16 Ekim 2021 Cumartesi

Saray faşizminin yeni hedefi 6284 sayılı yasa

Saray faşizminin kendi toplumsal restorasyon projesine karşın; kadın ve LGBTİ+’ların yaygınlaşarak devam eden tüm saldırılar karşısında fiili meşru mücadele zeminleri her zamankinden daha geniş. Saray faşizmince kadın özgürlük mücadelesine karşı savaşımının ilk raundu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinmesiydi. İkinci raundu ise, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanunun iptali ya da içinin boşaltılarak özünün ortadan kaldırılması...

Saray faşizmi toplumu politik İslamcı temelde yeniden inşa etmenin yolunu, kadın hareketi başta olmak üzere devrimci demokratik mücadeleyi bastırmakta görüyor. Kadınlar geleneksel aile yapısının cenderesine girmeyi, şiddet ve emek sömürüsüne rağmen bu cenderede kalmayı kabul etmeyeceklerini sadece sözle değil, sokakta mücadele pratikleriyle de defalarca ilan etti. Bu çarpışmanın karşılıklı olarak keskinleştiği son eşik ise faşist şefin gece yarısı kararnamesi ile iptal ettiği İstanbul Sözleşmesi eylemlilikleri oldu. Faşist şef, “aileerkil bir toplumuz” diyerek şef tipi aile modelini kadınlara dayatırken, Ankara Sözleşmesi adıyla kendi toplumsal ilişkiler modeline hukuksal norm kazandıracağını da ilan etti.

Sözleşmeyi toplumsal kutuplaşmanın aracı ve beka sorununa dönüştüren saray iktidarı, yegane kurumu olan ailenin aşınmakta olduğunun, bu aşınmanın kadınlara daha fazla özgürlük alanı yarattığının farkında. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını, faşist saray salt oy kaygısı ya da kimi gerici kesimleri kapsama politikası olarak okumak eksik olacağı gibi kadın hareketinin menzilinde de bulanıklıklar yaratacaktır. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı saray faşizminin kadın politikası ve iktidar sorunu gereklerinin bir sonucudur. Saray faşizmince kadın özgürlük mücadelesine karşı savaşımının ilk raundu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilinmesiydi. İkinci raundu ise, İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanma sahası kabul edilen ve 2012 yılında yürürlüğe konulan Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanunun iptali ya da içinin boşaltılarak özünün ortadan kaldırılması olarak planlanmaktadır. Ekim ayı içerisinde yasanın iptalinin ya da revize edilmesinin gündeme taşınması bekleniyor.

Kadın ve LGBTİ+’lar sarayın tüm dayatmalarına rağmen haklarından ve kazanımlarından vazgeçmeyeceklerini her zeminde ilan etti. Mevcut durumda hukuki dayanakları parça parça ortadan kaldırılan haklara karşı fiili meşru mücadele, sokakları terk etmemek, dayatılan sınırların ötesine geçen bir duruşu yaratmak çok daha büyük bir öneme sahip.

Saray faşizminin kendi toplumsal restorasyon projesine karşın; kadın ve LGBTİ+’ların yaygınlaşarak devam eden tüm saldırılar karşısında fiili meşru mücadele zeminleri her zamankinden daha geniş. Katliamlar ve cinsel suçlar ve saray faşizminin doğrudan saldırıları sarmalında kendilerine yol açmak zorunda olan kadın ve LGBTİ+’lar bakımından saray faşizminden hukuksal güvenceler ya da adalet, eşitlik beklemek söz konusu değildir. Kadın hareketi bakımından demokratik mücadele zemini elbette önemli bir mevzi olarak varlığını sürdürmektedir. Öte yandan gelinen aşamada kadınlar bakımından mücadelenin menzilinin saray faşizmine yönelmesi bir zorunluluk halini almıştır. Saray faşizminin varlığının sürmesi kadın ve LGBTİ+’ların katledilmesinin, çocuk istismarının artarak devam etmesinin ve faillerin korunup kollanmasının sürmesidir. Sözleşmenin iptalinden güç alan kadın katillerinin mahkeme salonlarında duydukları sevinci alenen dile getirdikleri hafızalardadır. İstanbul Sözleşmesi'nin iptali günlerinde “4. yargı reformu” adıyla sunulan yasa paketi “somut delil” şartıyla kadın katillerine ve cinsel suçların faillerine yasal koruma sağlamış ve tüm faillerin kolaylıkla serbest bırakılmalarının önünü açmıştır. Erkek egemen burjuva hukuk sisteminin suç ve cezasızlıkta yarattığı elverişli ortam, 6284 sayılı yasanın ortadan kaldırılması ile güvenceye kavuşturulacaktır.

Çorum'da bir firmanın satın alma müdürü olan 51 yaşındaki Mehmet Lastikçi, çöp toplayan mülteci Y.H.F.A.S isimli erkek çocuğa cinsel istismarda bulunup, sadece 22 gün hapishanede tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Böylece, yeni çocukların istismar saldırısına uğramasına davetiye çıkarıldı. Her gün buna benzer onlarca olay yaşanıyor. Çocuk istismarcıları ve kadın, LGBTİ+ katilleri, taciz ve tecavüzcüleri adliyelerin ön kapılarından alınıp, arka kapılarından sokağa salınıyor. Saray yargısı, devrimci, ilerici, yurtseverleri tutuklamak, ceza vermek için aramadığı somut delili; taciz, tecavüz, istismar failleri söz konusu olduğunda arıyor.

Kimi verileri somutlamak tabloyu görmek açısından aydınlatıcı olacaktır. 2020 yılında LGBTİ+’lara dönük saldırılar yüzde 110 artış gösterdi. Adalet Bakanlığı'nın yayımladığı adli istatistiklere göre, Türkiye'de 2019’da "cinsel dokunulmazlığa karşı suç" kapsamında 49 bin 57 dava açıldı. Bunların 22 bin 689'unu çocuklara yönelik cinsel istismar suçları oluşturdu. Yine Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, 2012'de çocuğun cinsel istismarı davalarındaki suç sayısı 17 bin 589 iken, 2019'da bu sayı 22 bin 689'a çıktı, açılan davalardan 15 bin 651’i ‘mahkumiyetle’ sonuçlandı. Kadına yönelik şiddet saldırılarının abartıldığını söyleyen saray rejiminin Adalet Bakanlığı’nın sunduğu verilerin tüm gerçekliği yansıtmadığını söyleyerek devam edelim.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu'nun 2018 raporuna göre; 2002’den bu yana 18 yaş altı 440 bin çocuk doğum yaptı. Aynı rapora göre, 15 yaş altı cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısı 15 bin 937. Rapora göre; Türkiye'deki cinsel suçların yüzde 46'sı çocuklara karşı işlendi. Türkiye, çocuğun cinsel istismarında dünya listesinde 3. sırada yer aldı.

Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği’nin, “Rakamlarla Çocuk Cinsel İstismarı” raporunda, istismara uğrayan çocuk sayısı 2014 yılında 11 bin 95 iken, bu sayı 2017 yılında 18 bin 623’e çıktı. Yani üç yıl içinde çocuklara yönelik cinsel istismar saldırılarında yüzde 67.9 artış yaşandı. 2014-2017 yılları arasında 7 bin 466’sı erkek, 51 bin 818’i kız çocuğu olmak üzere toplam 59 bin 284 çocuk cinsel istismara uğradı. Derneğin bu verileri açıklayacağını duyurmasının ardından, Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilere erişimi kapatarak, gerçeğin üzerini örtmeye çalıştı. 2019 yılı itibariyle Adalet Bakanlığı’nın çocuğa yönelik istismar vakalarına ilişkin verilerine ulaşılamıyor.

Çocuk istismarı verilerini gizleyen Bakanlık, buna kapı aralayan açıklama ya da tartışmalara da müdahil olmadı. Bunun en tipik örneklerinden biri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın internet sitesindeki Dini Kavramlar Sözlüğü'nde yer alan "İslam hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir" ifadeleri oldu. Böylece kız çocuklarının evlendirilmesi ve çocuklara yönelik cinsel istismar saldırı fiili meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Kadın katliamları bakımından da oranlarda sürekli bir yükseliş söz konusu. Resmi olmayan verilere göre; 2016 yılında 289, 2017’de 351, 2018’de 404, 2019’da 422, 2020’de 410 kadın katledilirken 2021’in ilk sekiz ayında katledilen kadın sayısı 225 oldu. Her gün sosyal medya ağlarına, ağırlığını genç kadınların oluşturduğu sayısız kadının kayıp olduğu haber ve ilanları yansıyor. Ve yazık ki bu kadınların bir kısmının günler sonra cinsel saldırıya uğramış cansız bedenlerine ulaşılıyor.

Gelinen aşama, kadın ve LGBTİ+’ların özsavunma haklarını kullanmalarının ve yöntemlerini çeşitlendirmelerinin aciliyetinin de ifadesidir. Böyle olduğu içindir ki kadın ve LGBTİ+’ların özsavunma konusunda gelişimleri, bilgi ve birikimlerini arttırmaları bir temenni olmanın ötesine geçerek örgütlü hale getirilmelidir. Tepkilerimizi sosyal medya ağlarından yansıtan kadınlarla, bunun önemli ama yeterli olmadığından hareketle yan yana gelme, sokakta birlikte mücadele etmenin yollarını oluşturmalıyız. Çünkü, erkek egemen saray faşizmi karşısında konumlanış sokaktan ve saray faşizmine karşı saflaşmadan geçiyor. Sosyalist kadınlar, kadın özgürlük mücadelesinin dayandığı direngen sınırın ötesine geçmesinin, saray faşizmi karşısında saflaştırılmasının birincil dereceden muhatabıdır. Nesnel olarak kadın hareketinin yönü buraya akarken, salt dinamik olan kadın kitleleriyle değil, geniş emekçi kadın kitleleriyle buluşmakta ısrar ve irade öncülük gücünü de ortaya çıkaracaktır. İstanbul Sözleşmesi'nin korsanvari iptali karşısında ısrarla sokağı tutan, barikatları zorlayan, yer yer yıkan kadın ve LGBTİ+’ların karşısında şimdi de, tüm barikatları parçalama ve saray faşizminin karşısında yıkılmaz bir kale oluşturarak savaşma görevi duruyor.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 10 Eylül tarihli 27. sayı Özgür Kadın köşesi.