4 Ağustos 2020 Salı

Efe Dağlı yazdı: Şeyh Said'i anmak

HDP'nin Şeyh Said'i anması iki politik merkezde ve onların mücavir alanındaki isimlerde hoşnutsuzluk yarattı. Emekçi sol saflarda yer alan ancak Kemalizmle duygusal-düşünsel bağını koparamayanlar da durumdan hoşnut değil öte yandan. Bu mızmızlık ve homurdanma yeni değil, daha Şeyh Said isyanı esnasında da Kemalizmi destekleyen TKP, bilinen bütün isimleriyle birlikte bu isyanı reddediyor, lanetliyordu.

CHP'nin muradı, HDP'nin onun takdime-kopyasına dönen bir siyasal forma bürünmesi ve bu yolla zaman içinden asimile etmek.

AKP'nin muradı da HDP'nin bir tür CHP'ye dönerek Kürdistan'da konum, kitle, itibar kaybına uğraması ve kendisinin en esaslı politik rakibi olmaktan çıkması. Onu seküler darlığa hapsederek ve devlet dinine dönüştürülmeye çalışılan İslamı tekeline alarak AKP, HDP'yi o tür bir siyasal uçurumdan itmeyi strateji haline getirdi.

HDP'nin Şeyh Said'i anması bu nedenle iki politik merkezde ve onların  mücavir alanındaki isimlerde hoşnutsuzluk yarattı. Emekçi sol saflarda yer alan ancak Kemalizmle duygusal-düşünsel bağını koparamayanlar da durumdan hoşnut değil öte yandan. Bu mızmızlık ve homurdanma yeni değil, daha Şeyh Said isyanı esnasında da Kemalizmi destekleyen TKP, bilinen bütün isimleriyle birlikte bu isyanı reddediyor, lanetliyordu.

Herhangi bir halkçı karakteri bulunmayan, aydınlanmacı despotluğu hayal edinen Kemalist cumhuriyetin etnisiteyi, farklı inançları ve düşünceleri reddeden ulus devlet pratiğine ilk esaslı itirazın adıydı Şeyh Said isyanı.

Kemalizmin üç esaslı hedefi vardı: Sosyalizm, devlet dinine dönüştürülen İslama karşı devletten bağımsız olarak dini yaşamak isteyen dindarlar ve Kürtler.

Hemen kaydetmek gerek. Kemalist proje Kürtlere "Kürt" oldukları için değil, Türk ulus devlet sisteminde bulunmaya itirazlarını ulusal özgürlük duygusu-bilinciyle yaptıkları için acımasızca karşıydı. Ulus devlet projesi, sonraki yıllardaki "Vatandaş Türkçe konuş" kampanyaları sadece Kürtleri değil, Çerkesleri ve diğer ulusal topluluklarla inançları da hedef alıyordu. Fakat orada bile şu nüans vardı: Çerkesçe konuşan bir vatandaş bir kuruş ceza ödüyorsa Kürt on kuruş ödüyordu oransal bakımdan, zira Kürt ve onun ulusal emelleri öncelikli ve yakın tehditti.

CHP'nin etki alanındaki kimi isimler şu sıralar Recep Peker isimli Hitler ve Mussolini hayranı, Kürt düşmanı yeminli faşisti pek övüyorlar. O Recep Peker, Şeyh Said'in isyanına sert davranmadığı için Fethi Okyar hükümetini protesto ederek istifa eden biridir. İsmet İnönü de, tam o sırada F. Okyar hükümeti yerine kendi hükümetini kurarak Şeyh Said isyanına karşı "gereğini" yapan isimdir. Bütün Kürt isyanlarında kendisinin "tadil ve tedip" hedefli "emeği" vardır ve bu emek Zilan gibi derelerin kan akması biçimindedir.

Şeyh Said isyanı Takrir-i Sükun Yasası ve İstiklal Mahkemeleri ile yanıtlandı ve 29 Haziran1925'te Şeyh Said ve arkadaşları idam edildi. Sembollerle iş görmeyi seven Cumhuriyet, onlarca yıl sonra yine bir yine bir 29 Haziran'da ve yine idam kararı verdiğinde aradan geçen 74 yıla karşın esasen hiç değişmediğini de ilan etmiş oluyordu.

HDP, rejimi hem ‘ulus' hem ‘din' bağlamlarıyla önce eleştiri silahına ve sonra silahlı eleştiriye tabi tutan Şeyh Said'i kendi yeni yaşam perspektifi doğrultusunda anarak o üçüncü yol seçeneğini hatırlatmış oldu. Zira o tür anmalarda sosyalizm mücadelesinde yer alan isimler gibi farklı yaşam tarzlarına hukuki teminat çağrı ve çabasında pek çok örnekte rastlanmıştı.

Türkiye'deki devletçi İslamcıların ortak yanı milliyetçiliğin onlarda kişilik özelliğine dönüşmesidir. Cemaat şebekesi liderinin bütün hikayesi bu olduğu gibi İskenderpaşa'dan Ziya Paşa'cılara bütün teşekkül ve gruplar her şeyden önce devlete ve milliyetçiliğe iman etmiştir. Bu da kendisini Kürt karşıtlığıyla dışa vurur. Hatta Müslüman Kürtler, İslamda kavim-milliyet vurgusu olmadığıyla eleştirirlerdi. Bütün kavimlerin-milletlerin birbirine eşit olduğu vurgusunu Türklük merkezli kavrayan ve neredeyse Türkleri "seçilmiş millet" sayan bu anlayışlara karşı Kürtlerin de hakları olduğu, bütün milletlerle eşit hakları bulunduğu, herkese hak olanın onlara da hak olduğu ve bunun mesela bir Kürdistan'ı tesis etmeyi de kapsadığı itirazı katlanılmaz geliyor. Tam o anda diller o bildik faşist delhizlerden çıkarılan kelimelere müracaat ediveriyor.

Hülasa konu Kürtler olunca rejimle türlü biçimlerde alışverişi bulunan sağ sol, İslamcı seküler bütün kesimler çabucak hiza alıyor ve aynı hızla birbirini andırıyor.

Derdimiz Marks'ın deyişiyle, kendisini kurt sanan kuzularla kuzu kılığındaki Kürtleri hatırlatmak yahut iyiler-kötüler ayrımı yapmak değil. Sinik bir "Hepsi birbirinin aynı, uzak durmalı" konformizmi olmadığı gibi. Hangi varyantıyla karşılaşırsak karşılaşalım rejimin ideolojik ve politik kabullenmelerini değişmez veri sayan bütün politik muhataplar bu defa Şeyh Said vesilesiyle değinilen bakış açısının çeşitlemeleridir. Üstelik hepsi hangi kılıkta olursa olsunlar, en nihayet kendi tabiatlarına göre davranmaktadır.

Bunu hatırda tutmak, rejim ile türlü biçimlerde teması kaçınılmaz kılan pratik politikayı beklentiler, iyimserlikler, kötümserlikler, öfkeler üzerinden kurmayı külliyen reddedip her halükarda kendi gücünü büyütmeyi, ancak ve yalnızca o sayede büyük harfli siyaset masasında oyun kurucu olarak yer almanın mümkün olduğu bilincini diri tutacaktır.

Gadre uğrayan, yoksulluğa mahkum edilen, hakları elinden alınan; kimliği, inancı, yaşam tarzı hasebiyle ayrımcılığa tabi tutulan bütün ezilenlerin doğal siyasal adresine dönmeyi başaran bir siyasal özgürlük mücadelesi düzenin bütün etkilerinden azada üçüncü cephenin nihayet galebe çalması demektir. Tek adamın veya silahlı-silahsız özgürlüğe açılan bir halk cumhuriyeti mi; bu soru üzerine bina edilecek dönem stratejisi yeni yeni yüz binlerle, milyonlarla buluşmanın yolunu açacaktır.