ÇEVİRİ RÖPORTAJ / Miguel Díaz-Canel: Küba onurlu ve barışçıl bir halktır, kimse için bir tehdit oluşturmuyor
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Pablo Iglesias'ın yaptığı uzun bir röportajda, ABD ile yapılan görüşmeleri, Venezuela’da yaşamını yitiren Kübalı askerleri ve Meksika’nın dayanışmasını anlattı. diario-red.com sitesinde yayımlanan röportajı Ivana Benario çevirdi.
ABD'nin Küba'ya karşı öfkesi neden?
Başkan Miguel Díaz-Canel iki fikrini öne sürüyor: ABD'nin üstenci, hegemonik, baskıcı düşüncesi ve Küba örneği karşısındaki korkusu, "çünkü Küba, her türlü uluslararası alanda kendi düşüncesine ve kendi doğrularına sahiptir."
Eski İspanya Başbakan Yardımcısı ve Red Kanalı Genel Direktörü Pablo Iglesias Miguel Díaz-Canel'e soru yöneltti. Iglesias, 33 ülkeden yaklaşık 600 aktivistten oluşan bir heyetin parçası olarak Küba'ya gelerek, insani yardım ve siyasi destek mesajı iletmişti. Bu ziyaret, ABD'nin Ocak ayından bu yana uyguladığı enerji ambargosu ve ekonomik sıkıştırma koşullarında gerçekleşti.
Röportaj boyunca Díaz-Canel, Donald Trump yönetiminden bu yana artan ambargonun günlük yaşama etkileri, ekonomik direnç stratejileri, enerji egemenliği, uluslararası ilişkiler ve Küba'nın dünyadaki rolü gibi temel konular üzerinde durdu.
"Küba, hiç kimse için tehdit değildir" diyor. "Küba onurlu bir halktır, barışçıldır. ABD için olağanüstü bir tehdit olduğumuzu kimse iddia edemez, saldırganlık bu sebepten kaynaklanamaz. Biz ABD'deki yaşamı hiçbir şekilde engellemiyoruz."
Díaz-Canel, Trump yönetiminin, kimseye hiçbir zarar vermemiş bir ülkeye yönelik öfkesinden söz ediyor; aksine Küba, bilgi ve deneyimlerini onlarca ülke ile paylaşmış durumda.
"Küba her zaman ABD ile diyaloğa ve iyi bir komşuluk ilişkisine açık olmuştur" diyor ancak hükümetinin "en kötü senaryoya" da hazırlıklı olduğunu belirtiyor.
"Bize başarısız bir devlet olduğumuzu söylüyorlar. Peki, hangi başarısız devlet ABD ambargosuna dayanabilir veya bu koşullar altında işleyebilir?" diye soruyor ve ekliyor: "Küba'nın toplumsal verilerine bakın, bunları imkanları çok olan güçler bile sağlayamadı."
Röportajda, Küba'nın ideolojik farklılıklara rağmen ABD ile her zaman diyaloğa açık olduğunu belirtiyor, ancak hükümetinin "en kötü senaryoya" hazırlıklı olduğunu da ifade ediyor.
"Biz savaş istemiyoruz, diyalog istiyoruz (…) Ama eğer bu sağlanmazsa, buna da hazırız. Ve bunu derin bir inançla söylüyorum; ailemle de paylaştım, biz Devrim için hayatımızı veririz."
Bu sözler, Iglesias'ın Kübalı müzisyen Silvio Rodríguez'in "Segunda Cita"da yaptığı bir yoruma yanıt niteliğinde: "Eğer saldırırlarsa, AKM silahımı istiyorum. Ve bunu büyük bir ciddiyetle söylüyorum."
"Küba yalnız değil," diyerek adanın hala uluslararası dayanışmayı büyüttüğünü vurguluyor.
ABD İLE GÖRÜŞMELER
Díaz-Canel, Küba ile ABD arasındaki görüşmelere eski başkan Raúl Castro'nun da katıldığını ve henüz bir anlaşmaya varılmadığını belirtiyor; tarafların niyetini test ettiklerini aktaryor. İç siyaset ve egemenlik konularının tartışmaya açık olmadığını da ekledi.
"Anlaşmaya varacak bir görüşme süreci uzun bir süreçtir. Önce diyalog kanalı inşa edilmeli. Ardından taraflar için ortak çıkar gündemleri oluşturulmalı ve ilerleme niyetlerini gerçek anlamda göstermeliler," dedi.
94 yaşındaki Raúl Castro'nun rolü hakkında ise şunları belirtti:
"Devrim yönetiminde bölünmeler yaşandığı spekülasyonu yapıldı. (Raúl Castro) benimle birlikte ve parti, hükümet ve devletin diğer kurumlarıyla kolektif olarak bu diyalog sürecinin nasıl yönetileceğini belirledi. (...) Sorumluluklarından feragat etmiş olsa da, bu devrimin tarihi lideridir; halk nezdinde kazanılmış bir itibarı ve tarihsel bir tanınmayı korur ve bunu kimse inkar edemez."
ABD'NİN MEDYA SAVAŞI VE SİYASİ TAARRUZU
Röportajın başında Díaz-Canel, Küba'nın sadece ekonomik baskı ile yüzleşmediğini, aynı zamanda küresel bir iletişim saldırısı altında olduğunu da belirtti.
ABD'de, adanın gerçekliğini çarpıtmayı amaçlayan sistematik yalan tekrarı üzerine kurulu propagandalar yürütülüyor. Díaz-Canel, bu anlatının baskı ve tecrit politikalarını meşrulaştırmayı amaçladığını vurguladı.
"Küba halkını hükümetinden ayırmak istiyorlar. Oysa halk ve hükümet aynı toplumsal projenin parçasıdır. Hala yöneticiler de halkın geri kalanları ile aynı koşullarda yaşıyor" diye açıkladı.
Díaz-Canel, Küba'nın sağlık ve eğitimdeki göstergelerinin, olumsuz koşullara rağmen gelişmiş ülkelerle kıyaslanabilir olduğunu vurguladı.
2019: EKONOMİK BOZULMANIN DÖNEMECİ
Díaz-Canel, Trump'ın ilk döneminde ambargonun daha da ağırlaştığını belirtti. Helms-Burton Yasası'nın III. Maddesi, Küba'yı terörizmi destekleyen ülkeler listesine dahil etme, bankacılık ve kredi erişimi kısıtlamaları ile turizm ve döviz akışını sınırlama gibi önlemler aldı. Bu adımları "sapkın" ve ABD'nin savunduğunu iddia ettiği serbest piyasa ilkelerine aykırı olarak nitelendirdi.
KÜBA'NIN DAYANIKLILIK MODELİ: "YARATICI DİRENİŞ"
Röportajda, Díaz-Canel "yaratıcı direniş" kavramını öne çıkardı ve "sadece direnmek değil, aynı zamanda zorluklar içinde ilerlemek." gerektiğini vurguladı.
Örneğin, COVID-19'a karşı aşı geliştirme sürecinde Küba, beş aday aşı oluşturmuş, üç aşı geliştirmiş ve nüfusunu, çocuklar dahil, aşılamış; böylece virüs nedeniyle en düşük ölüm oranına sahip ülke olmuş.
Ayrıca, enerji çözümlerinin üretimindeki engellere karşı teknolojik yenilikler ve elektrikli ulaşım alanında adaptasyonlar yapılmış.
ENERJİ EGEMENLİĞİ VE STRATEJİK PLAN
Díaz-Canel, enerji bağımlılığını azaltmayı amaçlayan planı açıkladı:
Termoelektrik santrallerin onarımı
Yerli petrol üretiminin artırılması
Bağlı gazın kullanımı
Yenilenebilir enerjinin genişletilmesi
Sadece bir yıl içinde 1.000 MW güneş enerjisi kurarak temiz enerji payını %3'ten %10'a çıkarmışlar. Hedef, önümüzdeki yıllarda en az 3.000 MW yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşmak.
Ek olarak:
Elektrikli ulaşım
Biyokütle ve biyogaz sistemleri
Temiz enerjiye vergi teşvikleri
Özel sektörün enerji üretimine katılımı
Enerji krizinin üç yıl içinde kademeli olarak aşılabileceğini öngörüyor.
ABD İLE İLİŞKİLER: BOYUN EĞMEDEN DİYALOG
Díaz-Canel, ABD ile olası diyalogu geliştirmek için dolaylı temasların olduğunu doğruladı.
Ancak Küba'nın egemenliğini zedeleyen koşulları kabul etmeyeceğini net bir şekilde altını çizdi.
Kırmızı çizgiler olarak şunları belirtti:
Politik dayatmaları reddetmek
Siyasal sistemin bağımsızlığını korumak
Eşitlik ve saygıya dayalı ilişkiler talep etmek
Küba, çatışma aramıyor, ama siyasi projesinden de vazgeçmeyecek.
KÜBA, ULUSLARARASI DAYANIŞMA VE MEKSİKA'NIN ROLÜ
Díaz-Canel, Küba'nın dünyadaki rolünü, tıbbi ve eğitimsel yardım ekiplerini anlattı.
Bu misyonlar onlarca ülkeye, özellikle dışlanmış topluluklara ulaştı. ABD'nin Küba doktorlarını engellemeye çalıştığını, bunun milyonlarca kişinin sağlık hizmeti erişimini engellediğini söyledi.
Ayrıca Meksika'nın tarihi desteğini vurgulayarak, eski Başkan Andrés Manuel López Obrador ve mevcut Başkan Claudia Sheinbaum'u önemli müttefikler olarak nitelendirdi.
İÇ ELEŞTİRİ VE ZORLUKLAR
Díaz-Canel, bürokratik sorunlar, idari süreçlerde hantallık ve daha fazla verimlilik ihtiyacı gibi iç sınırlılıkları da kabul etti. Hükümetin sürekli halk eleştirisine tabi olduğunu ve birçok reformun halka sunulduğunu belirtti.
KÜBA'NIN GELECEĞİ: DİRENİŞ, EGEMENLİK VE TOPLUMSAL PROJE
Röportajın sonunda, Küba'nın karmaşık bir senaryo ile karşı karşıya olduğunu, ancak toplumsal adalet, egemenlik ve dayanışma temelli bir ülke projesini sürdürdüğünü vurguladı.
Ambargonun yalnızca ekonomiyi zayıflatmayı değil, alternatif bir modeli yok etmeyi de amaçladığını söyledi.
Yine de adanın şu alanlara yatırım yapmaya devam edeceğini belirtti:
Ekonomik bağımsızlık
Bölgesel entegrasyon
Uluslararası iş birliği
Siyasal sistemin savunulması