Hüseyin Ataş Yazdı / Zorun itirafı, itirafın çürümesi ve devrimci süreklilik *
Buna karşılık ESP, bütün bu saldırılara rağmen, ezilenlerin sosyalist partisi olma iddiasını pratikte defalarca kanıtlamış bir politik kararlılığın ifadesidir. Gözaltılarla, tutuklamalarla, zindanlarla geri adım atmayan; her seferinde mücadeleyi yeniden üreten bir iradenin adıdır.
ESP'ye yönelik dört gün önce başlatılan gözaltı sürecinin bugün tutuklamalarla sonuçlanması, burjuva devletin siyasal bunalım koşullarında devrimci harekete yönelttiği sistematik tasfiye politikasının güncel bir halkasıdır. Bu saldırı, hukuk diliyle gizlenmiş bir güvenlik operasyonu değil; sınıf mücadelesinin devrimci öznesine yönelmiş bilinçli bir karşı-devrim hamlesidir.
Marks'ın devlet çözümlemesinde altını çizdiği üzere, devlet hiçbir zaman toplumun üzerinde "tarafsız" bir aygıt olmamıştır; o, egemen sınıfın baskı aracıdır. Bugün bu aygıt, rıza üretme kapasitesini büyük ölçüde yitirmiş, çıplak zorla ayakta durmaya çalışan bir karakter kazanmıştır. ESP'ye dönük tutuklama saldırısı, bu tarihsel tıkanmanın doğrudan ürünüdür.
ESP, bu ülkede devrimci mücadelenin sürekliliğini temsil eden bir politik hattın adıdır. Gezi barikatlarında sermaye düzenine karşı ayağa kalkan halkın yanında yer aldığımız TEKEL direnişinde işçi sınıfının tarihsel onurunu savunduğumuz, Kürt meselesinde ezen ulusun sosyalistleri olmanın sorumluluğunu üstlenerek inkâr ve imha siyasetine karşı bedel öderken omuz omuza olduğumuz siper yoldaşlarımızdır.
Bu nedenle hedef alınan şey yalnızca bir örgüt değil; ezilenlerin birleşik mücadelesidir.
Bu tutuklama terörünün temel dayanağı olarak sunulan itirafçı beyanları ise ayrıca ele alınmalıdır. İtirafçılık, bireysel bir "tercih"ten çok, burjuva devletin sistematik olarak ürettiği bir siyasal çürüme biçimidir. Devlet, devrimci iradeyi kıramadığı yerde, bireyi kolektiften kopararak kullanır; tehditle, vaatle, korkuyla teslim aldığı kişiyi, örgütlü mücadelenin karşısına sürer.
Bu mekanizma yeni değildir. 12 Eylül'den bugüne, özel savaş rejiminin bütün dönemlerinde aynı yöntem işletilmiştir. Ancak tarihsel sonuç hep aynıdır: İtirafçıların üzerine kurulan hiçbir dava, devrimci hareketi tasfiye edememiştir. Çünkü devrimci siyaset, bireysel zayıflıklar üzerine değil; kolektif bilinç ve sınıfsal kararlılık üzerine kurulur.
Burada açıkça ifade edilmelidir: İtirafçılık politik bir alçaklıktır.
Kendi kurtuluşunu yoldaşlarının tutsaklığında aramak, yalnızca ahlaki değil, sınıfsal bir düşüştür. Burjuva devletin elinde bir aparata dönüşen bu figürler, ne devrimci tarihte ne de halkların hafızasında onurlu bir yer tutabilir. Onlar, zorun ve korkunun ürünü olan geçici araçlardır; çözüldüklerinde arkalarında yalnızca utanç bırakırlar.
Buna karşılık ESP, bütün bu saldırılara rağmen, ezilenlerin sosyalist partisi olma iddiasını pratikte defalarca kanıtlamış bir politik kararlılığın ifadesidir. Gözaltılarla, tutuklamalarla, zindanlarla geri adım atmayan; her seferinde mücadeleyi yeniden üreten bir iradenin adıdır.
Buradan ilan ediyoruz: ESP yalnız değildir.Tutuklanan yoldaşlarımız yalnız değildir.
Sokak sokak, fabrika fabrika, üniversite üniversite, zindan zindan omuz omuza olacağız. Korkuyorlar bizden korkuyorlar birleşik mücadelemizden.
Bu düzenin itirafçılarla, kumpaslarla, yargı terörüyle kurmaya çalıştığı korku rejimini kabul etmeyeceğiz.
Çünkü biz, tarihin doğru tarafındayız.
Ve bu tarih, teslim olanları değil; direnenleri yazar.
*Kaynak
https://umutgazetesi45.org/arsivler/142231