5 Ağustos 2020 Çarşamba

'Fatmeh için adalet… Bu senin gözlerin için Fatmeh'

Bölge genelinde, kadınlar hükümetlerin var olan kanunları güçlendirmesini, uygulanmasını ve ev içi şiddetten korunmak için yeni korunma uygulamalarının tanıtılmasını talep ediyor.

Pazartesi günü, bu yılki Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, Ayşe Tuğba Arslan bu dünyadaki son yolculuğunu yaptı. Annesinin acı dolu çığlıkları arasında Odunpazarılı kadınlar tarafından gömülmek üzere mezarlığa taşındı.

Pazar günü (24 Kasım 2019-çn), 44 gündür -eski kocasının saldırısı sonucu oluşan- yaralarıyla mücadele ederken yaşamını yitirdi.

Arslan, Yalçın Özalpay'a karşı uzaklaştırma emri çıkartmıştı ancak polis onu bu vahşi saldırıdan korumak konusunda başarısız oldu. Böyle bir saldırıda hayatını kaybeden yalnız o değildi. Sol görüşlü internet sitesi bianet'e göre, Türkiye'de bu yıl şimdiye kadar 300'den fazla kadın öldürüldü. Neredeyse üçte ikisi kocaları ya da eski partnerleri tarafından öldürülürken yüzde 10'u aile üyeleri tarafından öldürüldü. Birçoğunun eski partnerlerine karşı koruma emri vardı.

Kadın hakları grubu Kadın Cinayetlerini Durduracağız'ın yayınladığı çeteleye göre 2019'un ilk 10 ayında 373 kadın öldürüldü. Kadına yönelik şiddet bu yıl Türkiye'de özel olarak ilgi çekiyor, birkaç dehşet verici vaka yıllar içinde dramatik bir şekilde artan bir problem üzerine ışık tutuyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız'a göre 2011'de 121 kadın katledildi. Bu rakam 2018'de 440 iken 2017'de 409'du.

38 yaşında Emine Bulut'un Ağustos ayındaki ölümü ülke genelinde öfke yarattı. Dört yıl önce kocasından boşanmış olan Bulut, orta Anadolu kenti olan Kırıkkale'de 10 yaşındaki kızının önünde bir kafede bıçaklanmıştı. Bulut daha sonra hastanede yaşamını yitirdi. Saldırının ardından Bulut'un kafede kanla kaplı bir şekilde kızına "Ölmek istemiyorum" diye haykırdığı video internette yayınlandı. Ağlayan kızı, "Anne, lütfen ölme" diyordu. Arslan, Bulut ve Türkiye'de katledilen yüzlerce kadın bölgedeki tekil örnekler değil.

ÜRDÜNLÜ KADINLAR EV İÇİ ŞİDDETİN DURMASINI TALEP EDİYOR
Bölge genelinde, kadınlar hükümetlerin var olan kanunları güçlendirmesini, uygulanmasını ve ev içi şiddetten korunmak için yeni korunma uygulamalarının tanıtılmasını talep ediyor. Bu ayın başlarında, 300'den fazla kadın, erkek ve çocuk sağanak yağış altında Ürdün'ün başbakanlık ofisi dışında evde şiddete uğrayan kadınlar için daha iyi sosyal ve yasal korunma talep etmek için toplandı.

Gösterilere, "Allah için bir gözümü bırak ki görebileyim ve çocuklarıma bakabileyim" diye yaptığı umutsuz yalvarmalarına rağmen kocası tarafından gözleri oyulan Jerashlı üç çocuk annesi Fatmeh Abu Akleek'in uğradığı dehşet verici saldırı neden oldu. The Jordan Times'a göre, göstericiler, "Fatmeh için adalet… Bu senin gözlerin için Fatmeh" diye haykırdılar. "Ev içi şiddet mağdurlarının korunması için daha iyi yasalar istiyoruz."

Krallıkta kadın hakları mücadelesi, son yıllarda birçok büyük zafer kazandı; milletvekilleri, 2017 yılında "namus cinayetleri" için hafif cezalar veren ve bir tecavüzcünün kurbanıyla evlendiği takdirde cezadan kurtulmasına izin veren iki tartışmalı yasayı kaldırdı. Ancak Ürdün'ün, diğer ülkeler gibi kadın hakları konusunda alması gereken daha çok yol var.

Ürdün, kadınların vatandaşlıklarını çocuklarına bırakmalarını engelleyen Lübnan, Sudan ve Suudi Arabistan da dahil olmak üzere 20'den fazla ülke arasında**. Bu durum, mültecilerle evli kadınların çocuklarını devletsiz hale getiriyor.

Krallık'ta aile içi şiddete maruz kalan kadınların sayısının belirlemek zor. İstismarın rapor edilmesi durumunda koruma mekanizmaları zayıf. Ürdün Kadın Dayanışma Enstitüsü'ne göre, aile içi şiddetin bir şekline maruz kalan evli kadınların sadece yüzde 19'u yardım istiyor. Ülkede, aile içi şiddetten kaçan bir çok kadın yasal olarak hapsedilebilir. Uluslararası Af Örgütü geçtiğimiz ay bu duruma dikkat çekti: “Kadınların hayatlarını kontrol altına almak ve kişisel özgürlüklerini sınırlandırmak için istismarcı bir erkek 'vesayet' sistemini kullanmayı bırakın."

Krallığın Suçu Önleme Yasası, erkek vasinin izni dışında evde bulunmamak ve evlilik dışı cinsel ilişki yaşamak da dahil olmak üzere valiliklerin kadınları bir çok adli olmayan gerekçelerle hapishaneye göndermesine izin veriyor. Güncel olarak neredeyse 150 kadın idari gözaltında tutuluyor. Uluslararası Af Örgütü, "bulunmama" veya evlilik dışı cinsel ilişkiyle suçlanan ve hapse atılan kadınlarla konuştuğunda, kadınlar istismarcı aile ortamlarından kaçtıklarını açıkladılar. Kızkardeşlik Küreseldir Enstitüsü (SIGI)-Ürdün'e göre, bu yıl şimdiye kadar en az 20 Ürdünlü kadın öldürüldü.

#WEAREISRAAGHRAYEB (HEPİMİZ ISRAA GHRAYEB'İZ)
Komşu ülke Filistin'deki makyaj sanatçısı Israa Ghrayeb'in şok edici ölümü, bu yıl küresel çapta tepkiyle karşılandı. 21 yaşındaki Ghrayeb'in nişanlısıyla çıktığı randevuda videolarını paylaşmasının erkek kardeşini, babasını ve diğer erkek akrabalarını öfkelendirdiği iddia edildi. Söylendiğine göre video Ghrayeb'in kuzeni tarafından görüldü ve aile içinde paylaşıldı. Sadece saatler sonra, Ghrayeb erkek akrabaları tarafından saldırıya uğradı. Hastaneye kaldırılan Ghrayep'in ölmeden hemen önce yaşamak için haykırdığı görüntüleri internete düştü. Sözde "namus" cinayeti sonrasında Filistin'de katledilen kadınlar için eylemciler, modası geçmiş bir hukuk sistemine dikkat çekti, yetkilileri toplumsal cinsiyete dayalı şiddetten korunmaya çağırdı.

Arap Barometresi Araştırma Ağı tarafından BBC News Arabic için yapılan 2019 anketi, namus cinayetlerinin Cezayir'in yüzde 27, Fas'ın yüzde 25'i, Sudan'ın yüzde 14'ü, Ürdün'ün yüzde 21'i ve Tunus, Lübnan ve Filistinliler'in yüzde 8'i tarafından kabul edilebilir olduğunu gösterdi.

KADINLARIN SESİ DEVRİMDİR
Kadınlar, bölgedeki köklü yöneticilere ve siyasi elitlere karşı benzeri görülmemiş protestoların yılı boyunca merkezinde yer aldı. Sudanlı kadınlar, Nisan ayında eski diktatör Ömer el-Beşir'i deviren kitlesel protesto hareketi sırasında merkezi bir konumdaydı. Protestolara katılan kadınlar, göz yaşartıcı gaz ve gerçek merminin yanı sıra güvenlik güçlerinden cinsel tacizle karşı karşıya kaldıklarını bildirdi.

Beşir rejiminin izleri arasında Sudanlı kadınlar hala kadınların kamu düzeni yasası altında gördüğü adaletsizliği devirmeyi ümit ediyorlar. Kadınlar "toplum ahlakı için müstehcen ya da tartışmalı" giyindikleri takdirde kırbaçla ya da para cezasıyla cezalandırılıyor. Pantolonlar ve diz boyundaki etekler de bu "müstehcen" kıyafetlere dahil.

Yasalar, alkollü işçi yapmak ve özel partilerde dans etmek de dahil olmak üzere "uygunsuz" davranışlar için tüm cinsiyetleri hedef alsa da, kadınlar orantısız şekilde etkileniyor. Her yıl binlerce kadın kırbaçlanıyor. Beşir'in devrilmesinden sonra, kadınlar sivil yönetim için çağrı yapan kitlesel protestolara katılmaya devam etti. Bu gösterilerin en büyüğü, 120'den fazla kişinin vahşice katledilmesiyle sonuçlanan Khartoum'daki ordu genel komutanlığı önündeki bir haftalık oturma eylemi oldu. Oturma eylemi katliamı sırasında, onlarca kadın ve erkeğin paramiliter güçler tarafından tecavüze uğradığı iddia edildi. Saldırı sonrası birçok kadının ise intihar sonucu öldüğü kaydedildi.

Kadınlar Cezayir, Irak ve Lübnan'da da benzer bir şekilde sokaklara çıktı. Irak'taki kitlesel yolsuzlukla mücadele hareketinde çok sayıda yüksek profilli katılımcı gizemli kaçırılmalara maruz kaldı. Aralarından Saba al-Mahdawi, bu ayın başlarında başkent Bağdat'ta kaçırıldı. Aktivistler Mahdawi'nin geçtiğimiz yıl Irak'ta bir çok kadını öldüren radikal milisler tarafından kaçırılmış olmasından korkuyor. İnsan hakları aktivisti Souad el-Ali, güzellik uzmanları Rafif el-Yassiri ve Rasha el-Hassan ve sosyal medya yıldızı Tara Fares, geçen yıl şüpheli bir şekilde öldürülmüştü.

HAK SAVUNUCULARI HAPSEDİLDİ, İŞKENCE GÖRDÜ
Suudi Arabistan'ın getirdiği son reformlar, aşırı muhafazakar krallıkta kadınların hakları için bir parça umut veriyor. Geçtiğimiz yıl, onlarca yıl süren mücadelenin ardından kadınlar sonunda araç kullanma hakkını edindiler. Bu yıl, Suudi Arabistan erkek vasilik yasalarını esnetti ve 21 yaşının üzerindeki kadınların yurtdışına vasi olmadan seyahat etmelerine izin verdi.

Ancak Velihat Mohammad bin Salman uluslararası övgülerden faydalanırken, değişim için mücadele eden kadınların onlarca yıl hapishanelerde çürümesini tartışan muhalifler tarafından reformlar çarpıtıldı. Suudi Arabistan geçtiğimiz yıl 11 kadın hakları aktivistini tutukladı. 11 kadının hepsinin, Af Örgütü tarafından "düzmece" olarak adlandırılan davaları sürerken beşi hala tutuklu. Kadınların birçoğu cezaevindeyken tecavüz tehditleri de dahil olmak üzere işkence ve cinsel tacizle karşı karşıya olduğunu iddia ediyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'ndeki deneyimli kadın hakları araştırmacısı Rothna Begum, "Suudi yetkililerin bir yandan reformlar gerçekleştirerek bir yandan o reformlar için mücadele eden kadınları hapsetmesi maskaralığı artık devam etmemeli. Suudi yetkililer bir an önce bu kadınları serbest bırakmalı ve haklarındaki suçlamaları düşürmelidir” dedi.

* Mel Plant'ın The New Arab'ta yayınlanan "'I don't want to die': MENA women are still waiting for the elimination of violence" başlıklı makalesini Fatma Edemen ETHA için çevirdi. Başlık tarafımızdan değiştirildi.
** Bu yasaya göre, mültecilerle evlenen kadınların çocukları, mensubu oldukları ülkenin vatandaşı olamıyor. (çn)