13 Şubat 2026 Cuma

ESP'ye yönelik saldırılar devrimcilere ne anlatıyor?

Komün Yazarı Gülizar Tuncer, ajansımıza yönelik saldırıya karşı başlattığımız "Dayanışma Yazıları" kampanyasına yazdı.

Geçtiğimiz günlerde çok sayıda şehirde gerçekleştirilen operasyonlarda; Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), DİSK/Limter-İş, Etkin Haber Ajansı (ETHA), BEKSAV, Polen Ekoloji gibi kurumların bünyesinde çalışma yürüten 100'ün üzerinde kişi gözaltına alındı, bunlardan 77'si tutuklandı. 

İçişleri Bakanlığı'nın videolar yayınlayarak, İstanbul C. Başsavcılığı'nın da açıklama yaparak duyurduğu operasyonun "Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) terör örgütünün deşifre edilmesine yönelik" olarak yürütüldüğü iddia edildi. Her zamanki gibi itirafçılara, gizli tanık beyanlarına, telefon tapelerine, HTS kayıtlarına, MASAK raporlarına dayandırılan içi boş iddialarla yüklü dosya yığınlarına bu sefer de internette herkese açık sohbet uygulamaları eklenmişti. Bu yüzden emniyette susma hakkını kullanan devrimcilerin ifadesini almaya dahi gerek görmeyerek toptan sevkle tutuklamaya gönderen savcıların ve onları tutuklamak üzere hazır bekleyen sulh ceza hakimlerinin odasına giren TEM şube müdürlerinin yönlendiriciliğinde verildi kararlar. 

Yıllardır memleketteki düzen karşıtı siyasi parti, dernek, sendika vb. kurumları illegal örgütlerle ilişkilendiren ve yapılan bütün eylemleri; basın açıklamasından cenaze törenlerine, işçi direnişlerinden kültür sanat faaliyetine kadar her şeyi illegal örgütlerin talimatları ve çağrılarıyla gerçekleşmiş gibi gösteren polisin iddialarına karşılık artık mahkemelerde "organik ilişki" bulunmadığı açıklamasını yapmak veya "örgüt üyeliği" kriterlerini tartışmak gereksiz hale geldi. 

Psikolojik savaş yöntemleriyle itirafçı konuma getirdikleri düşkünleşen insanlardan, gizli tanıklardan medet umar hale gelecek kadar acizleşen polislerin, Komünist Manifesto'ya "suç unsuru eşya" muamelesi yaparak el koyması, insanların birbirlerine dayanışma amacıyla gönderdikleri paraların hesabını sorması, MESEM protestolarını, Suruç anmalarını suçlama konusu yapması ve işi ifrada vardırarak ESP'nin eski ve yeni eş genel başkanlarına, adliye binası içinde "teknik takip" yaparak ESP üyelerinin duruşmalarını izleyerek "suç" işledikleri iddiasında bulunması, zaten "hukuk" adına tartışılacak hiçbir şeyin olmadığını gösteriyor.

Dolayısıyla artık ESP'nin Siyasi Partiler Yasası'na göre kurulmuş ve her türlü adli, idari mali denetime açık bir parti olarak siyasi faaliyet yürütme ve örgütlenme hakkını savunuyor olmak da mevcut koşullarda bir anlam ifade etmiyor. Bu partiyi belki de ileride kapatacak olan Saray rejiminin onu fiilen kapalı konuma getirecek biçimde bir tasfiye planını uygulamaya koyması, öncelikle teşhir edilmesi ve topyekün biçimde karşı çıkılması gereken bir konudur. 

Buna bağlı olarak, faşist cunta döneminin Sıkıyönetim Mahkemeleri ve devamı niteliğindeki Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin yargılamalarını aratır konumdaki bu keyfilikte ölçü tanımayan yargı işleyişinde, artık savunma yapmanın dahi anlamsızlaştığı hatta boykot etmenin gerekli hale geldiği gerçekliğini de görmek zorundayız.

Sömürü ve eşitsizlik üzerine kurulu bu düzende, hukuku belirleyen egemenlerin şiddet aygıtı konumundaki yargı organlarının artık bir araç olmaktan öte doğrudan halkın güvenliğine karşı bir tehdit haline geldiği dönemlerdeyiz. Yıllardır Kürt halkına ayrımcılık ve Kürdistan'da sömürge hukuku uygulayan, katliam davalarında, kayıp ve yargısız infaz dosyalarında cezasızlık politikasını işleten, devrimcilere, sosyalistlere karşı düşmanlaşıp ırkçı, faşist, cihatçı örgütleri, kadın katillerini çocuk tecavüzcülerini koruyup kollayan yargı pratikleri ve zorbalıkta sınır tanımayan gayrimeşru bir iktidar var karşımızda. 

Bugün hak ve özgürlük mücadelesi veren bütün toplum kesimlerine yönelik baskı ve şiddet politikaları artarak varlığını sürdürürken, iktidarın gerici-faşist zihniyetinin uygulayıcısı konumundaki yargı da aynı doğrultuda şiddetini artırarak sistematik biçimde muhalefete saldırıyor. Çürümüşlüğün ve zorbalığın zirvesindeki iktidarın emrindeki kolluk güçleri uydurma deliller yaratarak, mahkemeler de göstermelik yargılamalar yaparak başta Kürtler, devrimciler, sosyalistler olmak üzere, bütün toplumsal muhalefet güçlerine azgınca saldırıyorlar. 

ESP'ye ve onunla bağlantılı biçimde; kadın örgütlerine, gençliğin özgürlük mücadelesini yürütenlere, işçi sınıfının sendikal örgütlerine, devrimci kültür ve sanat alanındaki kurumlara, doğanın yağmalanmasına karşı çıkan sosyalistlere yönelik gerçekleştirilen bu saldırı da aslında herkesin kabul ettiği gibi gerçekte bütün toplumsal mücadele dinamiklerine yöneliktir. Ayrıca belirtmek gerekir ki ilk defa bu kadar geniş kapsamlı biçimde yürütülen bu saldırı konsepti de tıpkı diğer dönemsel saldırı ve yargılama pratikleri gibi içinde bulunduğumuz siyasi konjonktürle doğrudan alakalıdır. 

Operasyonun özellikle Rojava'ya yönelik saldırıların ve buna karşı gerçekleştirilen protestoların ve dayanışma eylemlerinin olduğu bir dönemde gerçekleşiyor oluşu da önem taşımakla beraber, DEM içinde Kürt hareketiyle birlikte mücadele eden ve desteğiyle beraber çözüm sürecine eleştirel de bakan yapılardan birine yönelik olması nedeniyle de düşündürücüdür. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Rojava'yı kastederek "Buralarda 300 sol örgüt militanı var, onları da biliyoruz, Türkiye'ye karşı terör faaliyeti yürütüyorlar" dediği bir dönemde saldırıların gerçekleşmiş olması da dikkat çekici bir gelişme olarak aynı şekilde önemlidir.   

Nihayetinde adına "Terörsüz Türkiye" denilen bu süreçte, iktidarın başlangıçtan beri Kürt sorununu yok sayarak, bütün devlet mekanizması ve zor aygıtlarıyla muhalif güçlere saldırarak, faşizmi her geçen gün tırmandırıyor olduğu bir gerçek. Yine bu süreçte beklenildiği gibi demokratikleşme yönünde hiçbir olumlu adım atmayan iktidarın, Kürt hareketini tasfiye etmeye yönelik politikaları derinleştirip, ana muhalefet partisi de dahil olmak üzere, sürekli biçimde muhalefeti bölmeye, dağıtmaya yönelik hamleler yapıyor oluşu da herkesin kabul ettiği bir gerçeklik. 

Ekonomik krizin giderek derinleştiği: açlığın, yoksulluğun, sömürünün, işsizlik ve hayat pahalılığının, rantın, yağmanın artık tahammül edilemez boyutlara vardığı bir dönemde, muhalefet cephesindeki devrimci dinamikleri öncelikle ezerek ve süreci olabildiğince uzun bir zamana yayarak güç toplayan faşist devlet aygıtı, aynı zamanda sürekli tekrarlandığı üzere "iç cepheyi tahkim" ediyor. Bu amaçla sürekli ve her defasında daha ağır biçimde saldırarak mevcut rejimin önündeki bütün engelleri ortadan kaldırmaya, faşizmi iyice yerleştirip kurumsallaştırmaya çalışıyorlar.

Bütün bu saldırılara karşı, bundan sonra artık hapishanelerde bir araya gelip ortak direnişler örgütlemek zorunda kalmamak için, sosyalizm mücadelesine bağlılıkla ve kararlılıkla direnen ESP'li yoldaşlarımıza gösterilen dayanışmayı ortak mücadele biçimlerine dönüştürmek zorundayız. Bu nedenle, artık yalnızca -1 Mayıs'lar veya NATO toplantıları için değil- eylem ve güç birlikleri oluşturmak amacıyla da değil; Kürtlerin, sosyalistlerin, devrimci, demokrat bütün muhalefet güçlerinin içinde yer alacağı geniş bir anti-faşist cephe kurulması gerekliliği bütün yakıcılığıyla ortadadır.