5 Ağustos 2021 Perşembe

Siyasi pratiğin yoğunluğu örgütlenmeye zaman bırakmıyor mu?

Çeşitli merkezi ve yerel toplantılar, online paneller ve tartışmalar, afişler, duvar gazeteleri ve pankartlar, bildiri dağıtımları, toplu ajitasyon pratikleri, sokak gösterileri, polis bariyerlerine yürüyüşler, siyasi mücadele görevlerimize karşılık gelen araç ve biçimler arasındadır. Fakat bunların hiçbirini "yapmış olmak için" yapmayız! Bir sokak gösterisini gerçekleştirmek ya da on bin tane bildiriyi dağıtmak kendi başına amaç değildir. Bugün siyasi çalışmanın araç ve biçimlerinin her biri, emekçi ve ezilen kitleleri faşist şeflik rejimine karşı mücadeleye, onur ve özgürlükleri uğruna parti saflarında dövüşmeye çekmek somut amacıyla bağlıdır.

Fiili meşru mücadele cephesinde yer yer, siyasi çalışmanın yoğunluğu nedeniyle kitlelerle teması sürdürüp genişletmeye, birebir örgütleme çalışmasına vakit bulunamadığı söylemi göze çarpıyor. Komünist militanlar, siyasi mücadelede kendilerine yüklenen pratik görevler çokluğunun sebep olduğu zaman yoksunluğundan, kalbi devrimcilerle atan, devrimci sorumluluk almaya ve örgütlenmeye açık olan emekçileri komünist öncünün saflarına kazanma görevlerine eğilememekten yakınabiliyorlar.

Bunun basit bir sağlamasını yapalım. Kitle denizinin içindeyken, her birimiz, son birkaç yıl içinde kaç kişiyi partilileştirdik ya da parti görevlerinde aktifleştirdik, herhangi bir yerde ve herhangi bir işlevde kaç örgütün kurulmasına öncülük ettik? Yanıt hemen hemen "hiç" ise bu sorunun "zaman yoksunluğu"na bağlanması gerçekçi bir açıklama sayılabilir mi? Bunca yoğunlaşıldığı söylenen siyasi çalışma alanlarında aynı havayı soluyan emekçilerle, onları devrimci çalışmaya, komünist saflara kazanıcı nitelikte bir ilişki kurmamak! Fabrikada, okulda, semtte, toplu taşımada, yöre derneğinde, sendikada, sanat etkinliğinde, sokak eyleminde, özsavunma atölyesinde, esnaf toplantısında, spor faaliyetinde ya da sosyal medyada, işçilerin ve ezilenlerin az çok politize olmuş bölümüyle tanışma ve ilişki geliştirme fırsatlarını değerlendirmemek! Siyasi çalışma alanında neredeyse kimseyle birebir sohbet etmemek, sosyalist basını başlıca bir propaganda ve örgütleme aracı olarak kullanmamak, kimseyi komünist öncünün saflarına çağırmamak! Bütün bunları yapmamak, yani kitlelerle kurulacak devrimci ve örgütleyici ilişkiden o ya da bu nedenle imtina etmek hakikaten zaman yoksunluğu ile açıklanabilir mi?

Bu, her halükarda amaç bulanıklığıyla malul bir durumdur. Eğer söz konusu zayıflık deneyimsizlikten ileri geliyorsa, şanslıyız, çünkü problemin çözümü yine pratikte saklıdır. Çözüm, siyasi çalışma içinde emekçilere temas etme fırsatlarını değerlendirmeyi, birebir ilişki kurup sürdürmeyi pratikte sorunlaştırmakta ve elbette kolektif deneyim haznesindeki birikimi de içererek örgütçü niteliğimizi yükseltmektedir. Eğer zayıflık deneyimsizlikten ileri gelmiyorsa, hiç etrafında dolanmayalım, çalışma tarzımızdan kaynaklanıyor demektir. Mesele, devrimci girişkenlik ve özgüvenimizdeki, devrimci ataklık ve irademizdeki yetersizliğin, devrimci görevle militan ilişki kuramamak formunda kendini göstermesidir.

Siyasi çalışma ve örgütsel çalışmanın birbirinden bağımsız ele alınamayacağı kavrayışı, komünist öncünün tarihsel deneyimlerinde fazlasıyla verilidir. Keza kapsamlılaşan ve ağırlaşan siyasal ve örgütsel görevler bütünlüğünde devrimci zorlanma halinin "Siyasi görevlere koşmaktan örgütlenmeye, örgütsel kazanıma yoğunlaşmaya zaman kalmıyor" yanılsamasında yansıması da bu deneyimler içindedir. Başarılı bir örgütsel çalışma için siyasi amaç açıklığını karartan, devrimci ufku daraltan, örgütsel iradeyi kemiren bu düşünsel yanılsama bariyeri muhakkak parçalanmak zorundadır.

Çeşitli merkezi ve yerel toplantılar, online paneller ve tartışmalar, afişler, duvar gazeteleri ve pankartlar, bildiri dağıtımları, toplu ajitasyon pratikleri, sokak gösterileri, polis bariyerlerine yürüyüşler, siyasi mücadele görevlerimize karşılık gelen araç ve biçimler arasındadır. Fakat bunların hiçbirini "yapmış olmak için" yapmayız! Bir sokak gösterisini gerçekleştirmek ya da on bin tane bildiriyi dağıtmak kendi başına amaç değildir. Bugün siyasi çalışmanın araç ve biçimlerinin her biri, emekçi ve ezilen kitleleri faşist şeflik rejimine karşı mücadeleye, onur ve özgürlükleri uğruna parti saflarında dövüşmeye çekmek somut amacıyla bağlıdır. Onları devrimin siyasi ordusu olarak örgütlemek içindir. Bu, siyasi çalışmayı ve eylemi, her durumda kitlelerle ilişkilenme pratiğiyle, temas edilen işçileri, emekçileri, kadınları, öğrencileri, LGBTİ+'ları komünist öncünün saflarında veya çevresinde örgütleme pratiğiyle bütünleştirmeyi gerektirir. Sokakta, durakta, işletmede, markette, okulda, hastanede veya pazarda kime dokunsak bin ah işittiğimiz bugünkü koşullarda, politik ajitasyonu örgütleyici pratikle birlikte ele almamak, işçileri ve ezilenleri sosyalist basınla tanıştırmakta tutuk kalmak, yeni güçleri en hızlı örgütleme yolunun onlara görev vermek olduğu desturuna sarılmamak amaç açıklığına sahip bir çalışma tarzıyla bağdaştırılabilir mi?

Biraz daha somutlaştıralım. Bir işçi havzasında ya da bir lise önünde, bir semt pazarında ya da bir kent meydanında yürüttüğümüz her politik kitle faaliyeti, aslında, örgütsel kazanım hedefiyle sıkı sıkıya bağlıdır. "Bildirimizi dağıttık, eylemimizi yaptık, görevimizi tamamladık" anlayışına dayalı bir çalışma tarzı ise tek yanlıdır. Örneğin, bir semt pazarında Boğaziçi direnişini yayma politikası kapsamında yapılan bir bildiri dağıtımında, direnişe ilgisi her halinden belli olan bir pazar emekçisiyle tanışmak, onun iletişim bilgilerini almak, her hafta pazar tezgahına misafir olup ona gazetemizi taşımak, siyasi çalışmayı örgütlenme perspektifiyle donatmak demektir. Örneğin, Suruç katliamının her aydönümü eylemine, belirlenmiş farklı bir emekçi mahallesinde kapı kapı yaygın duyuru yaparak, bin tane davetiye dağıtarak, birkaç yüz kişiyle yüz yüze görüşme gerçekleştirerek, bir otobüs ayarlayarak katılım sağlamak, siyasi eylemi örgütlenme imkanı olarak değerlendirmek demektir.

Koca bir kentte bir elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki örgütlü militanın büyük özveriyle yürüttüğü devrimci mücadele pratiğinde de bu denklem değişmez. Bilakis orada, siyasi çalışma, daha etkili bir devrimci mücadele düzeyine ulaşmak için kazanılması gereken yeni güçleri örgütleme ve kadrolaştırma hedefine çok daha dolaysız ve çok daha iradi biçimlerde bağlanmaya ihtiyaç duyar.

Demek ki, işçi ve ezilen kitlelerden yalıtık kalan, onların toplumsal hayat içindeki acılarına ve özlemlerine doğrudan dokunmayan, kitlelerle her günkü temas fırsatlarını değerlendirmeyen ve örgütleyici ilişkiler geliştirmeyi talileştiren tarzdaki bir siyasi çalışmanın devrimci amaç aşınması yaşaması ve verimsizlik döngüsüne sıkışması kaçınılmazdır. Fiili meşru mücadele cephesinde politik kitle faaliyetinde sürekliliğin güvencelenmesi, politik eylemselliğin yaygın bir kuvvet seferberliği tarzında gerçekleştirilmesi, kitleyle birebir ilişkilerin güçlendirilmesi, öncünün saflarına yeni güçler kazanılması, bu güçlerin ideolojik olarak şekillendirilmesi, herkese yapabileceği bir iş vermek yoluyla örgütlülük düzeyinin yükseltilmesi gibi kritik noktalardaki ilgisizliğin, plansızlığın ve nihayetinde iradesizliğin her biçimi, komünist militanlar ve örgütler için devrimci eleştiri ve özeleştirinin başlıca konularından biri olmalıdır. Dönemsel siyasal ve örgütsel gelişim stratejilerine bağlanmış planlı-hedefli bir devrimci çalışma tarzı, örgütlenme görevlerini her adımda saptayıp somutlaştıran bir toplantılar sistemi, örgütsel pratiği bilhassa yerinde ve zamanında ele alan bir denetim kurumu, hem "örgütleme görevlerine zaman bulamamak" söyleminde dile gelen yanılsamayı aşmanın hem de genel olarak örgütlenme görevlerindeki başarı çıtasını yükseltmenin anahtarlarıdır.

Bugün, dönemin zorlu koşullarında siyasal ve örgütsel çalışmaların bütünlüğünü sağlamakta, devrimci görevlerin yoğunluğuyla başa çıkmakta zorlanmanın garipsenecek bir yanı yoktur. Üstelik kuvvetle muhtemeldir ki, yarın, devrim ile karşıdevrim arasındaki çarpışmanın daha da keskinleşeceği zamanlarda, yepyeni devrimci görevlerle baş başa kalacağımız anlarda, bugünküne rahmet okutacak düzeyde zorlanmalar yaşamak bir nevi "kaderimiz" olacaktır. Ama zorlanma hali, aynı zamanda sıçrama tahtasına basma gücünün birikimidir.

Komünist militan, her gün iş cinayetine, ırkçı saldırganlığa, erkek şiddetine, homofobik nefrete, geleceksizliğe kurban edilmekte, fakat onurlu ve özgür bir yaşam özlemini de durmaksızın büyütmekte olan emekçilerin ve ezilenlerin tek gerçek kurtuluş adresi olduğunu aklında ve kalbinde duyumsayıp özümsüyorsa, onları parti saflarında örgütleme ve devrimci mücadelede mevzilendirme iradesini de mutlaka sınırsızca ortaya koyacaktır.

Bu irade ki, yalnızca yeni güçleri örgütleme rutin ve daimi görevini değil hatta yalnızca faşist şeflik rejiminin tırmanan saldırıları altında boşalan nöbet yerlerini doldurup örgütsel sürekliliği güvenceleme acil görevini de değil, yeni dönemde kitle hareketindeki canlanmayı ezilenlerin birleşik antifaşist atılımına dönüştürme tarihsel görevini başarmanın şartıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 28 Mayıs tarihli 14. sayı Yapıdan köşesi.