28 Kasım 2020 Cumartesi

Yaşam Uzun yazdı | Torba yasalar bütünlüklü bir saldırı planıdır

Türkiye'de enerji konusu hiçbir zaman iklim krizi ya da ekolojik duyarlılık temelinde ele alınmadı. Her adım sermayenin karını korumak ve ona gelişip serpilebileceği yeni alanlar yaratmakla ilgili... Bu durum bizi faşizme karşı birleşik mücadele hattına dair genel tartışmaya götürüyor doğrudan.

Bugünlerde meclis alt komisyonlarında ardı ardına "torba yasa" saldırıları yaşanıyor. Önce 5 Ekim'de komisyona getirilen ve resmi adıyla "Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi", 7 kanunda ve toplam 46 maddede değişiklik öngören bir torba yasa teklifiydi. Bu teklif, kamuoyu gündeminde çok sınırlı bir yer tutarak 21 Ekim'de üst komisyon görüşmesinin tamamlanmasıyla hızla genel kurula gönderildi. Komisyon görüşmelerine ekoloji hareketinin hiçbir bileşeni kabul edilmezken enerji piyasasında yer alan her bir sermaye grubu kendi örgütleriyle oturumlarda yer aldı.1 Ardından Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'na, "İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi" adıyla bir torba yasa daha geldi. Bu ise ekonomik krizin şiddetiyle gündemde geniş bir yer kapladı. Bu kez kıdem tazminatına göz diken ve emeklilik hakkını tehdit eden 33, 37 ve 21. maddeler işçiler, sendikalar ve siyasi partilerin eylemleri ve baskısı ile geri çekildi.

Elektrik Piyasası Kanunu son 7 yılda 9 kez, Yenilenebilir Enerji Kanunu ise son 15 yılda 5 kez değişti. Bu kadar sık değişikliğin başlıca nedenleri, ekonomik krizin gün geçtikçe derinleşirken her düzenlemeyle sermayeye daha fazla kolaylık ve destek sağlamak, enerji sektöründe sermayenin sömürü çarklarını sıkılaştırabileceği alanın olması ve bu sektörün kamudan dolaysız kaynak aktarımı için uygun bir alan olmasıdır.

Gündemdeki düzenlemenin detayları Ekoloji Birliği ve meslek odalarının çalışmalarında açıkça ortaya konuldu ve itiraz dile getirildi.2 Bu torba yasanın, rejimin güncel haline uygun bir tarzda yazıldığı hemen dikkat çekiyor. Her türlü denetim mekanizmasının ortadan kaldırıldığı, enerji şirketleri kurma ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ayrılacak desteklerde karar verme yetkisi dahil pek çok yetkinin Cumhurbaşkanlığına devredildiği, şirketlere doğrudan mali destek, vergi indirimi, lisans kolaylığı, acele kamulaştırmalarla arazi tahsisi, alım garantili sözleşmeler gibi mekanizmalarla her türlü imkanın sunulduğu 46 madde.

Aslında Ekoloji Birliği'nin açıklamasındaki şu kısım durumu özetliyor: "Görüldüğü gibi; 'torba yasa' ile getirilen kanun teklifinde halk yok, enerji demokrasisi yok, enerji tasarrufu yok, enerji verimliliği yok, ekolojik duyarlılık yok. Sadece enerji ve maden şirketlerine daha fazla destek, daha fazla kıyak, kamu denetiminin ortadan kaldırılması, tüm yetkilerin tek adamda, Cumhurbaşkanı'nda toplanması, karın şirketlere, zararın halka yıkılması ve ekolojik yıkım var."

Her bir madde ekoloji mücadelesi yürüten örgütlerin ilgi alanına giriyor olsa da zaten sorunlu "yenilenebilir enerji" kavramının içeriğinin boşaltılması özellikle dikkat çekiyor. 2016'daki yasa değişikliğinin ardından bir buçuk yıl içinde açılan Kocaeli ve Düzce'deki elektrik üretim tesisleri ile Erzincan'da 2012'den beri lisansa sahip tesisin, plastiğin yakılarak işleme sokulmasıyla elde edilen petrol türevi maddeyi biyoyakıt statüsünde saydırarak YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması) desteği almaları, doğa katliamının parçası HES-JES-RES projeleriyle "yenilenebilir enerji" kullanımının zaten ne kadar sorunlu olduğunu gösteriyordu. Bu torba yasa ile birlikte, araba lastiği dahil lastik ve plastik yakarak üretim yapan elektrik tesislerinin bu kez belediyelerin topladığı kent çöpü ve orman artığını da "biyoyakıt" olarak kullanmasının ve YEKDEM desteği almaya devam etmesinin önü açılıyor. Elbette, ortaya çıkan toksik gazlar, lastiklerin yakılmasıyla oluşan karbondioksit ve doğaya salınan diğer atıklar ile bu santrallerin asla "temiz enerji" kaynağı olarak kabul edilemeyeceği görülüyor.

Türkiye'de enerji konusu hiçbir zaman iklim krizi ya da ekolojik duyarlılık temelinde ele alınmadı. Bu, daha birkaç ay önce kurulan ilk güneş enerji paneli üretimi fabrikası gibi bakıldığında dünyadaki yenilenebilir enerjiye geçiş eğilimiyle uyumlu adımlar için de geçerli. Her adım sermayenin karını korumak ve ona gelişip serpilebileceği yeni alanlar yaratmakla ilgili.

İki şeyi vurgulamak gerekiyor. Türkiye'de kapitalizmin krizi her geçen gün derinleşiyor ve krizin bedelini kimin ödeyeceği, ekonomik ya da ekolojik yükünü kimin taşıyacağı o günkü sınıflar mücadelesindeki güç dengesine göre belirleniyor. Korona salgınıyla fiili OHAL düzeni için kendine kullanışlı bir araç bulan sermaye yalnızca Türkiye'de değil dünyada da krizin yükünü artık bıçağın kemiğe dayandığı işçi sınıfına ödetmek için daha azgınca saldırmaktan başka çare bulamıyor. Bugün Türkiye'de, özellikle son 5 yıldaki ağır politik koşullara ve her türlü devlet zoruna rağmen sindirilememiş bir toplumsal güç ve mücadele dinamiği yine de mevcut. Bu nedenle sömürü ve talanı sürdürecek devlet zorunun yasal kılıfı haline gelmiş bu torba yasa tekliflerine karşı mücadele sınıf mücadelesinin bir parçası olmakla birlikte onun sadece bir kısmını oluşturuyor.

Bu yasa tekliflerine yönelik mücadelenin yalnızca meclisteki komisyonlarda yer alan vekillerin "bilgi donanımlı" sunumlarıyla verileceği ya da halkın bu sunumları dinleyip aydınlanarak mücadeleye sevk olacağı yanılgısına düşmemek gerekir. Halk günlük yaşamında bu ve önceki yasalarla gelen sefaleti her an deneyimliyor zaten. Yani, Türkiye'de hiçbir yasa meclisteki muhalefetle durdurulmadı. Sokaktaki fiili meşru direniş çizgisi sermayeye ve onun temsilcisi iktidara geri adım attırdı.

İkincisi, Marx'ın sermayenin doğayı "bedava armağanlar" topladığı bir mekan olarak gördüğü belirlemesindeki gibi, sermayenin karlılık krizi nedeniyle yatırımdan geri durmasına karşı bulduğu ilk çözüm, mülksüzleştirme ve daha fazla "kaynak" kullanımı yoluyla doğa üzerindeki baskıyı artırmak. Yani sermayenin saldırısının hedefinde işçi sınıfıyla birlikte bir bütün olarak ekosistemler ve yaşam var. Doğanın hızı, sermaye için nesnel bir sınırlayıcı olsa da sermaye giderek artan kendi hızına göre bir doğa kurgulamaya kalktıkça doğa-sermaye çelişkisi gezegende yaşamı sürdürülemez hale getiriyor. Yani torba yasa saldırıları, emek-sermaye ve doğa-sermaye çelişkilerinin doğal bir sonucu. Yani sadece AKP'nin enerji-inşaat odaklı kendi sermaye kliğini inşa çabasının ötesinde kapitalizmin güncel durumunun Türkiye'ye olan yansıması söz konusu.

Gerek kıdem tazminatıyla ilgili torba yasa gerekse Elektrik Piyasası Kanunu torba yasası için yapılan eylemler sokağın gücünü bir kez daha göstermiş oldu. Her iki yasada da bazı maddeler geri çekilirken genel saldırı dalgasını püskürtecek bir basınç henüz oluşturulamadı. Torba yasaya karşı Polen Ekoloji'nin de aralarında olduğu ekoloji örgütleri 31 Ekim'de pek çok il ve ilçede eşzamanlı basın açıklamaları düzenledi. Hemen hemen her ildeki çevre dernekleri ve platformları süreç boyunca yine basın açıklamalarıyla yasanın geri çekilmesini talep etti. Ancak tüm bunlar teşhir düzeyini aşmayan, niyet beyanı düzeyinde kalan eylemlerdi. Mücadelenin öznelerinin niyeti böyle olduğu için değil, ekoloji mücadelesinin de dahil olduğu toplumsal mücadelenin seviyesi nedeniyle bu düzeyde kaldı.

Bu durum bizi faşizme karşı birleşik mücadele hattına dair genel tartışmaya götürüyor doğrudan. İster kıdem tazminatı, ister lastik yakılması, ister İstanbul Sözleşmesi, ister işsizlik-geleceksizlik, ister uzaktan eğitimdeki eşitsizlik, ister sağlıkçıların, kargo-posta işçilerinin, avukatların, öğretmenlerin salgındaki tükenmişliği olsun. Hiçbir sorunun tekil olmadığı, doğrudan tüm toplumu etkilediği, doğrudan rejimi karşısına aldığı ve bir politik iktidar sorunu olduğu bu konjonktürde ekoloji mücadelesindeki öznelerin, ekolojistlerin kendi acil güncel görevlerini antifaşist mücadele dışında belirleme şansları kalmamış durumda. Bugün bu yasa meclisten geçse dahi her bir maden, her bir santral, her bir köy, kent, orman ve kıyı bizim için yüzlerini çok iyi bildiğimiz sermayeyi durdurma ve iktidarla yüzleşme sahasıdır. Ekolojik krize neden olan yıkım bize umutsuzluk ve çaresizlik olarak değil elimizde kalan az şeyden biri olan geleceğimizi korumak için öfke ve azim olarak geri dönmeli. Bugün atılan her adım bugünü ve geleceği daha yaşanılır kılacaktır.

1 Kamu kurum ve kuruluşları (Bakanlıklar, EPDK, BOTAŞ, MTA vb.) dışında davet edilen sektör temsilcisi kurumlar, "TOBB, MÜSİAD, TÜSİAD, ASKON, YASED, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği (JESDER), Elektrik Üreticileri Derneği, Türkiye Madenciler Derneği, Hidroelektrik Santralleri Sanayi İş Adamları Derneği, Güneş Enerjisi Yatırımcıları Derneği, Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği, Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği". Komisyona sermaye örgütleri dışında sadece Maden Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası davet edildi.

2 https://ekolojibirligi.org/torba-yasa-ile-getirilen-yasa-teklifi-hakkinda-yasalara-gore-degerlendirmeler/