4 Nisan 2020 Cumartesi

Dünya yeni bir sayfa açıyor: Artık devrim zamanı

"Dünya Yeni Bir Sayfa Açıyor. Artık Devrim Zamanı" Sempozyumu Örgütleme Komitesi Sözcüleri Şirin ve Aksu: "Hareketlerde öne çıkan toplumsal dinamikler-özneler kimdir, neden isyan ediyorlar ve ne istiyorlar sorusunun yanıtını bu sempozyumda arayacağız. 40'tan fazla ülkedeki ayaklanma ve direnişlerin öne çıkan öznesi olan kadınların isyanını, öne çıkma nedenlerinin siyasal-ekonomik-düşünsel yanlarına odaklanırken aynı zamanda devrim iddiasıyla bağını da aynı eksende aramaya devam edeceğiz."

Marksist Teori Dergisi, "Direniş ve Ayaklanma", "Devrim Konuşuyor", "Kadın İsyanı ve Devrim", "21. Yüzyıl Devrim Deneyimleri/Rojava Devrimi" başlıkları altında, 15 Mart'ta Şişli Kenter Tiyatrosu'nda sempozyum düzenliyor. "Dünya Yeni Bir Sayfa Açıyor. Artık Devrim Zamanı" şiarıyla gerçekleştirilecek sempozyumda, Arjantin'den Tunus'a, Filistin'den Filipinler'e, Fransa'dan Sudan'a, Türkiye'den Kürdistan'a, Lübnan'dan Rojava'ya çok geniş coğrafyadan katılımcılarla halk isyanları ve bu isyanların barındırdığı devrim olanakları tartışılacak.

Sempozyum Örgütleme Komitesi Sözcüleri Mine Şirin ve Cemil Aksu, ETHA'nın sorularını yanıtlayarak, bir arayışa yanıt bulmak istediklerini vurguladı. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında ortaya çıkan halk hareketlerine dikkat çeken Şirin ve Aksu, "21. yüzyıl devrimci hareketlerin deneyimlerinin ayırt edici yanların ne olduğunu tartışmak ve buradan sonuçlar üretmek istiyoruz" diyerek, arayışlarının güncel boyutuna vurgu yaptılar.

Halk ayaklanmalarında kadınların başrolde oluşlarına, ekoloji hareketlerinin gelişim dinamiklerine dikkat çeken Mine Şirin ve Cemil Aksu'nun verdikleri yanıtlar şöyle:

NE/NASIL YAPMALI'NIN CEVABI HAREKETLERİN İÇİNDEN ÇIKACAK
2008'den beri Emperyalist küreselleşmenin krizi ve buna karşı tepkiler büyüyor/sürüyor. Türkiye'de de rejimin çok yönlü krizi yaşanıyor. Böyle bir konjonktürde 'Dünya yeni bir sayfa açıyor. Artık devrim zamanı' sempozyumu hangi sorulara yanıt üretmeyi amaçlıyor?

Mine Şirin: İçinde bulunduğumuz konjonktür her anlamıyla tartışılması gereken krizler ve çözümler arayışlarına sahne oluyor. Krize dair de, isyan dalgasına dair de çok yönlü tartışmalar var. En bariz olan, Gramsci'nin kullandığı anlamda, eskinin tamamen yitip gitmediği yeninin de henüz zuhur etmediği bir kriz yaşanıyor. Kriz ve ne yapmalı, nasıl yapmalı tartışmaları beraber sürüyor. Bu sürecin doğası gereği her iki yanıyla da sonuçlar üretirken bizler açısından ise tuttuğumuz halka, çözümün ne olduğu, halkların neye, kime karşı ve nasıl ayaklandığı, 21. yüzyıl devrimci hareketlerin deneyimlerinin ayırt edici yanların ne olduğunu tartışmak ve buradan sonuçlar üretmek. Özellikle gelişen ayaklanmaları anlamak geleceği kazanmak açısından temel anahtar konumunda olduğunun fakındayız. Ne/nasıl yapmalı sorusunun cevabı bu isyan hareketlerinin içinden çıkacak. Bu farkındalığı en geniş kesimlerle tartışmak, ortaya çıkan hareketlerin söylem, pratik ve sonuçlarından dersler çıkartarak devrimci yürüyüşümüzün önündeki ışığı güçlendirmek istiyoruz.

Sempozyum sadece verili durumu ortaya serme, somut tahliller üretme sınırlılığında olmayacak. Dünyanın içinden geçtiği durumların, krizlerin nedenleri, etkileri ve sonuçlarına dair devrimci sonuçlar çıkartmak en temel amaç durumunda. Bunu bir tarihsellik içinde ele alarak bir yeni enternasyonal direniş ve devrim halkasını yakalama imkanlarını her yanıyla tartışmak istiyoruz. Bunlara ek olabilecek bir diğeri de, bu ayaklanma ve direnişlerin birbirleriyle bağını sağlamak mümkün müdür ve bu mümkünlükle küresel bir devrimin her yanıyla güncelliğini somuta çıkartmaktır.

DEVRİMCİ DİNAMİKLERE TEMAS ETMEYİ AMAÇLIYORUZ
Hareketlerde öne çıkan toplumsal dinamikler-özneler kimdir, neden isyan ediyorlar ve ne istiyorlar sorusunun yanıtını da bu sempozyumda arayacağız. 40'tan fazla ülkedeki bu ayaklanma ve direnişlerin öne çıkan öznesi olan kadınların isyanını, öne çıkma nedenlerinin siyasal-ekonomik-düşünsel yanlarına odaklanırken aynı zamanda devrim iddiasıyla bağını da aynı eksende aramaya devam edeceğiz.

Dünya halklarının isyan ve direniş sürecinin yanında 21. yy. devrim deneyiminde toplumsal devrimin en önemli örneği olan Rojava deneyimine odaklanmak ve bu devrimin nasıl bir devrim olduğunu somutlamak için doğrudan bu devrimin örgütlenmesi, inşası, tanınmasında sorumluluk almış olan enternasyonalistler, komünistler ve Kuzey ve Doğu Suriye halklarının sözcülerine yer açarak devrime içeriden temas etmeyi ve bu devrimin nasıl bir devrim olduğunun tüm yanlarıyla anlamaya çalışacağız.

İŞİMİZ HEM ZOR HEM KOLAY: ÇÜNKÜ DENEYİMLERİMİZ FAZLA
Dünyadaki halk hareketleri ve bölgemizdeki gelişmeler ne tür olanaklar biriktiriyor?

Cemil Aksu: 1848 yazı yaklaşırken, o dönem dünyanın efendileri, onların işbirlikçileri, yarattıkları açlık, işsizlik, kentlere göç ile dağılan hayatlar karşısında ödü koparcasına saldırganlaşmışlardı. Her karşı çıkanı komünist, vatan haini, radikal, deli adlarıyla kategorize edip onlara karşı kutsal ittifakı tartışıyorlardı. Ayaklanmanın dumanı tütmeye, barikatlar ateş almaya başlamıştı; işte o süreçte Marks ve Engels'in uluslararası komünist partisi için yazdığı Komünist Manifesto yayınlandı ve manifestonun açılış metni "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor: Komünizmin hayaleti" idi. Bu hayalet, devrimin güncelliğini somut bir örgütlenmeye, bir politik harekete ve bir sonuca bağlama iddiası ve cüretiydi.

Bugün de 40'dan fazla ülkede ezilenler ve emekçiler eskisi gibi yönetilmek, yaşamak ve yok edilmek istemiyor. Emperyalizme, onun yarattığı savaşa, faşizme, kaosa karşı ayaklanıyor. Ama bu bir doğrusal şekilde gerçekleşmiyor kuşkusuz, bunun bir yanı umudu, direnişi ve hatta devrimi inşa etmeye çalışırken; bir diğer yanı faşist politikalara daha fazla yedekleniyor, coğrafyasını değiştirerek göçmenliğe dönüşüyor ya da içindeki öfkesini kendisine yönelterek intiharı seçiyor. Bütün bunlar çelişkiler yumağı. Ancak savaşa da, faşizme de, ekolojik yok oluşa da karşı çıkışların her yerden ve her dilden, her renkten ortaya çıkması umudu büyütüyor.
 
Boyun eğmeme biçimlerini de yeni tarzda örgütlenme şekillerini, birçok ülkede hakim politik yapılara katılmayarak kendi kanallarını üreten pratiklerin sorduğu sorunun peşine düşmeyi amaçlıyoruz. Irak-Lübnan gibi ülkelerde hiçbir partinin bayrağını direniş barikatlarına sokmazlarken ve hatta bu binaları ateşe verirken, Endonezya gibi bir Müslüman ülkede ve 1965-66 yıllarında bir milyona yakın komünistin katledildiği bir ülkede komünist öğrenci gençliğinin öncülüğüyle kazanılan kimi demokratik devrim başlıklarını anlamaya çalışmak istiyoruz. Bu her yanıyla gerçek bir olanak hali yaratıyor. Hiç olmadığı kadar geçmiş deneyimlerinden öğrenen ve aynı zamanda kendi yaparak da öğreten direniş ve ayaklanmaların içinden geçiyoruz. Şimdi işimiz hem daha zor hem daha kolay; çünkü birçok olumlu ya da olumsuz devrim deneyimini yaşadık. Marks, her dilden yorumlanmaya devam ediliyor, daha fazla kazılıyor, araştırılıyor ve onun üzerinden daha fazla soruya yanıt aranıyor.

KADIN HAREKETİ MÜCADELENİN TEMEL GÖVDESİ OLDU
Dünyanın her köşesindeki isyanlarda kadınların damgası var. Bu durum, kadının özgürleşmesi açısından neye işaret ediyor, kadın devrimi için ne anlama geliyor?

Mine Şirin: Meseleyi şecere-i beşerinden almayacağız. Dünyada son bir yılda yaşananlar bile kadınların mücadele hattını artık başka bir dalga boyunda ördüklerine işaret ediyor. Lübnan'da hükümeti protesto eylemlerinde en akılda kalıcı görüntülerden biri, başbakanın korumasını tekmeleyen genç kadındı. Latin Amerika'nın kadın düşmanı ülkelerinden Şili'de kadınlar sokaklarda tecavüze uğruyor, polis şiddetini belgeleyen kadın gazeteciler katlediliyor. Fakat görüyoruz ki domino etkisi gibi dünyayı saran Las Tesis eylemliliği Şili'den çıkıyor. Korkmayan kadınlar, sokağı tutan kadınlar, bir adım öne çıkan kadınlar var ve bu kadınlar, Rosa'nın dediği gibi tıpkı, her aydınlık güne, her güzel buluta sevinen kadınlar. Daha geçen hafta Meksika'da işkence edilerek öldürülen Ingrid Escamilla için sokağa çıkıp Anayasa Mahkemesi'ni ateşe veren kadınlarla Fransa'da Sarı Yelekliler'in aylarca çok çetin koşullarda ve olanca polis zorbalığına rağmen sokakları alevlendirdikleri tiyatronun önünde dans eden balerinler "akraba"dır birbirine bizce. Dünyanın içinde bulunduğu durumun pratiğine uygun geliştiği de oluyor kadın hareketinin, anın kendisini aşıp Şili'deki, Meksika'daki gibi mesela, en temel gövdeye dönüştüğü de.

Birkaç yıl öncesini hatırlayalım, Polonya gibi koyu Katolik bir ülkede milyonlarca kadın kürtaj hakkı için kadın grevi örgütledi. Burada neden olmasın?

Türkiye'de de egemen siyaset ve onun aygıtı iktidar, önce kadın kazanımlarına saldırmakla başlıyor işe. Sokakların en ıssız olduğu günler ve hatta gecelerde on binlerce kadını sokağa taşıyan öfkeyi görüyorlar, Leyla Güven'in Abdullah Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılmasına yönelik başlattığı açlık grevi direnişinde binlerce insanın katılmasını görüyorlar ve ilk fırsatta bir kadın kazanımı olan eşbaşkanlık sistemine darbe vuruyorlar. Önce kadın eşbaşkanlar tutuklanıyor. Figen Yüksekdağ'ın milletvekilliği düşürülüyor mesela. Kendini savunan Nevin ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılırken ceket giyerek duruşmaya geldi denilerek taciz/tecavüz suçu sabit suçlulara ceza indirimi yapılıyor! Bu hesap, elbette dönecek.

TOPLUMSAL SORUNLA EKOLOJİK SORUNU BİRLEŞTİRMELİYİZ
Emperyalist küreselleşmenin krizi tartışmalarına ek olarak iklim krizi de küresel hareketlere neden oluyor. İklim krizine ya da genel olarak ekolojik krize karşı hareketlerle isyan dalgaları arasında henüz bir ortaklık kurulamadığı görülüyor. Sempozyumdaki başlıklardan biri de ekolojik kriz ve devrimin güncelliği. İsyan dalgası ile bu hareketler arasında nasıl bir bağ kurulabilir?

Cemil Aksu: Buna iki türlü cevap vermek gerekiyor. Birincisi, devrim ezilenlerin halihazırda yaşadığı barbarlıktan kurtulmasının yoludur. Başka türlü bir dünyanın, yeni bir hayatın kapısını aralamak, açmak, kurmaktır. Bu açıdan bakıldığında, ekolojik kriz, iklim krizi, ezilenlerin yaşadığı barbarlığı daha da katmerleştiriyor. Zaten kölece koşullarda yaşayan ezilenlerin bir bardak temiz su, sağlıklı beslenme ve barınma olanakları da ellerinden alınıyor. Ekolojik kriz, söylendiği gibi, "herkes"i eşit, demokratik bir şekilde etkilemiyor. Toplumda var olan eşitsizlik, adaletsizlik piramidine göre herkese farklı paylar düşüyor. Saray'da ayrı, kulübelerde ayrı yaşanıyor.

Diğer taraftan, her devrim ezilenlere, insanlığa bir dünya vaat eder, etmek zorunda. Ama ya böyle bir dünya yoksa? Devrimi yapmanın pek bir anlamı kalmaz sanırım o zaman. İklim krizi, kapitalizm yaşamaya devam ederse, üzerinde yaşayabileceğimiz, yeni başka türlü bir hayat kurabileceğimiz bir dünya bırakmayacak. Egemenlerin ürettikleri hiçbir formül işe yaramıyor. Ne Paris Anlaşması ne de Keynesgillerin "Yeşil Yeni Düzen" programları. Onlar için, ekonomik krizde olduğu gibi, iklim krizi de sermayeye yeni yatırım alanları doğuran bir fırsat. Onlar için fırsat, bizim için yok oluş. Üzerinde yaşanılabilir bir dünyanın var olabilmesi için bir an önce kapitalizmden kurtulmamız gerekiyor. Bu nedenle toplumsal sorunla ekolojik sorunu birleştirmemiz, ona göre bir devrimci strateji geliştirmemiz gerekiyor.