16 Temmuz 2020 Perşembe

Efe Dağlı yazdı: Sapır sapır dökülüyorlar

Tam "Z kuşağı" deniliyordu ki "Gençler AKP'den nefret ediyor" deyiverdiler. Bütün kapılar gençliğe açılıyor, gençliğin doğal-olağan isyan duygusuna. O enerjiyi siyasal özgürlük mücadelesiyle buluşturmak, sömürgeci sembollerden birini daha devrilmesi, yıkılması anlamı taşıyacaktır. 

Sapır sapır dökülmek bu olsa gerek. İdeolojik hegemonyasını çoktandır kaybeden AKP-MHP ittifakı elini neye atsa kuruyor, bereketi kaçıyor ve sonuçta işleri yüzüne gözüne bulaştırıyor.

Tam "Z kuşağı" deniliyordu ki "Gençler AKP'den nefret ediyor" deyiverdiler. AKP'ye ne denli bağlı olduğunu ispat için her programı kendini kanıtlama imtihanına çeviren bir genç AKP idarecisi Cemaat şebekesiyle işbirliğini üstlenirken bir de stratejiyi açıkladı; Cemaat şebekesi ile Ergenekoncuları birbirine kırdırarak yol almışlar.

Şaşırtıcı değil. Bu bir devlet refleksidir. Kullanır ve atar. Günün birinde AKP de bunu yaşayacaktır. Birini diğerine kırdırma stratejisi 12 Eylül'e giden yolda devrimcilerle sivil faşist güruhları birbiriyle çatıştırmada "tarafsız devlet" imajını yaratmak için de kullanıldı.

Peki HDP'nin 400'e yakın binasının çok kısa bir zamanda tahrip edildiği günleri hatırlayalım. O vakitler de MHP ile HDP'yi çatıştırma ve "en makul-sağduyulu adres" olarak kendisini öne çıkaran da AKP'ydi. Hakeza bazı entelektüelleri yıllarca kendisini meşrulaştırmak için ideolojik hegemonya için fiili ittifak yaparak, onların Kemalist despotizme eleştirilerinden faydalanıp kendilerini Ergenekoncuların hedefi haline getirme taktiği de böyle işledi. HDP geleneğinin MHP ile çatışma kurgusunu boşa çıkarmaları kuşkusuz körükleyicileri memnun etmemiştir.

Pek çok kişiyi usandıran, örgütsüz bireyleri canından bezdiren sosyal medya terörünün odağı niteliğindeki yedi binden fazla Twitter hesabının kapatılması da AKP'nin darmadağın itibarını kalıcı biçimde sona erdirdi. 'Yeşil top' gülünçlüğü de bu arada son buldu. "Erdemliler" hareketinin her tür terbiyesizliğin ve küfrün muhaliflere savrulduğu linç merkezine dönmüş olması apaçık bir yozlaşma ve tükenme halidir.

Daha iyi anlaşılan nafile çabalardan biri de HDP'yi şeytanlaştırma faaliyetidir. Hiçbir durumda seçim barajına takılmayan HDP'ye, aynı zamanda İstanbul'u kaybetmenin de bedeli ödetilmek isteniyor. Giderek, halkta, üstelik HDP'ye mesafeli kesimlerde dahi "bu kadar da olmaz" hissine yol açan bu siyaseten imha konsepti günden güne anlamsızlaşıyor. Bu gibi durumlarda açık hedef haline gelme ve fiili saldırılara muhatap olma halleri daha önce görüldü. Türkiye'de istisnalar bir yana, bu gibi saldırılar kendiliğinden olmamıştır, olmayacaktır.

Tam bu ortamda onlarca uçak ve birkaç tabur komanda ile girişilen hava ve kara harekatları anlık sonuçlar alma kapasitesinden dahi yoksun. Tarihsel ve siyasal sorunları askeri tedbirlerle sönümlendirmek imkansız. Dünya deneyimleri ve bu mücadelenin stratejik-taktik evreleri bize bitmek, yıkılmak bir yana, her durumda yeniden ve daha fazla imkan bulan direniş hareketleri pratiklerini gösterir.

Sembol ismini "Ademe mahkum etme" ve Kürdistan özgürlük hareketini imha hedefi de sonuç almadı. Yanı başındaki İdlib'e bakınca orada da işlerin sarpa sardığına kuşku yok. Libya'da, tıpkı Suriye iç savaşının ilk yıllarındaki gibi zafer ajitasyonu dolaşımda ancak orada da kısa zamanda denklem değişebilir. Bu arada Rusya ile iyi ilişkilerin de sonuna gelindi. Esaslı kırılmalar kapıda. Tekrar ABD ile iyi-sürdürülebilir ilişki kurma çabaları hakim oldu.

Türkiye siyaset esnafı diyalektikten bihaber olduğu için toplumsal yaşamı durağan sanıyor ve bununla istediği zaman oynayabileceğini, geçmişte  sonuç veren taktiklerin yine işleyeceğini sanıyor. Bu kapalı devre, aşırı ölçüde kendisine dönmüş hareket mantığı işlemediği gibi iktidarı iç ihtilaflara sürüklüyor. AKP türü partiler sadece işler iyiyse mutluluk vardır, dağıtılacak rant ve alınacak yeni oy, ele geçirilecek bir alan kalmadığında, sınırlarına dayanan bu partiler içten içe kaynar ve nihayet çatlar.

İYİ'yi yok saydılar ama o parti kendi yolunu açtı, pazarlık gücü kazandı. Gelecek Partisi ve Deva Partisi'yse, kitle gücünden önce açıklama, ifşaat ve 'bildiklerini anlatma' vaatleri nedeniyle ilgi gördü. Saklanmaya çalışılan ne varsa birer ikişer yüzeye vuracak, pek çok skandal ortalığa saçılacak ve iyice düşecektir.

Muhkem bir AKP de yok, kliklerin rekabeti, rant alanı azaldıkça şiddetleniyor. Birbirlerini teşhir ediyorlar. Çok çalıştığı halde ranttan yararlanamadığına inananlar, rant sahiplerine ateş püskürüyor. Kim daha cesur, kim daha Reisçi, seviye ve ihtiraslı saflaşmalar bu mücavir alanda şekilleniyor.

Akraba, eş dost kayırmacılığı, oligarşi görünümü veren atamalar ve otoriter despotluğun adliye-polis marifetiyle topluma hükmetme çabası, sona ermekte olan bütün sınıflı iktidarların müşterek noktasıdır. AKP'nin göklere çıkardığı ve öyle olmaya zorladığı II. Abdülhamit döneminin bitişi de bu tür kayırmacılıkla iç içeydi. Şerif Mardin, başhiş-rüşvet-irtikab düzenine karşı ilk itirazı yükselten öğrencilerin bir "yeni onur"u inşa ederek kendilerine sunulanları reddederek işe başladıkları çerçevesinde analizler geliştirir.

"Yeni onur" önemli. Bunu Arap devrimlerinde, Gezi'de, halihazırdaki siyahi isyan dayanışmalarında kısmen görüp teşhis edebiliriz. Buradan bakıldığında mesela Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinin temel dayanaklarından birinin sömürgeciliğe karşı "yeni onur" mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz.

Dünyaya bakalım; köle tacirlerinin, sömürgeci şeflerin heykelleri yıkılıyor. Siyahi bir kimsenin öldürülmesiyle sömürgecilerin heykellerinin yıkılması arasında ne kadar kısa bir mesafe olduğunu tekrar tekrar görüyoruz. Toplumsal mücadele, önceden hayal edilemeyecek kapıları açarak ve elbette bunun bilincini oluşturarak akıyor.