3 Haziran 2020 Çarşamba

Yüksekdağ: Rojava'da güçlülük ve haklılık savaşıyor

Yüksekdağ, Rojava direnişine ilişkin olarak "Güçlü olabilirsiniz ama haklı olamazsınız. Rojava'da güçlülük ve haklılık savaşıyor. AKP Saray iktidarı ve onun etrafında kümelenmiş savaş lobisi zorla haklı çıkmaya çalışsa da bunu başaramadılar ve başaramazlar" dedi.
 

Kandıra F Tipi Hapishanesi'nde tutulan HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, ANF'nin sorularını yanıtladı. Güçlü olanın haklı olamayacağını vurgulayan Yüksekdağ, Rojava’nın IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadeleyle dünya halkları nezdinde büyük bir meşruiyet kazandığını belirtti. Türkiye’nin güncel ve tarihsel en temel sorununun Kürt sorunu olduğunu ve bu sorun çözülmeden ilerleme olamayacağını vurgulayan Yüksekdağ’ın verdiği yanıtlar şöyle:

Türkiye tüm tepkilere rağmen Kuzey Suriye’ye işgal saldırıları başlattı. Mevcut durumda hem Türkiye hem de Ortadoğu halkları açısından barış çok mu uzak artık?

Türkiye siyasi iktidarının içeride de dışarıda da temel politik ekseni savaşken, barışı yakın olasılıklar içinde sayamıyoruz ne yazık ki. Ama bu durum çok uzakta olduğunu da göstermez. Zira barışın toplumsal siyasal bir zorunluluk olarak kendini dayattığı ve gerçekleştiği anlar, çoğunlukla savaşın tırmandığı ve yayıldığı koşullarda ortaya çıkmış. Aynı zamanda savaşın tıkandığı, savaş çıkaranları dahi yıpratıp güçten düşürdüğü, toplumun başına ekonomik, siyasal, sosyal her türlü belalar açtığı, bindirilmiş kıtalar ve şakşakçılıkla geçinenler dışında kimsede ulvi duygular yaratmadığı koşullar belirlemiştir barışı. Bu açıdan bakarsak, Kuzey Suriye'ye yönelik operasyon ve işgal harekâtı hemen bugün barış imkânına yer bırakmasa da, savaşın ve bu yönlü politikalarının çok uzun ömrü olmadığını gösteriyor bize.

Zira güçlü olabilirsiniz ama haklı olamazsınız. Rojava'da güçlülük ve haklılık savaşıyor. AKP Saray iktidarı ve onun etrafında kümelenmiş savaş lobisi zorla haklı çıkmaya çalışsa da bunu başaramadılar ve başaramazlar. Sınırsız askeri-siyasi güce, teçhizata, NATO olanaklarına, bütün emperyalist güçlerin sunduğu fırsatlara, medyasından muhalefet partisine, tekmil kamu ve devlet kurumlarını parmaklarında oynatmalarına rağmen ihtiyaç duydukları meşruiyeti elde edemediler. Baltayı taşa vurduktan sonra "Bütün dünya bize karşı ama biz dünyaya bedeliz" türünden hamasetlere sığınmalarına, kendilerine “Asil yalnızlık” rolü yazmalarına rağmen iyi bir oyun çıkaramadıkları kesin. Ölen, yerinden edilen yine Rojava ve bölge hakları oldu; ama bu savaşı çıkaran iktidar da kazanamadı. Çünkü tarihsel varlık ve haklılık topla tüfekle, bombayla kazanılmadığı gibi ona karşı savaşanlar da bir gün mutlaka kötü kaybeder. O gün bugün müdür kesin konuşamam; ama AKP ve türevleri böyle giderse keskin ve tarihsel bir kaybedişle burun buruna kalacak.

Lozan’ın 100. yılında kaybettikleri Misak-ı Milli’yi bu kez -nasıl bir akılsa- Kürtler olmadan yeniden kazanma hülyasının peşinden gidenler, dün nasıl emperyalist güçlerin dümen suyunda Kürtlerin ve bölge halklarının kaderiyle oynadıysa, bugün de benzer bir yol izliyor. Ama ne Kürtler eskisi gibi ne de dengeler... Bu nedenle kötü savaş politikalarının sonuçları eskisinde çok daha ağır, yarattığı kırılma da derin olur. Son gelişmelere gerçekten bakıldığında görüleceği gibi, kim kazandı kim kaybetti hiç belli olmaz. Daha da önemlisi, son yılların kötü devlet politikasına rağmen, demokratik siyasetin ve mücadele dinamiklerinin sırtında varlığını sürdüren Türk ve Kürt halkları arasındaki tarihsel köprü yıkılırsa, bunun sonuçlarını hiçbir siyasal matematikle açıklayamazsınız.

Dünyanın her yerinde Rojava direnişine büyük bir destek var. Bu desteği ortaya çıkaran unsurlar nelerdir?

Bugün Türkiye’deki siyasi iktidar ve müesses nizamcılar savaşa kurulmuş ve durdurulamayan bir ölüm-yıkım makinesi gibi. Kendiliğinden durmadığı ve durmayacağı kesin görünüyor. Bu nedenle savaş-işgal politikalarına karşı dünyasal düzeyde gelişen tepki ve Rojava halk iradesini savunma hareketini yeni bir dönemin çıkış noktasına dönüştürmek çok önemli. Şu gerçeği unutmamak ve karartılmasına izin vermemek lazım: Fırat'ın doğusunu hedefleyen savaş harekâtına devletler karşı çıkıyor gibi görünse de devletleri buna zorlayan, dünya halklarının ve kamuoyunun Rojava'da IŞİD'i yenilgiye uğratan Kürt ve halk güçlerine duyduğu saygıdır. Bugüne kadar hiçbir ülkeye ve halka zarar vermemiş YPG-YPJ, DSG gibi oluşumların Türk devleti dışında kimse tarafından terörist olarak görülmemesinin nedeni de oradaki siyasi varlığın meşruiyet üzerinden kurulduğunu gösterir. Sonuçta dünya halklarının ve demokratik kamuoyunun baskısı ve meşruiyet-masumiyet algısı, savaşa karşı ortak bir tutum açığa çıkarmıştır Tabloya ve güncel sonuçlara baktığımızda, savaş çizgisinde ve Kürt karşıtlığında ısrar eden siyasi iktidar Suriye'de ikinci stratejik yenilgisini yaşamıştır. Bu sadece AKP-Saray iktidarının değil, destek veren ve Erdoğan'ı savaş arabasına çivileyip durmaksızın gaza basan bütün faşist kliklerin de yenilgisidir. Fetih nidaları ve antiemperyalizmcilik oyunlarıyla K. Suriye'ye harekât başlatıp, ABD ile Rusya’nın gir dediği yerden girip, dur dediği yerde duran ama emperyalistlerle uzlaşma siyasetinin binde birini halklar ve kadim yurttaşları Kürtler karşısında sergilemeyen bir iktidar çizgisinin tükenişidir. Bu çizginin bir sonucu olarak dün Efrin işgal edilip binlerce insanın, sivilin kanı döküldü; bugün de Fırat'ın doğusunda Kürdün ve bölgede yaşayan mazlum halkların kanı-canı feda edildi.

Kuzey Suriye halklarına açılan savaş ve işlenen suçlardan hâkim devletler ve onların yönettiği bölgesel-uluslararası kurumlar da sorumludur. Bütün bunların yarattığı kaosu, siyasi iktidarın yaşadığı başarısızlığa rağmen savaş çizgisinde ısrarını dikkate alırsak, bu tarihsel geçiş sürecinde çözümün ve barışın yaratılması, demokratik halk güçlerinin ve mücadelesinin eseri olabilir. Zamana ve oldukça geniş bir alana yayılan, günlük yönetim aygıtına dönüştürülen savaşa ve çatışma siyasetine karşı, ondan daha büyük genişlikte ve süreklilikte kitlesel bir barış hareketi geliştirilmesi artık daha hayati bir ihtiyaç halini almıştır. Aynı zamanda büyük insanlığın demokratik kazanımlarının, çağ dışı karanlığa ve despotik-gerici bölge düzenine alternatif olarak ortaya çıkardığı yeni yaşamın doğduğu yer olan Rojava etrafında güçlü bir dayanışma ve sahiplenme hareketinin geliştirilmesi gerekir.

AKP, bu savaşa zemin hazırlayıp harekete geçerken, ekonomik olarak da dibe sürüklenen bir ülke var. Türkiye halklarının geleceğini ne belirler tüm bu denklemeler içinde?

AKP-Saray iktidarı içinde bulunduğu yönetme krizini ötelemek, son dönemlerde hep yaptığı gibi savaş ve olağanüstü hal idaresiyle soluklanmak için Kuzey Suriye'ye böyle bir savaş başlattı. Ama şu an krizden çıkmak bir yana, krizin daha derinleştiğini görüyoruz. Türkiye'nin özellikle ekonomik tehditler ve ABD yaptırımları karşısında çok kırılgan olduğunu bütün dünyaya ilan etmiş oldular. Zaten savaşın halka çıkardığı çok ağır bir fatura var. İnsanlar bunun sonuçlarını günlük yaşamlarında daha derin hissedecekler. Siyasi açıdan da AKP, Erdoğan ve yandaşlarını krizden ve dibe vurmaktan kurtaramaz bu savaş harekâtı. Aksine, kaybettikleri ama savaş çıkarmak pahasına terk etmedikleri iktidar mevzilerinde sıktıkları son kurşun olabilir.

İşin bizimle ve demokratik siyasetle ilgili kısmı ise alternatif siyaset alanını örgütlemek, düzenin çatışma ve yenilgilerinden değil kendi başarılarımızdan güç almaktır. Beklenti ve motivasyonu bunun üzerine kurmaktır. Türkiye halklarının kaderi, yönetme ehliyeti ve meşruiyeti olmayan güçler tarafından ipotek altına alınmıştır ve mevcut düzen muhalefeti de çözüm adresi olamayacak durumda. Bu nedenle HDP ve Türkiye demokratik ittifakı güçlerinin asli sorumluluk üstlenmesi, egemen siyasetin prangalarını kırarak halkların üçüncü yolunu çözüm merkezine dönüştürmesi politik bir zorunluluk. Ayrıca Türkiye halklarının huzur ve refah içerisinde geleceğe taşınmasının, Türkiye'nin varlık zemininin korunmasının tek yolu da, artık tarihsel bir zorunluluğa dönüşmüş Kürt sorununun çözümüdür. Bu sorun çözümsüz bırakıldığı durumda içeride de dışarıda da kriz hiç bitmez. Halklar cepheye asker gönderip askeri-siyasi faturalara vergi yetiştirmekten, savaş halinin baskı ve diktatörlüğü altında ezilmekten başını kaldıramaz hale gelir. Bakın bugün "beka savaşı var" sopasını kullanıp "açım, işsizim, haklarımı istiyorum" diyenin kafasına vuruyorlar, kendilerini eleştireni hain, terör yandaşı ilan ediyorlar. Kürt sorununun bir Türk sorununa ve Türk devlet krizine dönüştüğü bu zamanlarda çözümün toplumsal zemini ve muhataplar da gelişme kaydediyor aslında. Bunu görerek politika yapmak ve Kürt sorununun demokratik çözümünü toplumsal bir talep haline getirmek mümkün.