6 Aralık 2021 Pazartesi

ÇEVİRİ | İran'ın Komalası: Silahlar ve sosyal demokrat güller

Telefonuma gelen kısa mesaj, geçen hafta alışık olduğumuzun aksine bugünün çok farklı olacağına işaret ediyordu: "Seni 16.33'de almak için orada olacağız."

Bir süredir birlikte Kürdistan'da bulunduğumuz meslektaşım ile aldığımız mesaj böyleydi.

Bunun kesin olduğunu söylemek biraz yetersiz kalır, ancak bu mesaj siyasi bir partinin (yaşadığımız ülkelerde olmayabilir ama burada yasadışı olan bir partinin) basın bürosundan gelmişti.

Saat 17.00'ı gösterdiği halde henüz alınmamıştık. Daha sonra öğrendiğimizden anladığımız kadarıyla, kalmakta olduğumuz Süleymaniye Mahallesi'nden ilgili noktaya ulaşmak için verilen yönlendirmeler hatalı ya da en azından eksikti.

Bir kebapçının önündeki kaldırımda beklerken o kadar garip görünüyorduk ki yolunu kaybetmiş insanların verdiği görünüm bile daha iyidir sanıyorum. Birkaç telefon görüşmesi ve yerel bir gencin yol tarifi konusundaki yardımlarından sonra hala iyimserdik.

Dakikalar sonra, büyük bir minibüs kaldırıma yanaştı, sürücü ve yanındaki yolcu, bir sokak köşesinde hiçbir şeyden haberi olmadan bekleyen Avrupalı görünümlü iki erkeğin biz olmamız gerektiğini fark etti. Sürgündeki bu silahlı sol örgütle röportaj yapmak isteyen gazeteciler bunlar mıydı?

Otuzlu yaşlarında, sıkı giyimli, tıbbi maske takan ve durmadan özür dileyen bir adam tarafından büyük bir coşkuyla karşılandık. Sorani'deki sokak tabelalarını anlamadığımız için biraz aptal olabileceğimizi tartışarak güldük.

Nisan ayında bunaltıcı Irak Kürdistanı'nda bile bir nimet olan klimalı minibüste yerlerimizi alırken, önümüzde koltuk ceplerine yerleştirilmiş iki yeni tıbbi maske fark ettik. Muhtemelen alışılmış olan "Komala Partisi'ne Hoş Geldiniz" ifadesinden sonra, "Korona nedeniyle lütfen plastik eldivenlerle birlikte maskelerinizi takınız" talimatı verildi.

Bunun neden garip olduğunu şöyle belirteyim: Geçen hafta, yaklaşık 750 bin nüfuslu Süleymaniye'nin tamamında sadece bir düzine kadar insanın maske taktığını gördük. İnsanlar, alışveriş merkezlerinde ve devlet binalarında girişlerdeki metal dedektörlerden geçebilmek için önceden onları takıyor ve hemen sonra çıkarıyorlardı. Bu yüzden maske ve eldiven takmamızın istenmesi bize garip geldi.

Ancak hijyen protokolü bize mantıklı geldi. Ne de olsa, şehrin güneydoğusunda ve arabayla yaklaşık 20 dakika mesafedeki İran Kürdistanı Komala Partisi'nin genel merkezine gidiyorduk. Bizim ziyaretimize kadar kamplarını Covid-19'dan uzak tutmayı başarmışlardı. Pandemi nedeniyle kısa bir aradan sonra yeni üyeler tekrar saflarına katılıyor olsa da, bizim türümüzden ziyaretçiler neredeyse kesinlikle nadirdi.

Süleymaniye vilayetinin karşısındaki manzara şaşırtıcı ve muhteşem. Yamaçlardan yukarı kıvrılarak Zirgewezala Köyü'ne girdik ve bir işaret bize parti karargahına ulaştığımızı haber verdi.

Kampın ön kapısına yaklaştığımızda, içeride konuşlanmış en az dört Komala Peşmerge savaşçısı görebiliyordum, silahları ateşlenmeye hazırdı. Bu genç erkeklerden biri bizi selamlamak için ortaya çıktı, ancak aracımızın altına bomba yerleştirilmediğinden emin olmak için gerekli protokolü takip ettikten sonra. Sonradan öğreneceğimiz gibi, bu uygulama nedensiz değildi. 2015'de kampta birkaç patlayıcı bulunmuş ve sorumlu olarak gruba sızmış olan bir İran casusu gösterilmiş.

Giriş için hızla gerekli aramalardan geçirildikten hemen sonra, bazılarında partinin yarım yüzyıllık mücadelesinden şehitlerin portrelerinin yanı sıra sosyalist davayı simgeleyen her yerde bulunan kırmızı yıldızın yer aldığı bir dizi çarpıcı duvar resmi gördüm.

Yerleşkede kısa bir yolculuktan sonra Merkez Komite binasına yaklaştık. Minibüsten çıkarken, muhtemelen 40 yaşından büyük olmayan ve dolayısıyla muhtemelen İran İslam Cumhuriyeti'nin kendisinden daha genç olan iki genç politbüro üyesi tarafından karşılandık.

İçeride, sizi karizması ve çekiciliği ile anında büyüleyen türden bir insan bekliyordu. "Komala'ya hoş geldiniz. Adınız" sözleri partinin genel sekreter yardımcısı Siamak Modarresi'nden geldi.

Biz otururken, geleneksel çay fincanları odanın içinde dolaşmaya başladı. Sağımızda dev bir Kürt bayrağı, Modarresi'nin yanındaki sandalyelerin iki yanında Komala'nın kırmızı yıldızının işlendiği dev bir bayrak duruyordu. Kısa süre sonra, dışarıda tanışmış olduğumuz genç yoldaşlardan biri bize katılarak kendisini Kawsar Fattahi olarak tanıttı.

Bir savaş bölgesinden uzak olmamıza rağmen -en azından teknik anlamda- her ikisi de Peşmerge üniforması giyiyordu ve Fattahi'nin üzerinde, kendisini veya yoldaşlarını savunmak zorunda kalması ihtimaline karşı bir tabanca vardı.

KOMALA'NIN KÖKENLERİ
Komala gibi bir partiyle röportaj hazırlığı, bu ismin şu anda tamamı Süleymaniye'de faaliyet yürüten üç ayrı örgüt tarafından kullanılması nedeniyle daha da zorlaşıyor.

Burayı ziyaretimizden önceki günlerde arkadaşlarımız "hangi Komala" ile konuşacağımızı sormuştu.

Küresel ölçekte solun karakteristiği gibi görünen son yıllardaki bölünmelerin ayrıntılarına girmek ilgimi çekse de, önce partinin kökenlerini duymamız gerekiyordu.

Modarresi, Komala'nın veya Devrimci Emekçiler Topluluğu'nun 1969'da öğrenciler ve aydınlar tarafından gizli bir devrimci örgüt olarak kurulduğunu açıkladı. Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin ve onun kötü şöhretli istihbarat servisi SAVAK'ın desteğini alan Şah Rıza Pehlevi yönetimindeki İran dönemiydi.

Bu dönem, Küba'dan Vietnam'a kadar Küresel Güney'de yürütülen başarılı ulusal kurtuluş mücadeleleri ve sosyalist devrimlerin yanı sıra Mao Zedung ve Çin devriminin teori ve pratiğinden esinlenen yeni sol ve yeni komünist hareketin dünya çapında yükselişiyle aynı zamana denk geliyordu.

Bu nedenle Komala, İran'da, aralarında köklü, Sovyet yanlısı Tudeh Partisi'nin yanı sıra silahlı mücadeleye daha elverişli görüşlere sahip yeni örgütler -örneğin İran Halkının Fedai Gerillaları Örgütü- de dahil olmak üzere guevarist veya maoist varyantları da içeren İran'daki sayısız diğer sosyalist grupla birlikte tarihteki yerini aldı.

Komala'yı İran'da devrimci bir sosyalist parti olarak benzersiz kılan şey, dikkatini Rojhilat'ın yani İran Kürdistanı'nın kurtuluşuna odaklamasıydı. Bu noktaya kadar Rojhilat, bir muhalefet gücünün, İran Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDPI) egemenliğini görmüştü, ancak Şah tarafından muazzam bir baskıya maruz kalan örgütün öncü kadrolarının çoğu hapsedilmiş veya sürgüne gönderilmişti.

Modarresi bize, bundan dolayı "Komala'nın kuruluşu İran'daki Kürt mücadelesi için bir Rönesans gibiydi" diyor. "Kürtlere baskı sadece İslam Cumhuriyeti döneminde olmadı. İran'ın tüm modern tarihi boyunca Kürtler ihmal edilmiş ve Farsça'dan farklı garip dilleri olan kabileler olarak görülmüştür. Böylece 1969'da bu öğrenciler yalnızca kültürel haklar ve Kürdistan'ın kendini yönetme hakkını elde etme amacıyla savaşmak için değil, aynı zamanda toplumun yoksul insanlar, işçiler ve köylüler için nasıl daha iyi olabileceğini gösteren solcu ve ilerici değerleri desteklemek için de bir araya geldi."

1979'DA CENNET VE CEHENNEM
1979 İran devrimi, geniş bir demokratik haklar mücadelesinde Şah'ı iktidardan uzaklaştırdı. Ancak, Ayetullah Humeyni'nin yönetimine geçen ülkenin ruhani liderliği, o yılın Mart ayında yapılan bir referandumun ardından kısa süre sonra bir İslam Cumhuriyeti'ne dönüşüm sürecini başlattı.

Modarresi, Şah'a karşı yılmaz muhalefetlerine rağmen, "sol güçler için teokratik bir rejimin Şah'tan bile daha kötü olacağı açıktı. Bu nedenle biz ve diğer sol partiler referandumu boykot ettik" diyor.

Tudeh Partisi trajik bir şekilde, kaderini Humeyni'ye teslim etti ve İran'da bir İslam Cumhuriyeti yaratma referandumunda "Evet" oyu ile referandumu destekledi, ancak yine de partileri yasaklandı ve ardından binlerce parti kadrosu idam edildi.

Modarresi, Şah'ın düşüşünden sonra, Kürt bölgesindeki çok ciddi başarıların sağlandığı ve bir "cennet" olarak adlandırılabilecek devrimci coşku ve sevincin yaşandığı kısa bir dönemi hatırlattı.

Kendi ifadesiyle, "Kürdistan'da ne inşa ettiğimizi görmek için İran'ın ve hatta dünyanın dört bir yanından insanlar geldi. Burası cehennemin ortasında bir cennet, adeta bir turistik cazibe merkezi haline geldi. Ancak direnişe hazırlandık çünkü İslam Cumhuriyeti'nin yakında Kürdistan'ı işgal edeceğini biliyorduk."

Bu işgal Mart 1979 gibi erken bir tarihte başladı, ancak Komala ve diğer Kürt grupların sert direnişi Humeyni'yi müzakere için Rojhilat'a temsilciler göndermeye zorladı ve bu da bölgeye sınırlı tavizler verilmesine neden oldu. Ancak bu durum, ne Humeyni'yi ne de Kürt direnişine karşı fetva veren ve 1979 Temmuz'unda Kürdistan'a topyekun bir saldırı başlatan yeni yetkilileri tatmin etti.

Bu askeri operasyon Peşmerge güçleri tarafından püskürtüldü, ancak 1980 baharında başka bir işgal başladı. Komala ve diğer Peşmergelerin kahramanca direnmesine ve silahlı mücadelenin bir şekilde yaklaşık on yıl sürmesine rağmen, İslam Cumhuriyeti'nin Rojhilat üzerindeki kontrolü büyük ölçüde 1981'de sağlandı.

Sol gruplar ile yeni İslam Cumhuriyeti arasındaki çatışmalarda tahminen 10 bin kişi öldü. Yaklaşık bin 200 siyasi tutsak idam edildi ve Komala'nın kurucu üyelerinden Foad Mustafa Soltani şehit edildi. Soltani'nin anısına yapılmış bir duvar resmi, Komala yerleşkesinin girişine yakın bir duvarda belirgin bir şekilde durmaktadır.

İran-Irak savaşının çelişkileri arasında, her iki taraf da karşı ülkenin Kürt güçlerine destek verdiğinde, Komala Irak topraklarında üslenmeye başladı. Modarresi'nin belirttiği gibi, yeni Peşmerge birliklerinin eğitimlerinin bittiği bir dönem hiç olmamasına rağmen, öncelik yavaş yavaş "ülke içinde insanların silahsız direniş yollarını bulmaları için örgütlenmeye ve yardım etmeye verildi. Bugün hala içinde bulunduğumuz durum budur."

Grubun fiilen sürgün edildiği göz önüne alındığında bugün İran içinde örgütlenmenin ne kadar zor olduğu sorulduğunda, şunları söyledi: "İran Kürdistanı'ndaki insanlar Komala'nın tarihi hafızasına sahipler ve bu yüzden İran rejimi bizi sürekli dağlara ve sürgüne itmeye çalışıyor. Ama buna rağmen hala orada örgütleniyoruz ve halktan hala büyük saygı ve hayranlık duyuyoruz."

KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖN PLANDA
Partisinin teokratik rejime karşı silahları ilk kez eline aldığı İran Devrimi'nden sonraki on yılda doğan Fattahi, Komala'nın Rojhilat'taki kadınlar için çekici özelliklerinden birinin -hem o zaman hem de şimdi- partinin cinsiyet eşitliği ve kadın özgürlüğüne olan bağlılığı olduğunu söyledi.

Genel Sekreter Yardımcısı olarak pozisyonu ve dolayısıyla tüm organizasyonda iki numaralı isim olması şaşırtıcı olmayan Fattahi röportajın ilk yarım saatinde Modarresi'nin arkasındaki koltukta oturdu. Ancak, konuşmaya katkıda bulunmaya başladığında, hesaba katılması gereken teorik ve politik bir güç olduğu açıktı.

Aslına bakarsanız, "İran'da Kürt halkı için siyasi olmak isteğe bağlı bir tercih değil" dedi. Uyruğu, onu varsayılan olarak politik bir birey yaptıysa, aile geçmişi nedeniyle Komala'nın bir parçası olması kaçınılmaz bir kader gibiydi onun için.

"Annem bir Komala Peşmergesiydi ve ailemdeki herkes bir şekilde örgütün parçasıydı ve birçoğu yeraltında çalışıyordu."

Fattahi dokuz yıldır Komala kampında bulunuyor, ancak bundan önce İran içindeki parti için yeraltı çalışmaları yürütüyormuş.

"İran'daki STK'lar için çalışıyordum ve bir zamanlar gerçekten politik olmayan bir çevre STK'sındaydım. Ama hükümet için bu politikti. Yeraltında faaliyet gösteren bir kadın sivil toplum örgütüyle de çalıştım çünkü bu tür organizasyonlara İran'da izin verilmiyor."

"Sonunda beni hapse atmak için uğraşan yetkililer tarafından aranmaya başladım. Bu yüzden oradan ayrıldım ve Irak Kürdistanı'na kaçtım."

Bu noktada Modarresi araya girerek yemeğin hazır olduğunu haber verdi. Zaten birkaç saattir konuşuyorduk ve birlikte bir şeyler yiyeceğimizi varsaymak istemesem de duyurusu çok hoştu.

Yine de, röportaj boyunca giymeye devam ettiğimiz ve bu nedenle yazmayı oldukça zorlaştıran plastik eldivenler konusunda uygulamanın ne olacağından emin değildim. Sonunda onları bıraktık, ellerimizi dezenfekte ettik ve hayal edebileceğiniz en inanılmaz ziyafete oturduk -eğer imkanınız varsa bunun için Kürt Şükran Günü'nü düşünün. Yemek yemeye başladığımızda Modarresi bize döndü ve "[Fattahi] DAİŞ'e karşı ne zaman savaştığını size anlatmadı değil mi" dedi.

Elbette kader, en şaşırtıcı hikayelerden bazılarının daha rahat, kayıt dışı ortamlarda ortaya çıkma eğiliminde olmasını isterdi. Acaba Fattahi bize bu hikayeyi kendi kendine mi anlatacaktı, çünkü bu konuda çok alçakgönüllü görünüyordu ve Modarresi'nin gündeme getirmesi onu biraz utandırdı.

Fattahi daha sonra bize, IŞİD'in saldırıya geçtiği 2014 yılında Kerkük Savaşı sırasında France24 tarafından hazırlanan bir video raporunu gösterdi. O sırada 24 yaşındaydı ve şehri savunmak için bir grup Komala Peşmergesi ile birlikte cepheye gitmişti.

Ancak Iraklı Kürt yetkililer, özellikle Irak Kürt Peşmergesi ve İran hükümeti arasındaki ittifak ile bunun yanında Peşmerge birliklerindeki erkeklerden duydukları rahatsızlık ve endişe nedeniyle, onu ve grubunun geri kalanını savaşa dahil etmenin bir yolunu bulmak için mücadele etti.

"Şiddetli bir savaşın ortasında, sırf kadın savaşçı olduğum için benimle selfie yapmak amacıyla beni durdurmak istedikleri zamanlar oldu. Bu çok garipti."

Görünüşe göre Kerkük'te sadece iki hafta kalabildi, ancak cephede daha uzun bir süre kalmayı tercih edeceği hissini duydum. Ancak yedi yıl sonra, kamptaki hayatından memnun görünüyor ve İranlı bir Kürt kadın olarak onun için aynı eşitlik seviyesini elde edebileceği başka bir yer olmadığının altını çiziyor.

"Geleneksel Kürt aileleriyle ilgili olarak var olan farkı Komala ailelerinde görebilirsiniz. Komala ailesinde tam bir cinsiyet eşitliği vardır. Babam beni her zaman lider olmaya, feminist olmaya, erkekler arasında güçlü konuşmalar yapmaya zorluyor. Bizde bunlar teşvik ediliyor."

SOSYAL ADALET VE SİLAH
Komala'nın tarihi yarım asırdan fazla geriye götürülebilse de, bugün bilindiği gibi, parti ancak 2000 yılında yeniden kuruldu.

Komala, 1983'te İran Komünist Partisi'ni oluşturmak için diğer iki sol grupla birleşti ve Abdullah Mohtadi Genel Sekreteri oldu. Yeni partinin üye profili ağırlıklı olarak Kürt olmasına rağmen, Komala sadece Rojhilat'ı değil, İran'ın tamamını temsil ettiğini iddia eden bir örgütün parçası oldu.

Belirtmeye gerek yok, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku'nun dağıldığı 1989-91 yıllarında yaşananlar, dünyanın dört bir yanındaki komünist partiler üzerinde derin bir etki yarattı. Ancak Modarresi, Komala'nın Sovyetler Birliği'ni her zaman eleştirdiğini ve bu nedenle bu dağılmanın onları derinden etkilemediğini belirtiyor.

Aslında Komala, ideolojik eğilimlerin birçoğunun "Sovyetler Birliği'nin önderlik ettiği 'revizyonist' kamp" olarak tanımlayacağı şeyden ziyade başlangıçta maoizmden daha fazla etkilenmişti. Yine de, küresel olarak solun çoğunu etkileyen 1991 sonrası kaos, İran partisinde bir tür ideolojik bölünme yaratmış gibi görünüyordu ve Mohtadi, teorik bir ruh arayışı ve reform sürecinden geçmişti.

Bu, ona bağlı parti kanadının marksizm leninizmin artık İran gibi bir ülke için geçerli olmadığına karar vermesi ve yüzyılın başında Komala'yı sosyal demokrat bir parti olarak yeniden kurmak için partiden ayrılma adımını atmasıyla sonuçlandı.

Modarresi, Komala'nın bugünkü programının en önemli unsurlarından bazılarının "işçiler için grev özgürlüğü [ve] işçiler, öğretmenler, doktorlar ve diğer herkes için sendika kurma özgürlüğü" olduğunu söylüyor.

"Toplumun tüm kesimleri kendilerini örgütleme hakkına sahip olmalıdır.

"Hükümetin, yoksullara ve yoksulların refahına karşı sorumlulukları olmalıdır. Herkesin bir işi ve evi olmalı ve hükümet bunun sadece petrol gelirleriyle değil vergilerle finanse edilmesini sağlamalıdır.

"Komünist bir kamulaştırma programını değil, daha eşit bir servet dağılımına sahip bir sosyal adaleti savunuyoruz."

İtiraf etmeliyim ki, bu "reform"un, Batılı ülkelerden ve görünüşte devrimci marksist bir örgütü desteklemeyi nahoş bulan ilericilerden destek toplamak için bir tür vitrin süslemesi olup olmadığı konusunda şüpheliydim.

Ayrıca, bu terimin neoliberalizme kayan Avrupa partileriyle ilişkilendirilmeye başladığı göz önüne alındığında, yoldaşların sosyal demokrasinin herhangi bir kurtarıcı özelliği olduğunu düşünüp düşünmediklerini de bilmek istedim.

Modarresi buna şöyle cevap veriyor: "Bu anlamda sosyal demokrat bir parti değil, sosyal demokrasiye inanan bir Kürt partisi olduğumuz söylenebilir."

Muhtemelen bizim gibi radikal iki gazeteciden daha fazla kişinin kafasını karıştıran bir başka soru, sosyal demokrat olmakla silaha sarılmak arasında herhangi bir çelişki olup olmadığıdır.

Komala, Sosyalist Enternasyonal'de gözlemci bir parti olmasının yanı sıra İlerici İttifak'ın bir üyesi olabilir, ancak -KDPI ile birlikte- bu uluslararası gruplaşmalara gerçekten benzersiz bir unsur olarak mı dahil oluyorlar.

Modarresi, "Avrupalı dostlarımızla bu tür tartışmaları sık sık yapıyoruz" diyor. "Belki sosyal demokrat bir bakış açımız var ama aynı zamanda Kürdüz. Bu, kendimizi korumamız gerektiği anlamına gelir. Peşmerge birliklerimiz var çünkü varlığımızı korumak bir zorunluluk. Mücadelemiz savunma amaçlıdır, saldırı değil."

Komala, her üç ayda bir, İran'dan Irak'a sınırı yasadışı yollardan geçen -geçerken veya yakalandıkları takdirde vurulma tehdidine, tehlikeli koşullara katlanmak zorunda olan- yaklaşık 35 Peşmerge savaşçısından oluşan grupları mezun ediyor. Askeri ve siyasi eğitimlerinden mezun olduktan sonra, birçoğu gizli görevlerle İran'a geri gönderiliyor. Diğerleri Zirgwezala'daki kampta kalıyor ve mutfaktan medya ofisine kadar çeşitli alanlarda görev alıyor.

Silahlı ve hazır olmalarına rağmen, şu aşamada Komala veya diğer gruplardan herhangi biri tarafından İslam Cumhuriyeti'ne karşı yürütülen bir savaş yok.

SİYASİ BÖLÜNME VE ABD İLE İLİŞKİLER
Komala ilk olarak 1969'da komünist ve antiemperyalist bir güç olarak dünya sahnesine çıktı. Şah'ın ABD ve diğer Batılı güçler tarafından tepeden tırnağa desteklendiği -İran'ın İsrail'le birlikte bölgedeki NATO'nun temel ve stratejik ortakları olarak görüldüğü- göz önüne alındığında, genç devrimciler için bu belki de doğal bir yönelimdi.

Ancak, şimdi antiemperyalizm mottosuna sahip olduğunu iddia eden bir İslam Cumhuriyeti ile karşı karşıya oldukları düşünüldüğünde, Komala ve diğer İran sol güçlerinin bugünkü siyaseti için bu ne anlama geliyor? 1979 Devrimi -islamcı güçleri iktidara getirmesine rağmen- yabancı egemenliğine kapıyı kapatan "devrimci" bir rejim olduğunu ilan etmişti.

Donald Trump'ın başkanlığı sırasında ABD, İran hükümetine karşı yaptırımları artırdı ve daha çok İran Nükleer Anlaşması olarak bilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan İran aleyhine çekildi.

Orijinal Komala örgütünün tarihsel geçmişine sahip çıktığını iddia eden üç ayrı grubun, ABD ve Batılı güçlere yönelimlerinde belirgin farklılıklar var. Partinin 2000 yılındaki ilk bölünmesinin arka planında bu siyasi perspektifin etkisi büyük ölçüde yer alıyor gibi görünüyor.

Mohtadi'nin ayrıldığı İran Komünist Partisi Komala Örgütü, Modarresi ve diğer birçok üst düzey kadroyla birlikte, ABD'nin İran'ın iç siyasetine her türlü müdahalesine karşı çıkmaya devam ediyor.

Komünist Parti fraksiyonundan Ahmed Salehi, 2012'de Rudaw'a ideolojik farklılığın bölünmeye yol açtığını söylemişti: "Mücadelemizde farklı yollar seçtik. Örneğin, İslam Cumhuriyeti'ni devirmek için ABD'ye güveniyorlar ama biz İran'a herhangi bir ABD müdahalesine karşıyız. İran Kürdistanı için halkın gücünü destekliyoruz ama onlar federalizmi destekliyorlar. Bu yüzden bizi birleştirmeye yönelik herhangi bir girişim boşuna, çünkü ideolojik olarak çok farklıyız."

2007'de siyasi farklılıklardan ziyade örgütsel farklılıklar nedeniyle şekillenen reform hizipleriyle bölünen Komala'nın sosyal demokrat yinelemesi, 2005 yılında George W Bush başkanlığı sırasında ABD hükümet yetkilileriyle toplantılarla başlayarak ideolojik dönüşümünde antiemperyalizmini atmış gibi görünüyor.

Örgüt 2018'de Washington DC'de resmen lobi olarak kayıt yaptırdı. Sosyal medya paylaşımları, kongre siyasetinin ilerici koridorundan gelenler yerine, daha sık, savaş şahinleri ve Ted Cruz gibi baş gericilerle görüşmelerde bulunduğu görünen ABD temsilcisi Salah Bayaziddi'nin toplantılarını yansıtıyor.

Bu Komala hizbi, ABD hükümetine yönelik bu yönelimden tam olarak ne istiyor veya ne elde etmeyi umuyor? İran'daki rejim değişikliği umutlarını dünyanın hakim emperyalist gücüne bağlamak tehlikeli mi? Özellikle ABD'nin, Başkan Muhammed Musaddık'a karşı 1953 darbesi gibi kendi siyasi ve jeostratejik avantajı için İran'a müdahale geçmişi olduğu düşünüldüğünde.

Washington'daki en ateşli sağcılarla flört ediyorken Peşmerge törenlerinin "Yaşasın sosyalizm" sloganları altında yapılması biraz tuhaf değil mi?

Modarresi'ye, Mohtadi'nin geçmişte Trump'ın İran'a yönelik "azami baskı" politikasını desteklediğine dair açıklamalar yaptığını göz önüne alarak, yaptırımların etkisini soruyorum. Benim, Mohtadi'nin desteklemesini oldukça şaşırtıcı bulduğum 'azami baskı'nın İran'a neler getirdiği ortada. Kanıtlar, yaptırımların İran liderliği üzerinde değil, Komala'nın organize etmeye çalıştığı insanlar üzerinde en derin etkiye sahip olduğunu ve İranlıların kemoterapi ilaçları ve epilepsi ilaçları gibi temel sağlık hizmetlerine erişimini kestiğini gösteriyor.

"İran halkının çoğunluğu arasındaki yoksulluk, İslam Cumhuriyeti'nin 42 yılı boyunca yaygındı. Dolayısıyla onları yoksullaştıran yaptırımlar değildir. Yaptırımların bunda hiçbir etkisi olmadığını söylemiyorum, ancak yaptırımların başta hükümet için olmak üzere hayatı zorlaştırdığını düşünüyorum ve bu iyi bir şey. Bunu söylemekten utanmıyoruz."

Fakat ABD'nin İran devletine yönelik düşmanlığına verilen bu destek nereye kadar gidecek? Bu, bölgede yeni bir emperyalist saldırganlık savaşında onların yardımcıları olmalarına yol açabilecek tehlikeli bir eğilim değil mi?

Modaresi, "İran sınırlarının dışından gelen yaptırımlar veya başka bir şey rejimi deviremez" diyor. "Sadece İran halkı yapabilir bunu. Bu işi yapmak zorundalar. Kimse bu işi onlar için yapamaz, ancak diğer ülkelerin -hükümetler ve halklarının- bize sempati duymasına ihtiyacımız var."

"Örneğin Donald Trump'ın İran'a yaptırım uygulama motivasyonunun bizim motivasyonumuzla aynı olmadığını biliyoruz. Hedefler farklıdır. Ancak farklı kökenlere ve farklı amaçlara sahip iki gücün bir araya gelebildiği siyasette bir ilk değil."

Öyle görünüyor ki, Komala liderliği İran'a karşı olası herhangi bir ABD savaşına karşı çıkıyor. Ama merak ediyorum, yaptırımlar aynı zamanda bir savaş eylemi değil mi? Modarresi ve ben çok farklı yaşanmış deneyimlerden ve gerçeklerden geliyoruz. Kırk yıl boyunca birinin anavatanından etkili bir şekilde sürgün edilmesinin nasıl bir şey olduğunu asla hayal edemem. Benim gerçekliğim ABD'den bir sosyalistin gerçekliğidir. Bu yüzden kendi hükümetimin entrikalarına karşı çıkmak oldukça kolaydır ve aslında enternasyonalist siyasetimin ilk noktasıdır bu.

Bu yönelimin karmaşıklığını ve hem ABD hükümetinin hem de insanların sempatisini kazanmaya çalışmanın uzlaştırılamaz hedefler olup olmadığı konusunda kafa yormaya başladım. Elbette, ABD'de tanıdığım çoğu ilerici ve solcu insan, Ted Cruz veya (Trump başkanlığı sırasında Mohtadi ile görüşen) Mike Pompeo gibilerle ilgili herhangi bir şeyle alay edecek ve aynı şekilde pek çoğu da aynı şeyi mevcut Joe Biden yönetiminden liberal politikacılarla yapmaya meyilli olacaktır. Ne de olsa, hangi partiye üye olduklarına bakılmaksızın, hala gerileyen bir Amerikan İmparatorluğu'nun temsilcileridirler.

KOMALA'NIN GELECEK VİZYONU
Kürdistan'ın ve daha geniş bir alan olarak Ortadoğu'nun karmaşık olduğunu söylemek, büyük bir eksiklik olur. Tarihsel anavatanları dört şovenist ulus devlet arasında bölünürken, Kürt siyasi güçleri genellikle kendilerini bu devletlerden bazıları tarafından diğerlerine karşı kullanıma uygun görmüşlerdir. 1980'lerde, Saddam Hüseyin'in Baas rejimi kendi Kürt nüfusuna karşı bir soykırım yürütürken bile Komala'nın Irak'ta yer açmasına izin verdiğinde durum kesinlikle böyleydi.

Politika asla siyah ve beyazdan ibaret değildir ve Modarresi gibi zeki siyasi figürler, Kürtlerin toplu baskı tarihini çok belirgin ve kişisel bir şekilde bilirler. O, ABD destekli Şah rejimi tarafından iki kez hapsedildi ve toplamda yaklaşık dört buçuk yıl hapis yattı. Bu nedenle kendisinin veya Komala liderliğinin ABD'nin hedeflerini veya stratejik yönelimini anlamadığını söylemek yanlış olur.

Ancak Modarresi ve Mohtadi için Batı ekseni, şu anda Çin ile uzun vadeli bir ittifaka giren ve Rusya ile ilişkilerini derinleştiren Tahran'ı içeren Doğu eksenine göre daha fazla tercih ediliyor gibi görünüyor.

Ancak, Komala olarak kendini ifade eden sosyal demokrat ve komünist eğilimler arasında bir uçuruma yol açan yalnızca ABD ve Batı'ya yönelimler meselesi değildir. Modarresi ve Mohtadi'nin grubu federal, demokratik bir İran'ı savunurken, Komünist Parti Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını -başka bir deyişle bağımsızlığı- nihai hedef olarak görüyor.

Farklı Komala grupları arasında nihayetinde herhangi bir yakınlaşma olup olmayacağı henüz belli değil, ancak programatik benzerlikleri nedeniyle komünist olmayan gruplar arasında bir yeniden birleşme olasılığı çok daha yüksek görünüyor. Farklılıklarına rağmen, üç grup hala istihbarat paylaşıyor, bu da hala aralarında sınırlı derecede de olsa işbirliği olduğunu gösteriyor.

*Marcel Cartier'in kaleme aldığı yazı Ümit Çağdaş tarafından ETHA için çevrilmiştir. Metnin aslı şuradadır.