Merz'ın 'göç sorunu' ve Collien Fernandes vakası
Fernandes'in yüzü, "deepfake" adı verilen, yüz ve sesleri manipüle eden yapay zekâ videolarında bilgisi dışında kullanılmış ve bu şekilde erkeklerin cinsel tatmini için internette yayılmıştı. Fernandes kamuoyuna şu sözlerle çıktı: "Dijital olarak tecavüze uğradım – yıllarca bedenim elimden çalındı."
Almanya'da on binlerce kadın, dijital alandaki ataerkil şiddete karşı sokakları doldururken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu fırsatı kadınlara yönelik şiddeti yeniden ırkçı propagandasıyla araçsallaştırmak için kullandı. Bunun ardından, Başbakan'a yönelik geçmişteki benzer açıklamaları nedeniyle halktan geniş bir kesimden eleştiri dalgası yükseldi.
Tartışmanın fitilini ateşleyen olay, Alman televizyon sunucusu ve oyuncu Collien Fernandes'in ataerkil şiddeti kamuoyuyla paylaşmasıyla başladı. Fernandes, Mart 2026'da boşandığı Christian Ulmen'e karşı Palma Bölge Mahkemesi'nde "kimlik hırsızlığı, bedensel zarar verme ve kamuya açık hakaret" suçlamalarıyla dava açtığını duyurdu. Fernandes, kısa süre sonra sosyal medyada kendi deneyimlerini paylaşarak dijital cinsel şiddetin derinliklerine dair açıklamalarda bulundu. Ulmen'in on yılı aşkın bir süre boyunca sahte tanışma profilleri, sahte fotoğraflar ve Fernandes'in kimliğiyle hazırlanmış pornografik videolar yarattığını ve yayımladığını bildirdi. Fernandes'in yüzü, "deepfake" adı verilen, yüz ve sesleri manipüle eden yapay zekâ videolarında bilgisi dışında kullanılmış ve bu şekilde erkeklerin cinsel tatmini için internette yayılmıştı. Fernandes kamuoyuna şu sözlerle çıktı: "Dijital olarak tecavüze uğradım – yıllarca bedenim elimden çalındı."
Bu açıklama, yalnızca Almanya'da binlerce kadının sokaklara dökülmesine, ataerkil şiddetin sona erdirilmesi ve hükümetten dijital ataerkil şiddete dair yeni bir suç maddesi getirilmesi talebinde bulunmalarına neden olmakla kalmadı; aynı zamanda Bundestag'da da yankı buldu. Fernandes vakası, yalnızca birkaç gün sonra, cinselleştirilmiş görsel şiddetin cezai yaptırımı üzerine yapılan bir Genel Kurul tartışmasının temeli oldu. Tartışma sırasında, Başbakan Friedrich Merz'den de kadınlara yönelik şiddet ve yasal düzenlemelerin sıkılaştırılması konularında görüş bildirmesi istendi.
Merz, her zamanki söylem tarzıyla yanıt vererek, "İster dijital ister fiziksel alanda olsun, şu anda patlayan bir şiddet görüyoruz. Ve o zaman açıkça söylemeliyiz ki, bu şiddetin önemli bir kısmı Almanya'ya göç eden gruplardan geliyor" dedi. Oysa bu açıklamanın mantıksızlığı çok net. Çünkü bu tartışmanın doğmasına neden olan fail, beyaz Alman vatandaşı Christian Ulmen'dir. "İthal edilmiş ataerkil şiddet" propagandası, Bundestag'da Merz tarafından ilk kez dile getirilmedi. 2025 sonbaharında da Merz, göçmenlerin yalnızca şehir manzarasında bir sorun teşkil etmediğini, onların geri gönderilmesinin Almanya'nın "kızlarını" ataerkil şiddetten koruyacağını iddia etmişti.
Federal Kriminal Dairesi'nin (BKA) istatistikleri ve araştırma kurumları ile üniversitelerin fail profillerinde menşe ülke rolünü inceleyen verileri karmaşık bir tablo çiziyor. Burjuva devletin tüm kurumlarında erkek egemenliğini güvence altına alan ataerkil sistem, şiddete maruz kalan kadınlar için korku ve güvensizlik kültürü yaratıyor. Burjuva mahkemelerinin "masumiyet karinesi", çoğu failin cezasız kalmasına neden olurken; kadınlar, davalar sırasında giyim tarzları ya da açık bir reddin olmaması gerekçesiyle kısmen suçlanıyor. Bu koşullar, yalnızca %5–10 oranında bildirilen vakalar nedeniyle, yüksek bir karanlık sayı (Dunkelziffer) oluşturuyor ve veri toplanmasını güçleştiriyor. Üstelik şikâyetle birlikte bile bu vakaların incelenmesi garanti edilmiyor.
Buna rağmen, Münih Üniversitesi'ne bağlı Ekonomik Araştırma Enstitüsü'nün 2018–2023 yılları arasındaki analizine göre, göçmenler Almanya'daki genel suç oranını artırmıyor. Bunun yerine göçmenlerin bu tür istatistiklerde orantısız biçimde sorgulandığı ve verilerinin aşırı şekilde dâhil edildiği belirtiliyor. Sosyoekonomik etkenler, egemen ideolojiyi desteklemeye yaradığı ölçüde bu istatistiklerde dışlanıyor. Sınır kapatmalarını hızlandırmayı ve son yıllarda defalarca sınır dışı işlemlerini kolaylaştıran yasaları geçirmeyi görev bilen bir devletin, kamuya açık istatistiklerinde de göçmenleri düşman ilan etmeye çalışması şaşırtıcı değil. Avrupa'da güçlenen faşizm ve artan sağa kayışla birlikte, "resmî analiz" kisvesi altındaki bu tek yönlü anlatı, halkın ruh halini etkilemenin kolay bir aracına dönüştt— tıpkı Başbakan'ın bu tartışma sırasındaki rahatsız edici ifadelerinde olduğu gibi.
Toplanan verilere göre, cinsiyete dayalı şiddet istatistiklerinin ortaya koyduğu şey nettir: Fail profillerinin ortak özelliği, %92'den fazlasının erkek olmasıdır. Aile içi şiddet faillerinin yarısından fazlası (eski) partnerlerdir ve %50'den fazlası daha önce de sabıkalıdır. Merz'in, mevcut araştırma sonuçlarına rağmen bu kadar açık sözlerle konuşması amacını gözler önüne seriyor: Toplumun ortasına sahte bir düşman yerleştirmeyi hedefleyen ırkçı bir propaganda. Bu, egemenlerin en eski yöntemlerinden biri — kadınları şiddetin gerçek nedenine ve bu şiddeti sürdüren kurumlara karşı harekete geçmekten alıkoyar. Fakat aynı zamanda, Avrupa genelinde burjuva ve faşist partilerin sınır dışı yasaları, sınır kapatmaları ve toplumsal kutuplaşmalar gibi gerici politikalarına zemin hazırlayan derinlemesine yerleşmiş bir propagandadır. Kadınları ve göçmenleri egemenlerin oyuncağına dönüştüren bu söylem, iki tarafı da öldüren bir politikadır.
Burada kimin hangi çıkarın peşinde olduğu ise ortadadır.