol edebilecekleri yeni bir hükümet kurma girişimlerini engelledi.
Ortadoğu bölgesindeki birkaç ayaklanmadan biri olan Lübnan'daki isyan, devrim niteliğinde bir karaktere sahip.

Uzun sömürü tarihi toplumsal çelişkilerin derinleşmesine ve yüksek oranda yoksulluk, işsizlik, göç ve kötü hizmetlerin yanı sıra eşitsizliğin önemli ölçüde artmasına neden oldu.

1990'daki iç savaşın sona ermesinden bu yana, Lübnan, bankalar ve finans sektörü liderliğindeki kapitalist sınıf ile şimdiye kadar Lübnan'ın dini olarak parçalanmış nüfusunu kontrol eden farklı mezhep milislerinin liderleri arasında bir ittifaka maruz kaldı.

O zamandan beri ardışık hükümetler tarafından benimsenen neoliberal politikalar ülkenin üretken sektörlerinde, endüstride ve tarımda derin bozulmaya yol açtı.

1990 sonrası kurulan koalisyon, Lübnan'ın birkaç on yıl önce olduğu gibi Doğu ile Batı arasında bir finans ve ticaret merkezi olarak yeniden ortaya çıkabileceğini iddia etti. Oysa bu, faiz ve tüketime dayalı bir ekonomik gündemin peşine düşmek için sadece bir örtü olmuştur. Altyapı projelerini finanse etmek için iç ve dış borçlanma ayyuka çıkartılırken, tüm ekonominin kötüleşmesi pahasına finans sektörü ve büyük sermayenin gelişmesini sağladı.

Yüksek yolsuzluk düzeyi, ülkenin şimdiki siyasi liderleri olan mezhepçi milislerin önderlerinin büyük servet kazanmasına ve kamu kaynakları pahasına milyarder olarak ortaya çıkmasına yol açtı. Bu mezhepçi politikanın önemli bir yan ürünü, politik kayırmacılık oldu. Sağlık, eğitim ve kamu istihdamı gibi temel hizmetler artık destekçiler ve sadık kişiler için seçici ve yozlaşmış bir şekilde sunulmaktadır.

Birkaç on yıl içinde Lübnan, kamu borcunun GSYİH'nın % 160'ına ulaştığı dünyanın en ağır borçlu ülkelerinden birine dönüştü. Banka hesaplarının sadece % 1'i tüm mevduatların % 52'sini elinde bulunduruyor ve üç milyon banka hesabından sadece 1.200'ü 30 milyar dolar içeriyor. Bu, Lübnan'daki sınıf farklılıklarının derinliğini ve son birkaç yıl içinde en zengin sınıf tarafından biriktirilen para miktarını göstermektedir. Yoksulluk % 33 seviyesinde. Temel mal fiyatlarındaki son % 25'lik artışın, yoksulluk seviyelerini yüzde 51'e kadar çıkardığı tahmin edilmektedir.

Lübnan ekonomisi şu anda durgunluğa giriyor. Para birimi devalüe edildi ve satın alma gücü çöküyor. 2018 yılında borçlanma ölçeği ve ödenmesi gereken faiz ödemeleri sonucunda bütçe açığı GSYİH'nın % 11'ine ulaşmıştır. 

Hükümet, açığı 2019'da %7,6'ya ve 2020'de %6'nın altına düşürmek için yakıt, WhatsApp sosyal medya çağrıları ve emekli maaşlarına vergi koymayı önerdi. Her zaman olduğu gibi, büyük sermayenin, milyarderlerin, bankaların ve arkadaşlarının çıkarlarını korudu.

Bu, sonunda devrim niteliğinde bir karakterle ülke çapında bir ayaklanmaya dönüşen büyük bir öfke dalgasını tetikledi. Tüm dini gruplardan Lübnan halkını yakın tarihte ilk kez sınıf bazında birleştirdi. Lübnan nüfusunun yaklaşık üçte biri yeni vergilerin uygulanmasından hemen sonra 17 Ekim'den itibaren tüm bölgelerde sokaklara döküldü.

Sloganlar son derece hızlı bir şekilde vergilere karşı rejim değişikliği çağrısına, mezhepçilik ve sömürüye son verilmesinden, hükümetin ve tüm ülke liderlerinin istifasına dönüştü. Yaygın ve belirli bir slogan olarak kullanılan "Her şey demek her şeydir", halkın mezhep veya parti ayırımı yapmadan istisnasız tüm liderlerin görevden alınmasını istediğini ortaya koyuyordu. 

Laik ve solcu güçler bu ayaklanmanın ilk gününden itibaren aktif olarak yer aldı; üyelerini ve destekçilerini isyandaki işçiler, öğrenciler, işsizler ve orta sınıfla yan yana tam kapasiteleriyle harekete geçmeye çağırdılar. Hükümetin derhal istifasını, iktidar partilerine ait olmayan aktivistlerden ve uzmanlardan geçici hükümetin kurulmasını ve özel yasal-yetkilere sahip olmalarını sağlayan bir değişim, yol haritası önerildi:

Ekonomiyi kurtarmak, fakir ve orta sınıfı korumak için ekonomik acil durum planı hazırlamak
Orantılı temsil ile yeni bir mezhepler dışı seçim yasası hazırlanması
Bu yeni seçim yasasına dayanarak altı ay içinde hızlı bir seçim yapmak.

29 Ekim'e gelindiğinde bu büyük halk ayaklanması hükümetin istifasını elde etmeyi başardı.

Ancak iktidar partileri, yine kendilerine siyasi olarak bağlı "teknokrat" bakanlarla kabine kurmaya çalışarak halkın geri kalan taleplerini marjinalleştirmeye çalıştı. 19 Kasım'da parlamentonun halk tarafından abluka altına alınması sonucu toplantının yapılması engelledi. Halk bunu yaptı, çünkü toplantı gündemi halkın taleplerini içermiyordu.

Ülke şu anda esas olarak hükümetsiz. Halk ülkenin dört bir yanında sokaklarda ve iktidar koalisyonu ile mücadele, sonucun ne olacağının belirsizliği içerisinde devam ediyor.

Ancak şu ana kadar iktidardaki politikacılar için bir yenilgiye işaret ederken insanların kendi güçlerine, etkinliklerine ve hareket potansiyellerine olan güvenlerini güçlendirdi.

Bu nedenle Lübnan halkı hali hazırda başarılı oldu. Birlik elde etmeyi, sahte mezhep sınırlarını ortadan kaldırmayı, sınıf bilincine ulaşmayı başardılar ve en önemlisi, değişimin yakın olduğu gerçeğinin umutları arttırması sonucu korkunun üstesinden geldiler.

Bu sadece başlangıç. İnsanlar değişimi güvence altına alabileceklerini ve yapabileceklerini kanıtladılar. Ne sınıf mücadelesi bir efsanedir ne de mezhepçilik insanları bölmek ve fethetmek için mucizevi bir araçtır artık. 

Ekonomik kriz derinleşiyor ama halk mücadelesi de.

*Lübnan Komünist Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu OMAR DEEB tarafından kaleme alınan ve 12 Haziran tarihinde Morning Star gazetesinde yayınlanan yazı Tekin Göçer tarafından çevrildi.