2 Nisan 2026 Perşembe

77. yılında NATO ve ABD'nin İran seferi

Tarihteki sayısız emperyalist savaşların ve NATO müdahalelerinin defaatle kanıtladığı gibi, hegemonya savaşları halklara, işçi sınıfı ve ezilenlere demokrasi ve özgürlükler getirmedi; tersine halklar arası boğazlaşma, kan ve zulümle sonuçlandı, emperyalist boyunduruk daha da sıkılaştı. Kapitalizmin varoluşsal kriz yaşadığı günümüzde, 3. Dünya savaşı bir kez daha kapıları çalarken, İran'da bölgesel savaş halini alan emperyalist saldırganlığa ve savaş makinası NATO üslerinin kapatılması için mücadele, ilerlenecek hattı oluşturuyor.  

4 Nisan 1949'da kurulan NATO, kuruluş belgelerinde yazan "demokrasi ve özgürlükleri koruma" amacının aksine dönemin iki kutuplu dünyasında esas olarak ABD emperyalizmiyle kodlanmış, batı emperyalizminin çıkarlarını korumak için oluşturulmuş askeri bir yapıdır. 77. yılında, Finlandiya ve İsveç'in katılımıyla NATO üyesi ülke sayısı bugün için 32'dir. 

2. Dünya savaşı sonrası faşizme karşı zafer kazanan sosyalist Sovyetler Birliği'nin dünya çapındaki etkisi artmış, emperyalist ülkelerdeki işçi sınıfı ve emekçilerle birlikte, dünyanın değişik bölgelerindeki sömürge halkların sempatisine mahzar olmuştu. Sosyalizm tehlikesini bertaraf etmek için ABD öncülüğünde Sovyetleri çevreleme amacıyla siyasi, askeri ve ekonomik topyekün bir saldırı paketi icra edildi. Marshall planları bu saldırının ekonomik ve siyasi ayağını oluştururken, NATO da askeri ayağını oluşturan öğe oldu. Başta batı Avrupa'da olmak üzere, askeri birliğe katılan tüm ülkeler; nükleer de dahil envai çeşit modern silahları ve binlerce askeri personeli barındıran NATO, dolayısıyla ABD karargahlarına çevrildi. 

İki kutuplu dünyanın varlığı koşullarında NATO, esas işlevini alabildiğine askeri üslerin yaygınlaşması, üye ülkelerin iç siyasetinin kontrolde tutulması ve yeni üyelerin teşviki biçiminde oynadı. 1960 ve 70'lerde batı Avrupa ülkeleri başta gelmek üzere, Yunanistan ve Türkiye örneklerinde somut yaşanan faşist askeri darbeler, İtalya'da çok daha net görünür olan "Gladio" tarzı kontrgerilla örgütlenmeleri NATO çatısı altında işçi ve emekçilerin özgürlük istemlerini kanla bastırırken, aynı zamanda ABD emperyalizminin etkisini yeniden kurmanın aracı kılındı. 

89-91 aralığında revizyonist Sovyetler Birliği ve onun öncülüğündeki Doğu Bloku'nun çözülmesi sonrası, NATO'ya dair sorular yine halkların baş düşmanı ABD emperyalizmi tarafından yanıtlandı ve "olası çıkabilecek yeni düşmanlara karşı NATO" büyüme ve gelişmeye devam edecekti.

Revizyonist, teslimiyetçi Gorbaçov'a verilen sözlerin aksine, ABD emperyalizmi hiç vakit geçirmeksizin, eskiden Doğu Bloku'nun içerisinde yer alan ülkeleri NATO şemsiyesi altına almak için harekete geçti. Kimi ülkeleri AB bünyesine alarak ekonomik ve siyasi etkiyi kalıcılaştırma hedefi, askeri açıdan NATO üyeliğiyle pekiştirilmeye çalışıldı. Bu duruma direnenler, Yugolavya örneğindeki gibi, 11 NATO ülkesince başlatılan kanlı askeri müdahaleyle parçalandı.

ÇOKLU KUTBA GEÇİŞ VE ÇİN'İN HEDEFE KONMASI
Ancak aynı süreçte kapitlizmin bir işleyiş yasası olarak rekabet, işlevini görmeye devam ediyor ve ABD hegemonyasına karşı yeni güçler ortaya çıkıyordu. Ucuz işgücü cenneti haline gelen ve teknolojiyi daha da fazla üretim süreçlerine sokan Çin, SB'nin dağılması sonrası bir dönem gerileyen Rus emperyalizmin Putin yönetimi altında toparlanmaya başlaması ve güdük de olsa başını Almanya ve Fransa'nın çektiği AB emperyalizminin herşeyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye devam eden ABD politikalarına karşı itirazları, çok kutuplu bir dünyaya gidişin adımlarını gösteriyordu. 

2001'de Afganistan'a, 2003'te Irak'a "Koalisyon Güçleri" adı altında, 2011'de Libya'ya karşı başlatılan savaşlarda da ABD önderliğindeki NATO güçleri etkin rol oynadılar. Tüm bu savaşların esas nedeni ise başta petrol ve doğal gaz kaynaklarının hakimiyeti olmak üzere, enerji geçiş hatlarını içerecek şekilde, diğer rakiplerin erişimine son vermek, söz konusu ülkelerde ABD işbirlikçisi iktidarlar oluşturmaktı.  

Biden döneminde başlayan Rusya-Ukrayna savaşının uzaması ABD ve İngiltere-AB devletleri arası ilişkilere yansıdı. Uzayan savaş, ABD'de iktidar değişimine yol açarken, faşist Trump başkanlığında yeni dönem ABD politikası olarak Çin hedef merkezine kondu.  

ABD emperyalizmi en yakın rakibi Çin'in askeri, siyasi ve ekonomik gelişimini önlemek için, onun etkin olduğu alanlarda tehdit, şantaj, ticaret savaşları ve askeri müdahaleleri gündeme getirdi. NATO'ya üye devletlerin katkılarını %2'den %5'e çıkarması için baskıcı oldu. Bütün bunları kendi "müttefikleri"ni zorlayarak, gerektiğinde bypass ederek yapan ABD emperyalizmi, Tayvan etrafını daha da fazla askeri güçle sardı, Gazze ve bölgede kıyıcı Siyonizmin önünü açtı. Suriye'de sömürgeci faşist rejim başta olmak üzere, işbirlikçi güçler eliyle HTŞ çetelerini iktidara taşıdı, Venezuela'da korsanlık yaparak Maduro'yu kaçırdı, Küba'ya dönük ablukayı sıkılaştırdı. ABD'nin kendini merkezde tutan egemen yaklaşımına burun kıvıran "müttefiklerine" karşı tehdit dilini kullanmaktan çekinmedi. 

İRAN SEFERİ VE NATO'DA ÇATLAKLAR
"Saddam rejiminin elinde kitle imha silahları var" yalanıyla Irak'a saldıran ABD emperyalizmi, bugün de geliştirmekte olduğu uranyumu bahane ederek İran'a karşı Siyonist İsrail'le birlikte savaş başlattı. Oysa savaşın merkezinde başta Çin olmak üzere, rakip devletlerin İran petrol ve doğalgazına erişimini önlemek, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere, enerji kaynaklarının önemli bir geçiş merkezi olan bölgeyi direkt hakimiyeti altına almaktı. 

Kısa zamanda zafer rüyasında uyanan Trump, haber bile vermeden başlattığı İran seferine katılmak üzere, özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya gibi NATO ortaklarını yardıma çağırdı. Trump çağrısı ve şantajı sonrası İngiltere bölgedeki kimi askeri üslerini ABD kullanımına açarken, Fransa yegane uçak gemisini bölgeye konuşlandıracağını açıkladı. İngiltere ve AB'li emperyalistlerin bugünkü İran seferine aktif katılmama tutumları, Almanya başbakanı Merz tarafından şu sözlerle dile getirildi: "Bunu ilk günden beri söyledik. Böyle bir operasyonun nasıl başarılı olabileceğine dair hiçbir planın bulunmadığı bir savaşa katılmayacağız."

FAŞİST REJİM SAVAŞIN DESTEKÇİSİDİR
Marshall yardımlarının kabulü ve 18 Şubat 1952'de NATO'ya girişiyle birlikte Türkiye, işbirlikçi konumda ABD emperyalizminin çıkarlarına uygun hareket etti.

Oluşturulan hükümetlerin ülke idaresinde muvaffak olamadığı 60 ve 70'lerde ABD güdümünde gerçekleştirilen askeri darbeler devreye sokuldu. Onbinlerce devrimci, ilerici katledildi, işkenceli sorgulardan geçirildi, hapishanelere kondu. 90'larda Kuzey Kürdistan'da Kürt ulusal uyanışına karşı Gladio, kontergerilla devreye sokuldu, yine on binlerce Kürt katledildi, dört bin köy yakıldı, milyonlar göçe zorlandı. 

ABD işbirlikçiliği AKP-MHP ortaklığındaki faşist şeflik rejimi altında da son hız devam etti, ediyor. Askeri, siyasi ve ekonomik olarak önemli ölçüde ABD emperyalizmine bağlı faşist rejimin, bölgede Siyonist İsrail, İran ve Suudi Arabistan'la girmiş olduğu bölgesel hegemonya mücadelesi ABD'ye hizmetkarlığını daha da derinleştirmesiyle atbaşı gidiyor.

Faşist şef Erdoğan'ın tıpkı Gazze'de Filistin halkının Siyonist İsrail tarafından katledilmesinde, sözde hamaset göstermesine, gerçekte ise İsrail'le ticaretine devam ederek, askeri mühimmat göndererek katliama ortak olmasında olduğu gibi, İran'a karşı savaşa da karşı çıktığı söylemi koca bir yalandan ibarettir. Başta İncirlik askeri üssü ve Kürecik'te konuşlu radar sistemleri olmak üzere, ülkedeki tüm NATO donanımları örtük bir biçimde savaşın direkt parçası olarak kullanılmaktadır. Rojhilat'taki Kürt korkusundan dolayı parçalanmamış fakat zayıflamış bir İran, onun da hayalidir. 

Bunun içindir ki bölgedeki diğer ABD işbirlikçisi güçlerle bir araya gelinerek, emperyalist saldırganlığa tek bir şey söylenmeden, İran'ın farklı ülkelerdeki ABD üslerini vurması, Hürmüz Boğazı'nı kapatması Hakan Fidan imzasıyla kınanıyor. ABD'nin İran seferine dolaysız katılımı sağlamak için MNC-TUR adıyla yeni bir çokuluslu NATO kolordusuna ve Anadolu Kavşağı'nda NATO deniz unsur komutanlığına ev sahipliği yapmaya hazırlanılıyor. 

Tarihteki sayısız emperyalist savaşların ve NATO müdahalelerinin defaatle kanıtladığı gibi, hegemonya savaşları halklara, işçi sınıfı ve ezilenlere demokrasi ve özgürlükler getirmedi; tersine halklar arası boğazlaşma, kan ve zulümle sonuçlandı, emperyalist boyunduruk daha da sıkılaştı. Kapitalizmin varoluşsal kriz yaşadığı günümüzde, 3. Dünya savaşı bir kez daha kapıları çalarken, İran'da bölgesel savaş halini alan emperyalist saldırganlığa ve savaş makinası NATO üslerinin kapatılması için mücadele, ilerlenecek hattı oluşturuyor.