27 Kasım 2022 Pazar

Güngör: Yeni ayaklanmalar mümkün, birleşik halk hareketini yaratalım

Gezi ayaklanmasına katılan milyonlar bugün bir kez daha sokaklara çıkmaya hazırlanıyor. Üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen hem işçiler, emekçiler, ezilen halklar, kadınlar, gençler hem de egemen üzerindeki etkisi devam eden Gezi direnişini HDP PM üyesi Sıtkı Güngör değerlendirdi. Gezi ayaklanmasına katılan ve yaralanan Güngör, "Yeni ayaklanmalar mümkün" dedi, bugün yapılması gerekenin Gezi'de olduğu gibi birleşik halk hareketinin yaratılması olduğuna vurgu yaptı.

Gezi halk ayaklanmasının üzerinden 9 yıl geçti. İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, ezilen halkların Türkiye tarihindeki en büyük, kitlesel devrimci eylemi olan Gezi, bu kesimlerin umudu olmayı sürdürüyor. Gezi, egemenlerin ise korkulu rüyası olmaya devam ediyor.

Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara karşı sokakları terk etmeyen iradesi, işçi ve emekçilerin ekonomik ve sendikal hakları için mücadelesi, yoksulların derinleşen krize karşı isyanı, öğrenci gençliğin eğitim sistemi ve yönetimine ilişkin yükselen itirazı, Kürt halkı başta olmak üzere ezilen halkların direnişi Gezi'den güç alıyor, yeni Gezilerin işaretlerini sunuyor.

Gezi ayaklanmasında yer alan ve direniş sürecinde yaralanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM) üyesi Sıtkı Güngör ile 9'uncu yılında Gezi direnişinin dün ve bugün ne anlama geldiğini konuştuk.

AYAKLANMALAR TOPLUMLARIN HAFIZASINDA DERİN İZLER BIRAKIR

Gezi direnişinin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Gezi umudu da korkusu da devam ediyor. Etkisi ve korkusu neden bugüne kadar sürdü, Gezi neydi?
Öncelikle Gezi halk ayaklanmasında yaşamını yitiren Berkin'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ethem Sarısülük'ü, Ali İsmail'i, Ahmet'i ve tüm Gezi şehitlerini anarak başlamak istiyorum, anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Gezi'nin üzerinden 9 yıl geçti ve etkisi hala sürüyor. Onlarca yıl geçse de bu tip toplumsal hareketlerin halkın hafızası ve kalbindeki etkisiyle egemen sınıflarda yarattığı korku kolay kolay geçmez. Bu bütün büyük direnişler, isyanlar, halk ayaklanmaları için geçerli bir durum. Örneğin köle ayaklamalarının lideri Spartaküs'ü yüzlerce yıldır bilir dünya halkları. Alman köylü isyanlarının lideri Thomas Müntzer'i dünya ilerici devrimci hareketi bilir, anar. Latin Amerika'da halkların yüzlerce yıl sömürgecilere karşı verdiği mücadeleyi belki burjuva tarih anlayışı yazmaz ama biz ezilenlerin tarihinden biliriz. Kendi coğrafyamızdan Şeyh Bedrettin isyanı bizim için hala günceldir, bütün değeri, etkisi bugün de sürmektedir.

Büyük ayaklanmalar, isyanlar ve devrimleri Marks "Tarihin bayramları" olarak adlandırıyor. Ve böylesi anlar toplumların hafızasında çok derin izler bırakırlar. Çünkü bu tip hareketler egemenlere, onların çıkarlarına, bu çıkarlarını korumak için kurdukları müesses nizama karşı radikal bir itiraz içerir. Dolayısıyla, hem egemen sınıfları korkuyla sarar, hem de ezilenlerin büyük bir umudu haline gelir. Gezi için de bu fikri cari kılan şey onun muhtevasıdır.

GEZİ DEVRİMCİ BİR EYLEMDİR
Gezi her şeyden önce Türkiye siyasal tarihinin gördüğü en büyük halk hareketlerinden, ayaklanmalarından biridir. Ve devrimci bir eylemdir. Peki neye itirazdır Gezi. Dönem içinde artan faşist baskılara, kadın bedenine dönük saldırılara, hak gasplarına, farklı ulusal, cinsel, dinsel kimliklere geleceksizliğin dayatılmasına, gençliğe yönelik politikalara karşı, halkın bu köleci yaşam dayatmasına karşı yükselttiği bir itirazdır Gezi.

EGEMENLER EZİLENLERİN ÖRGÜTLÜ HAREKETİNDEN KORKUYOR
Topluma ideolojik ve siyasal olarak teslimiyet dayattı dönemin iktidarı ve haliyle halk buna çok güçlü bir reaksiyon göstermiş oldu. Haftalarca süren tüm coğrafyamızı etkisi altına alan böylesi bir halk hareketinden bugün de güç almamak, ondan esinlenmemek umudu büyütmemek mümkün değil. Gezi yaşanıp biten bir olay değil. Dolayısıyla etkileri bugün de sürdüğü için işçi sınıfı ve ezilenlerin ondan coşku duyması esinlenmesi olduğu kadar, egemen sınıfların da burjuvazinin de, onların iktidarının da korkuyla bahsetmesi son derece anlaşılır bir durumdur. Hangi yönetim biçimi olursa olsun imparatorlardan köle sahiplerine, krallardan padişahlara diktatörlere ya da burjuva patronlar sınıfının yönetim biçimine, onların tarihsel bir korkusu vardır o da ezilenlerin örgütlü olarak harekete geçmesi, kurulu düzene isyan etmesi ve hakkını radikal temelde aramaya başlamasıdır. Dolayısıyla böylesi anlarda milyonlar edilgen bireyler olmaktan çıkarak özneleşen kitleler haline dönüşürler. Bu da egemenler bakımından çok büyük bir korkudur. Bu korku yerleşiktir, tarihseldir. 

GEZİ SİYASAL ÇELİŞKİLERİN ÜZERİNE BÜYÜYEN BİR KİTLE HAREKETİYDİ

Gezi direnişinde milyonları sokağa döken neydi?
Gezi'yi tek bir sebebe bağlamak mümkün değil, birden fazla sebebi var. Yalnızca iktisadi sebepler ya da siyasal çelişkilerden biri değil, bunların toplamıydı. Gezi birdenbire patlayan bir şey değildi, eylem itibariyle ansızın gelişen bir şeydi ama o eylemi hazırlayan siyasal, toplumsal, iktisadi koşullar vardı.

AKP çok uzun yıllar yoksullukla mücadele yerine sürdürülebilir yoksulluk politikası izledi. Ve milyonlarca yoksulu değişik türden yardımlarla düzene bağladı. Öte yandan büyüyen hizmet sektöründe ağırlıklı olarak çalışan genç işçilerin yaşam koşulları, üniversitelerden mezun olan gençliğin işsizleşmesi ve geleceksizleşmesi, kadınlar, doğa savunucuları ve ekolojistler, AKP'nin doğa ve insan yaşamına dönük saldırıları, Kürtler, Aleviler, Ermeniler'e dönük baskı politikaları, islami bir politik-ideolojik kuşatma içerisinde Gezi'yi hazırlayan siyasal unsurlar haline geldi. AKP politik islamcı temelde bir politik toplumsal dönüşüm yaratmak istedi. Aynı zamanda 12 Eylül'den devraldığı rejimin bir iktidar gücü haline geldi, giderek faşistleşen bir çizgiye kaydı. O dönem bakımından özellikle kadın bedenine dönük yoğun politik saldırılar kadınlarda çok büyük bir öfke uyandırmıştı. Gençliğin yaşayış biçimine dönük müdahaleler çok büyük bir öfke patlamasına neden olmuştu. Öte yandan kazanılmış siyasal haklara ve özgürlükleri dönük katılaşmış yeni faşist yasaların çıkarılması ilerici devrimci harekette, demokratik kurum, birey ve örgütlenmelerde büyük bir tepki biriktirmişti. Genç işsizliği hızla artmıştı, istihdam politikası yerine bir spekülatif sermayeye, dışa bağımlı bir ekonominin getirdiği yapay balon bir büyümeye dayalı ekonomik sistemin küresel kapitalist kriz koşullarında giderek bozulmaya başlaması, işsizliğin hızla artıyor olması, aynı zamanda kimi iktisadi sebepler olarak vurgulanabilir. Dolayısıyla Gezi öncelikli olarak siyasal çelişkilerin üzerine büyüyen bir kitle hareketiydi. Doğrudan aynı zamanda halkın antifaşist hareketiydi.

GEZİ EZİLEN HALKIN EYLEMİDİR

Gezi'ye kimler katıldı ve öne çıkan neydi bu ayaklanmada?
İktidardan memnuniyetsizlik duyan, onun gadrine uğramış, baskısını görmüş, iktidardan beklentisi kalmayan halkın çok değişik kesimleri ve sınıfsal tabakaları vardı bu halk hareketinin içerisinde. Yoksullar, hizmet sektöründen genç işçiler-işsizler, kadınlar, LGBTİ+'lar, farklı ulusal topluluklar-kimlikler, Kürtler, Aleviler, Ermeniler her biri başta Taksim Gezi alanı olmak üzere coğrafyamızın değişik kentlerinde Gezi hareketinin içerisinde yer aldılar. Elbette bu gücü düzen içinde tutmaya çalışan, egemen sınıflar arasındaki çatışma ve çelişkilerde güç ve pozisyon almaya çalışan değişik burjuva kesimler ve orta sınıflarda Gezi'ye katıldı. Onların katılımları kendi sınıf çıkarları gereği, örneğin AKP ile çatışmaları gereği, laik-kemalist çevrelerin kaybettikleri pozisyonları geri alma, burjuva sınıfın bir bölüğünün AKP'ye burun sürttürme, had bildirme amacıyla bağı içerisinde ama en temelde işte sınıfı ve ezilenlerin radikal temeldeki bu hareketinin düzen sınırlarına bağlı kalması için onların katılımı söz konusuydu. Hatırlarsak o dönem CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu ve TÜSİAD'ın bir bölüğü, zengin patronlar da "Geziciydi". Bunlar halk hareketini düzeniçileştirmenin, radikal yanlarını törpüleyerek onları AKP karşısında burjuva muhalefet gücü haline getirme amacı taşıyordu. Gezi halkın tarihidir halkın eylemidir. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, kadınların, ekolojistlerin, aydınların, akademisyenlerin, üniversiteli, liseli gençliğin eylemidir. Bundan ayrı bir Gezi katılımdan bahsetmek doğru değildir.

KOMÜNLE SOSYAL-KÜLTÜREL ORTAK YAŞAM İNŞA EDİLDİ
Gezi'de öne çıkan en temel şey şüphesiz oradaki polis baskısına, saldırganlığına, iktidarın politikalarına karşı kitlesel bir direniş dışında, aynı zamanda sosyal-kültürel yaşamın inşa edilmesiydi. İki haftalık Taksim direnişi boyunca ezilenlerin dayanışmasının inceliği yansıtıldı. Komün yaşam kuruldu. Görev dağılımlarından alanın güvenliğinin sağlanmasına, çevre temizliğinden değişik sosyal kültürel etkinliklerin organizasyonuna kadar hemen her renkten farklı siyasal özne, ilerici, devrimci parti ve örgütler, aydınlar, akademisyenler Gezi komünü içerisinde yer aldı. Gezi'nin direniş ruhu dışında üretici kimliği, komün yaşama dayalı, yepyeni bir yaşamın nüvelerini gösterecek biçimdeki pratiği Gezi'nin en değerli yanlarından bir tanesidir.

GEZİ'DEKİ MİLYONLAR YERLİ YERİNDE DURUYOR

Sonrasında en çok konuşulan o günlerde sokağa çıkan milyonların nereye gittiği oldu? Gerçekten nerede o milyonlar?
O milyonlar bir yere kaybolmadı yerli yerinde duruyorlar. Yaşam alanlarında, üretim sahalarında, kampüslerde, sokaklardalar. Hatta Gezi'den sonraki 9 yıllık süreç boyunca değişik biçimlerde siyasal olarak özneleştiler ve kendilerini gösterdiler. Örneğin Gezi kitlesi 7 Haziran'da HDP bayrağı altında buluştu ve HDP şahsında coğrafyamız halkları çok büyük bir siyasal seçim zaferi elde ettiler ve bu Gezi ruhundan ayrı bir şey değildi. Yanı sıra geride kalan yıllar boyunca kadın bedenine dönük ağırlaşan saldırılar karşısında da kadın özgürlük mücadelesinin sokağa çıkan ayağa Gezi ruhunu taşıyordu. Çok yakın zamanda kayyum rektöre karşı Boğaziçi'ndeki gençliğinin ortaya koyduğu direniş, söylemleri, eylem biçimleri, yaratıcılığı ve kararlılığı itibariyle bize Gezi'yi hatırlattı. Yine yakın dönemde 2021 sonlarında başlayan ve 2022 yılının ilkbahar dönemine kadar uzanan zamlara karşı işçi kitle hareketi, yoksulların büyük tepkisi Gezi'nin ruhunun bu sokaklarda dolaştığını, o milyonların aslında bir yere gitmediğini zaman zaman özneleşerek tarih sahnesine yeniden çıktığını bize gösterdi. Dikkat ederseniz bu saydığım bütün hareketler karşısında iktidarın söylemi de aslında aynıydı. Her defasında ister Boğaziçi'nde, ister zamlara karşı gelişen toplumsal harekette, ister kadınların bedenine dönük saldırılara karşı ortaya koydukları siyasal reflekslerde iktidar tek bir söylem kullandı, "Buradan gece çıkartmayız, Gezi ruhu canlandırmak isteniyor" dedi.

Dolayısıyla o milyonlar yerli yerinde duruyorlar, yer yer görünürlüklerini de kazandılar. Fakat Gezi'deki gibi tek vücut halinde yekpare bir biçimde ve büyük bir kitle hareketi biçiminde henüz yansıtmıyorlar kendilerini. Bu bir bakıma da doğal aslında. Zira halk hareketleri süreç içerisinde olgunlaşır, büyür patlama yaşar, bazen devrimle taçlanır, bazı zamanlarda da geriye çekilerek sönümlenir. Fakat onların siyasal etkisi devam eder yıllarca. Gezi sonrası da kitle hareket belirli bir dönem geriye çekildi. Pratik eylemi böyle olsa da Gezi'nin bütün enerjisi ruhu bütün bu süreç boyunca yaşamaya devam etti. Bütün mesele Gezi'de birleşen o kitle hareketini yeni dönemde aynı biçimde örgütlemek ve harekete geçirmekte yatıyor.

İKTİDAR HALKIN DEVRİMCİ EYLEMİYLE HESAPLAŞIYOR

Gezi davasında verilen kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar, Kobane davası, HDP hakkındaki kapatma davası ne anlama geliyor?
İktidar 2013 Haziranı'ndan bu yana değişik vesilelerle farklı biçimlerde Gezi'nin özneleriyle hesaplaşmaya çalışıyor. Bu hesaplaşmayı tarihsel, ideolojik bir hesaplaşma biçimi olarak görüyor iktidar. Biz bunun Erdoğan'ın değişik zeminlerdeki konuşmalarından Gezi'ye yaptığı atıflardan biliyoruz. Aynı zamanda yargı zeminde de bu hesaplaşma devam ediyor. Gezi davasında verilen kararla da biz bunu bir kez daha gördük. Tabanını konsolide etmek gibi farklı kimi nedenler söylense de aslında iktidar bloku bir ayaklanmayı cezalandırıyor. Halkın devrimci eylemiyle hesaplaşıyor ve ondan intikam alıyor. Cezalandırılan insanlar şahsında işçi sınıfı ve ezilenlere, haklarımıza, emekçilere bir mesaj verilmiş oluyor.

Bunun başka bir versiyonunu Kobanê davasında görebiliriz. Kobanê davasının oturduğu zemin hepimiz biliyoruz ki 6-8 Ekim'de DAİŞ'e karşı geliştirilen büyük bir kitle hareketidir. Orada da rejim kitle hareketinin ulaştığı bilinç, yarattığı değerle hesaplaşmak istiyor. HDP kapatma davası da aynı yaklaşımın başka bir sonucudur. HDP bu coğrafyada Gezi'den sonra 7 Haziran'da milyonların umudu haline geldi, rejimin kodlarını dağıttı. Dolayısıyla HDP'ye dönük kapatma davası da yeşeren, giderek büyüyen ve örgütlü bir güç haline gelen toplumsal bilincin ve eylemin cezalandırılmasından başka bir şey değil.

GEZİNİN ÖZNELERİ HALK HAREKETİNİ SİYASAL BİLİNCE ÇEVİRDİ

Gezi direnişi sonraki süreci nasıl etkiledi? Bugün yaşananlara baktığımızda yeni ayaklanmalar mümkün mü?
İktidardaki burjuva sınıf, onun rejimi, devlet ve iktidar partisi açısından çok büyük tarihsel bir kırılma anıdır Gezi. Bu tespiti yapabilmek için Gezi'den sonra yaşananlara bakmak lazım. Gezi'de özneleşen milyonlar Gezi halk hareketini bir siyasal bilince çevirdiler. Yani milyonlar kendi bağrındaki gücü, dayanışmanın yoldaşlaşmanın etkisini olduğu kadar aynı zamanda rejimin ne kadar gaddarlaşabileceğini de yaşayarak deneyimledi. Bu çok önemli bir nokta.

EGEMEN KLİKLER ARASI ÇATIŞMA DERİNLEŞTİ
Gezi'den sonra egemen blok arasında yani iktidar koalisyonu olan AKP ve Gülen cemaati arasında uç veren bir çatışma, gerilim vardı. Gezi bu çatışmayı ve çelişkileri çok daha derinleştiren bir rol oynadı. Hemen Gezi'den sonra 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının olması tesadüfü bir gelişme değil ki bu çatışma biçimi ilerleyen yıllarda 15 Temmuz gibi gerici-kanlı bir darbe girişimine kadar gitti. Bir tür egemen klikler arasında kısa süreli gerici iç savaşa kadar dönüşte. Halk hareketlerinin böyle etkileri vardır. Yani halk hareketleri muzaffer olamasalar da devletlerin, iktidarların, burjuva partilerin bünyelerinde çok derin etkiler bırakırlar. Örneğin Tunus'ta ardından Mısır'daki halk ayaklanmaları ki Gezi'nin öncelleridir Arap halk isyanları. İktidarlar yıkıldı, darbeler yapıldı, seçimler yapıldı, seçimler iptal edildi, partiler kapatıldı, katliamlar yapıldı. Dolayısıyla Arap halk isyanları Ortadoğu'daki bütün siyasal sisteme ağır bir darbe vurmuş oldular. Türkiye'de Gezi ile yaşanan şey de tam olarak böyleydi. Egemen sınıflar arasındaki çelişki ve çatışmalar çok şiddetlendi, devlet krizi yaşandı ve belirli bir anda bunlar birbirlerine karşı radikal çatışmalara kadar döndü. Dünün düşmanları dost oldu. Ergenekoncular hapishaneden çıkarıldı ve iktidar ortağı haline geldi. İktidardaki cemaat şebekesi başka bir pozisyona düştü, burjuvazi bakımından yeni bir saflaşma biçimine dönüştü.

Ezilenler açısından da çok önemli tarihsel etkileri oldu. 6-8 Ekim Kobanê direnişini Gezi'deki halkların yoldaşlaşmasından bağımsız ele alamayız. Gezi'nin ruhu düpedüz Kobanê'de de, Rojava devriminde de cisimleşmiştir. Ya da 7 Haziran'da HDP'yi parlamentoya taşıyan irade Gezi'de açığa çıkan iradeydi. Dolayısıyla halkları çok önemli oranda tarihsel bilinçli bir eyleme iten bir unsur oldu Gezi.

YENİ AYAKLANMALAR MÜMKÜN
Bugün baktığımızda yeni ayaklanmalar mümkün mü. Tabii ki yeni ayaklanmalar mümkün. Ayaklanmalar maddi toplumsal yaşamdaki çelişkilerden, siyasal ve sosyal çatışmalardan dolayı çıkar. Örneğin patronlarla işçiler, erkek devlet düzeniyle kadınlar, faşist rejim ile politik özgürlük isteyen toplumsal kesimler, sömürgeci savaşlarla direnen halklar, emperyalist savaş ve işgal politikalarıyla antiemperyalist kitleler arasındaki çelişkiler yerli yerinde duruyorsa doğal olarak bir toplumsal patlamanın da zemini objektif olarak vardır diyebiliriz. Bu genel bir doğru. Toplumsal patlamalar için iktisadi veya siyasi çelişkilerin keskinleşmesi yeterli. Gezi'den önce de yaşanan şey buydu.

Bugün Gezi'yi yaratan siyasal çelişkiler ortadan kalkmıştır diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz. Tam tersine bugün bu çelişkiler olduğu gibi kalmanın da dışında çok daha keskinleşmiş durumdalar. Peki Gezi sürecinde de boy veren ve giderek derinleşen yoksulluk, sınıfsal çelişkili ortadan kalktı mı? Hayır. Tam tersine Gezi'deki tablodan çok da ağır bir yoksullaşma, işsizlik, güvencesizlik, sefalet koşulları var. Ekonomik krizin en derin aşamalarını yaşıyoruz.

Dolayısıyla siyasal ve iktisadi, sosyal ve kültürel çelişkiler yerli yerinde durduğu sürece yeni Gezilerin yaşanması kaçınılmaz.

GÖREVİMİZ BİRLEŞİK HALK HAREKETİNİ YARATMAK
Sorun şudur halk hareketleri patlayabilir coğrafyamızda, Asya'da gördük, yakın zamanda Kazakistan'da, daha güneyde Sri Lanka'da gördük. 2019-2020 yıllarında 44 ülkede yaşanan isyanları gördük. Bugün Lübnan'daki çöküşü, halk isyanını görüyoruz. Fransa'da sarı yeleklileri gördük. Bu çelişkiler bahsettiğimiz toplumsal-ekonomik koşullar, sosyal-siyasal çelişkilerden çıktı. Bugün bu çelişkiler çok daha keskin. Özellikle AKP-MHP iktidarı, saray rejimi bu çelişkileri çok da şiddetlendirmiş durumda. Problem şudur. Gezi'de özneleşen milyonları yeniden nasıl özne haline getireceğiz, birleşik bir halk hareketini nasıl yaratabileceğiz. Bu siyasal, devrimci politik öznelerle, öncü güçlerle ilgili bir problemdir. Ve bir birleşik hareketi yaratmak bugün için Gezi'nin yıl dönümünde Gezi'de kaybettiklerimize, şehitlerimize verebileceğimiz en anlamlı yanıt, yapabileceğimiz en anlamlı adım; birleşik halk hareketinin tıpkı Gezi'deki gibi yaratılmasıdır.