16 Ocak 2021 Cumartesi

Faşizm özgürlük saflaşması

Sosyalist gençliğin Saray rejimi tarafından bilinçli olarak hedef gösterilmesi hafife alınmamalıdır. Faşist Saray rejimi bu yolla hareketin en devrimci damarını etkisizleştirmeyi amaçlıyor ve geri bilinçlere etki ederek direnişçi kitleler ile gençliğin devrimci öncüsünü ayrıştırmak istiyor. Sosyalist gençliğin sürdürdüğü tarihsel haklılık bilinci, fiili-meşru ve militan mücadele çizgisindeki ısrarı, etki alanını güçlendirdiği ölçüde bu kuşatmayı parçalayacak, kitlenin bilincine devrimci müdahalede bulunacaktır.

Gençlik hareketi yeni kavga yılını, yeni bir direniş mevzisi oluşturarak karşıladı. Boğaziçi Üniversitesi'nde "Kayyum rektör istemiyoruz" sloganıyla başlayan eylem, çok açık ki bir özgürlük direnişidir. Faşist Saray rejiminin üniversiteler üzerindeki hegemonyasını derinleştirme çabaları karşısında, binlerce üniversiteli kitlesel ve eylemli bir itiraz durumunda. Bu itirazlar, şimdilik binlerle ifade ediliyor olsa da kayyum rektör karşıtı direniş, faşist Saray rejimine karşı olan tüm üniversitelilerin politik öfkesiyle bütünleşme olanağını içinde taşıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nin direnişi, gençliğin politik özgürlük eksenindeki güncel kavga alanı olarak kabul edilmelidir.

Gençlik hareketinin son yıllardaki deneyimi, üniversitenin özgürlüğünü ve söz, yetki, karar hakkını merkezine alan kayyum rektörlere karşı mücadelenin, kitlesel ve sürükleyici dinamik bir güç olarak öne çıktığına işaret ediyor. İstanbul Üniversitesi'nde kayyum rektör Mahmut Ak, ODTÜ'de ise Verşan Kök'e karşı gerçekleşen direnişler, kısa sürede kendi üniversitelerinin sınırını aşmış ve gençliğin özgürlük talebiyle birleşerek faşist Saray rejimi ile gençlik arasındaki çelişkiyi derinleştirmişti. Bugün ise Boğaziçi Üniversitesi'nin kayyum rektörü Melih Bulu'ya karşı başlayan direniş, benzer bir misyonu üzerine almış bulunuyor.

Faşist Saray rejiminin hareket tarzı gösteriyor ki, kayyum rektöre karşı direnişin içerisinde taşıdığı devrimci politik imkanlar egemenlerce de erken fark edilmiştir. Bu duruma uygun konumlanan faşist şeflik rejiminin zaman kaybetmeksizin karşı saldırıya girişmesi bu yüzdendir. Gençliğin eylem kararlılığını direniş alanına saldırarak çözemeyen faşizm, ev baskınları hamlesiyle hareketin devrimci öncülerini gözaltına almış ve polis operasyonlarını tam bir şiddet gösterisine dönüştürmüştür. Gözaltındaki üniversitelilere yönelik çıplak arama ve işkence saldırıları, öncülerin iradesini sert saldırılarla kırma çizgisinin devamıdır. Üniversite kapısına vurulan kelepçe ise faşist Saray rejiminin, ideolojik dünyasının ve politik hedeflerinin yalın bir özetidir.

Faşist saray rejiminin sözcüleri de, direnişin ilk gününde yaptıkları açıklamalarla kalkan düşürmeyeceklerini gösteriyorlar. "Gestapo şefi" Süleyman Soylu'nun, "Polisin arkasındayız" mesajı, Şamil Tayyar'ın sosyal medyada paylaştığı işkence fotoğrafları ve Saray sözcüsünün "Akademik özgürlüğe saldırı yok" yalanı, direnişin sürdüğü her koşulda daha sert çarpışmalar yaşanacağının ilanıdır. Saray medyası ise sahibinin sözünü söylemeye çoktan başlamıştır.

Devrimci gençlik hareketi, fiili meşru direnişi sürdürme, mücadeleyi farklı araçlarla çeşitlendirme ve eylemleri yaygınlaştırma çizgisinde ilerliyor. Bu çizginin devrimci gençlik hareketini yeni bir merhaleye taşıması ve direnişi kazanımla sonuçlandırabilmesi için oldukça güçlü olanaklar mevcut. Henüz daha ilk evrelerinde olan kayyum karşıtı direnişin ayırt edici niteliklerini, devrimci imkanlarını ve çözmekle karşı karşıya olduğu olası engelleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

- Boğaziçi Üniversitesi direnişinin odak noktası, kayyum saldırısına muhalefet değil kayyum saldırısının geri püskürtülmesidir. Üniversitelilerin Saray rektörlerine karşı mücadelesinde açığa çıkan, "Rektör gidecek, biz kalıyoruz" sloganı, Boğaziçi Üniversitesi direnişinin tutunacağı temel paroladır. Daha önceki mücadele deneyimleri göstermiştir ki, tüm kitleselliğine ve militanlığına rağmen kazanım olmadığı sürece gençlik hareketi yeni bir sürecin kapısını aralamakta zorluk çekiyor. Ayrıca görmek gerekir ki, faşist Saray rejimi bugün çok daha kapsamlı bir kuşatma altındadır ve üniversitelilerin direnişi bu çarpışmayı kazanabilecek hareket kapasitesine sahiptir. Daha önemlisi gençlik hareketinin direnmek kadar kazanmaya da ihtiyacı vardır. Toplumun farklı kesimleriyle birleşerek ilerleyebilecek gençliğin militan eylemi kazandıkça, yeni eşikleri zorlayacaktır.

- Kayyum rektöre karşı verilen direnişin başarısı, bu mücadelenin her aşamasının koparıp alma görüş açısıyla örgütlenmesi, kitlesel militanlık tarzının korunması ve hareketin yeni aşamalara geçmekte zorlandığı her durumda öncü sorumluluk üstlenilmesi demektir. En geniş gençlik örgütleri toplamının yer aldığı böylesi direniş süreçlerine her öznenin kendi görüş açısı ve sınırlarıyla yaklaşacağı düşünülürse sosyalist gençliğin ve onun en temel birleşik ittifak güçlerinin oynayacağı önderlik rolü, sürecin zaferle sonuçlanmasında belirleyici olacaktır.

- Faşist saray rejiminin öncelikli hedefi, direniş alanının dağıtılmasıdır. Bu amaçla polis zoru başta olmak üzere karşıdevrimci saldırganlık yoğunlaşacaktır. Faşist şefin eylem yasağı kararı da bu kapsamdadır. Üniversitelilerin ilk saldırı dalgasını göğüslemiş olması, önemli bir kazanım olarak kaydedilmelidir. İlerleyen günlerde daha sert çarpışmaların yaşanılacağı öngörüldüğünde polis karşısında militanlık ve siyasi kararlılığın sürdürülmesi direnişin geleceğini belirleyecektir.

- Faşist Saray rejimi, karşı saldırılar yoluyla, geri bilinçleri teslim almak ve direniş saflarını parçalamak istiyor. Kimi üniversite toplulukları ve öğrenci temsilciler kurulunun, "Eylem amacından saptı" açıklaması, uzlaşmacı çizginin ilk işaretleridir. Bazı gençlik örgütlerinin, gözaltı saldırısının ardından yasallık çizgisindeki savunma pozisyonu ise direnişin haklılığına güç vermekten uzaktır.

- Sosyalist gençliğin Saray rejimi tarafından bilinçli olarak hedef gösterilmesi hafife alınmamalıdır. Faşist Saray rejimi bu yolla hareketin en devrimci damarını etkisizleştirmeyi amaçlıyor ve geri bilinçlere etki ederek direnişçi kitleler ile gençliğin devrimci öncüsünü ayrıştırmak istiyor. Sosyalist gençliğin sürdürdüğü tarihsel haklılık bilinci, fiili-meşru ve militan mücadele çizgisindeki ısrarı, etki alanını güçlendirdiği ölçüde bu kuşatmayı parçalayacak, kitlenin bilincine devrimci müdahalede bulunacaktır.

- Kayyum rektöre karşı mücadelenin aynı zamanda gençliğin faşist Saray rejimine karşı özgürlük mücadelesi olduğu bilinciyle yaygınlaşan eylemler ve büyüyen üniversiteler arası devrimci dayanışma, Boğaziçi Üniversitesi direnişinin en önemli güç kaynağı olacaktır. Üniversite önündeki direniş alanına gelen farklı üniversitelerden öğrencilerin devrimci tutumu, bu dayanışmanın ilk örnekleridir. Saray rektörlerine karşı direnişin bir diğer merkezi olan ODTÜ öğrencileri de, bu direnişi eylemleriyle büyüteceklerini duyurmuştur. Üniversitelerden başlayarak sokaklara doğru genişleyen her eylem, Boğaziçi Üniversitesi'nin direnişine kuvvet katacaktır. Sürekliliği sağlanmış eylemlilikler dizisi, koparıp almanın temel anahtarıdır.

- Boğaziçi Üniversitesi önünde haklarını almak için direnişlerini sürdüren BİMEKS işçileri ile üniversitelilerin birleşik hareketi oldukça önemlidir. Özgürlük talebiyle hak talepli emek mücadelesinin birlikteliği uzunca bir süredir kendi kulvarlarında ilerleyen sınıf hareketi ile gençlik hareketinin buluşması için fırsattır. Direnişin ilk günleri göstermiştir ki, bu birlikteliğin yaratacağı devrimci enerji umut vericidir. Emekçilerin, gençlikle omuz omuza yürümesi, üniversitenin neoliberal dönüşümüne karşı da önemli bir karşı koyuş pratiği olacaktır.

- Faşist saray rejiminin yoğun baskısı altında bulunan ve ihraç saldırılarıyla ağır yaralar alan akademinin özgürlük mücadelesi, kayyum rektöre sırtını dönerek baş eğmeyeceğini bir kez daha göstermiştir. Bir sonraki adım, Barış Akademisyenleri ve KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin katılımıyla faşist Saray rejimine karşı daha geniş bir özgürlük birlikteliğinin yaratılmasıdır. Öyle ki Boğaziçi Üniversitesi'nin kayyum rektöre direnişi, faşist Saray rejimine karşı üniversitenin özgürlüğü ve söz, yetki, karar hakkının savunulması mücadelesi olarak gelişmektedir.

Boğaziçi Üniversitesi direnişinin politik mahiyeti şimdiden üniversitenin sınırlarını aşmış, demokratik akademik taleplerin ötesine geçerek faşizm-özgürlük saflaşmasına dönüşmüştür. Faşist şeflik rejiminin, devrimci gençliğin "Katil polis" sloganından duyduğu rahatsızlık sebepsiz değildir. Bu slogan, Gezi'de görüldüğü gibi, özgürlük için sokağa çıkanların en temel haykırışı olmuştur ve olacaktır. Devrimci, demokratik kitle hareketi için zaman, devrimci gençliğin, "Katil polis" sloganını, devrimci gençlik hareketiyle kol kola girerek haykırma zamanıdır.

Lenin, daha büyük mücadelelerin arifesi sayılan ve daha gelişkin devrimci süreçlerin habercisi olan kavga deneyimlerinin ardından şöyle söylüyordu: "Fırtına daha da şiddetli essin, hava daha da hiddetlensin." Devrimci gençlik hareketi ise bu gerçeği kendi kavga pratiğinin içerisinde, "Bak işte yaklaşıyor fırtına" diyerek ezgileştirdi. Her ikisinin işareti ise aynı yöneydi: Yürüyelim…

* Atılım Gazetesi'nin 8 Ocak tarihli 460. sayı başyazısı.