16 Ocak 2021 Cumartesi

Tahran'daki pirinç İdlib'deki bulgur

Kürt halkının Suriye'de elde ettiği devrimci demokratik kazanımların tasfiyesi asıl amaçtır. Türk devletini Astana sürecine girmeye zorlayan temel faktör budur. Bunun için dün katil dediği Esad'la görüşmeye ve uzlaşmaya açık hale gelmiştir. Zaten İslamcı faşist çeteleri de bunun için korumaya ve himayesi altına almıştır. Türkiye ateşkes kararı çıkarma çabasıyla IŞİD'e nefes aldırmak, savaşa daha güçlü hazırlanmasını sağlamak ve IŞİD cephesini tahkim etmek için zaman kazanma amacı taşımaktaydı. Diğer unsurlar bu amaçla bağı içerisinde bir anlam taşımaktadır.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Türk mevkidaşı Tayyip Erdoğan, Cuma günü Tahran'da Suriye gündemi ile biraraya geldi. Canlı olarak yayınlanan görüşmeler sonucunda 12 maddelik bir sonuç bildirgesi yayınlandı.
 
Tahran toplantısından önce Rusya'nın İdlib'i bombalaması, topçu ateşi yapması Tahran toplantısı öncesi Suriye ve İdlib'in geleceği ile ilgili mesajdı. Zirveden sonra da Rusya, İdlib'e kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Bunun süreceği de anlaşılıyor. Bu,  Türkiye'ye olduğu gibi aynı zamanda ABD ve AB'ye verilmiş bir mesaj olarak okunmalıdır. İdlib'e saldırı hazırlığı yapıldığı günlerde ABD'nin "sivilleri" bahane ederek Rusya'ya diş göstermesi ve Esad "kimyasal silah" kullanırsa müdahale ederiz açıklamaları Suriye üzerinde emperyalist rekabet ve savaşın yüksek gerilim eşiğini koruyarak devam edeceğini gösteriyor. 
 
Astana toplantısı olarak da adlandırılan Tahran buluşması ve ortaya çıkan sonuçlar tarafların gerçek amaç ve niyetlerini açığa çıkardı.
 
Toplantının asıl konusu Suriye'nin geleceği ve özel olarak İdlib oldu. Türkiye'nin destek ve denetiminde İdlib'de konumlanan IŞİD türevi İslamcı faşist çeteler İdlib'e sıkışmış bulunuyorlar. Bir yandan DSG'nin Rakka, Deyr ez Zor ve diğer bölgelerde çetelere karşı sürdürdüğü direniş, diğer yandan ise Esad rejiminin Rusya desteğinde Halep ve Şam'dan süpürerek toplandığı havuz İdlib. 
 
Bu havuzun bekçiliğini ve hamiliğini Türkiye yapmaktadır. Bunun karşılığı olarak da emperyalistlerden para koparmaktadır. Tahran'daki görüşmelerde Erdoğan'ın asıl meselesinin ne olduğu aleni hale gelmiştir.
 
Türkiye, Suriye savaşı patlak verir vermez sürecin aktif bir bileşeni oldu. Rejim karşıtı tüm gerici faşist çete gruplarını birleştirerek, silah, mühimmat ve her türlü lojistik destekle "Şam'da Emevi Camii'nde namaz kılma" hayalleri beslediler. Yeni Osmanlıcı yayılma, fetih politikası Suriye kum fırtınasının tozlarının altında kaldı. IŞİD ve türevi örgütlerin yenilgisi doğrudan Erdoğan'ın yenilgisi olarak okundu.
 
Erdoğan, Tahran'a pirinç almak için gitmişti. Fakat ortaya çıkan sonuçlar İdlib'deki bulgurdan da olduğunu gösteriyor.
 
Erdoğan'ın sonuç bildirisine İdlib'de ateşkes ilan edilmesi önerisine Putin ve Ruhani'nin "silahlı grupların masada temsilcilerinin olmadığını" söylemesi karşısında geri adım atmak zorunda kalması manidar. Erdoğan'ın IŞİD ve türevlerinin sözcüsü olarak hareket etmesi Astana'da neyi kurtarmak istediğini göstermektedir.
 
Türkiye'nin asıl derdinin bir kez daha görüldüğü gibi Kürtlerin bölgede varlık hakkını ortadan kaldıracak adımların atılmasıdır. Kürt halkının Suriye'de elde ettiği devrimci demokratik kazanımların tasfiyesi asıl amaçtır. Türk devletini Astana sürecine girmeye zorlayan temel faktör budur. Bunun için dün katil dediği Esad'la görüşmeye ve uzlaşmaya açık hale gelmiştir. Zaten İslamcı faşist çeteleri de bunun için korumaya ve himayesi altına almıştır. Türkiye ateşkes kararı çıkarma çabasıyla IŞİD'e nefes aldırmak, savaşa daha güçlü hazırlanmasını sağlamak ve IŞİD cephesini tahkim etmek için zaman kazanma amacı taşımaktaydı. Diğer unsurlar bu amaçla bağı içerisinde bir anlam taşımaktadır.
 
Türkiye Tahran'dan istediği sonuçları alamamıştır. Fakat Rusya ve İran istediğini almıştır. Sonuç bildirgesinde, "BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan IŞİD, Nusra Cephesi ile El Kaide veya IŞİD ile bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılıklarını teyit edildi. Terörle mücadelede, yukarıda belirtilen terörist grupların ateşkes rejimine katılmış veya katılacak olan silahlı muhalif gruplardan ayrıştırılmasının sivil zayiatın önlenmesi bakımından da dahil olmak üzere büyük önem arz ettiğinin altı çizildi." denilerek himaye ettiği çete gruplarının imhasını Türkiye'ye onaylatmışlardır.
 
Rusya'nın amacı bölgede etki sahasını genişletmek ve ABD'ye karşı pozisyonunu güçlendirmek. İran'ın amacı ise Suriye'deki varlığını ve ABD kuşatmasına karşı güç toplamak olarak özetleyebiliriz. Molla rejimi, ABD'nin İran üzerindeki planlarını bozmak için Suriye'de etkili bir güç olarak varlığını sürdürmek istiyor. ABD'nin İran'a saldırı pozisyonuna karşı duvarı Suriye'de yükseltmeye çalışıyor.
 
Dolayısıyla "Suriye'nin toprak bütünlüğü" kavramı her birine göre farklı anlamlar içerebiliyor. Sonuç bildirgesinde, "Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan kuvvetli ve devam eden taahhütlerini vurgulandı ve bunlara herkes tarafından saygı gösterilmesi gerektiğinin altı çizildi. Kim tarafından gerçekleştirildiğine bakılmaksızın, hiçbir eylemin bu ilkelere halel getirmemesi gerektiği yinelendi. Terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddedildi. Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılık ifade edildi" şeklindeki ifade asıl olarak ABD hedeflenmiştir. Yanısıra Kürt halkının kazanımları da "terörizm" olarak yaftalanmaştır. Türkiye'ye de sus payı bırakılmıştır.
 
"Liderler, Suriye ihtilafına askeri çözüm getirilemeyeceğine ve ihtilafın yalnızca müzakere edilmiş bir siyasi süreç yoluyla sona erdirilebileceği" belirtilirken Anayasa Komitesi'nin kurulması kararı Rusya ve İran'ın kazanımlarını Anayasal güvenceye kavuşturmayı hedeflediklerini gösteriyor. Dolaylı bir biçimde Kürtler ve diğer halklarla diyaloğa açık kapı bırakıyorlar.
 
Suriye rejiminin asıl amaçlarından biri Türk devleti ve İran mollaları gibi Kürt halkının kazanımlarını tasfiye hedefi güttüğünden kuşku yok. Bu kapsamda Tahran toplantısından sonra Qamişlo'da DSG'ye ve asayişe karşı gerçekleşen provaktif askeri saldırı tesadüf olarak değerlendirilemez. Tahran toplantısına yön veren perspektifin ertesi gün saldırı olarak yerelde karşılığını bulması Esad rejiminin asıl amacını ortaya koymaktadır.
 
Erdoğan söz arasında Astana'nın "son" olduğunu ifade etmesi irade kırılmasını gösterdiği gibi burada kalarak da tarafları Kürt kazanımlarına karşı savaşa çekme çabasının bitmeyeceğini göstermiştir. Gerçekte Astana'da bir sona doğru gidiyor. Bundan sonra Cenevre nasıl ve ne şekilde devreye girecek bunu da zaman gösterecek.