4 Aralık 2022 Pazar

Bir ayaklanma, bir kampanya ve devrimin güncelliği

Marksizm leninizm bize şunu söylüyor: İçinden geçilen dönemin temel karakteri devrimciyse, siyasal ve iktisadi çelişkiler keskinleşmişse şiddetli bir devrim durumu patlayabilir. Komünist öncünün varlığı ve tüm faaliyeti, sınıf savaşımının gelişimindeki bu teorik kavrayışa dayanır. Parti sınıf savaşımın koşullarını yaratmaz, belirleyemez ama bu koşullar içinde bizzat devrimi hazırlar. Devrimi hazırlamak, soyut anlamıyla söyleyecek olursak devrimi güncel olarak kavramak, örgütlenmektir.

İster Türkiye ve Kürdistan'da hüküm sürdüğü biçimiyle faşist şeflik rejimi, isterse İran'da olduğu üzere faşist molla rejimi olsun, politik islamcı faşist diktatörlük koşullarında bir devrimden veya devrimin güncelliğinden bahsetmek mümkün mü?

Soruya farklı unsurları da ekleyebiliriz: Rejim bu kadar katı ve 'güçlüyken', tersinden devrimci-demokratik öncüler bu kadar 'zayıfken', üstelik henüz anlamlı, sürekli bir kitle hareketi yükselmemişken devrim güncel midir? Sözgelimi, AKP-MHP iktidarına oy veren milyonlarca işçi ve emekçiyi toplumsal mücadelenin neresine koyacağız? Bu milyonlar, iktidar partisinin saflarından kopup devrimin saflarına gelebilir mi?

Bu soruların tek gerçek yanıtı yalnızca mücadelenin gelişim seyrinin diyalektik kavranışında yatar. Sınıf mücadelesinin gelişim yasalarından bihaber olanların, bu yasaların özünü çarpıtanların, daha da ileri gidelim, faşizmin şedit terörü karşısında iradesi çözülenlerin bu sorulara yanıtı elbette olumsuzdur. Bu düşünüşe sahip olanların gözünde devrim uzak bir hayal, hoş bir sedadır. Hatta bırakalım devrim veya devrimci bir başkaldırıyı, faşizme karşı devrimci bir meydan okuma eylemi dahi akıl dışılıktır, caniliktir, provokasyondur.

Oysa sınıf mücadelesinin -hangi rejim altında yaşanıyor olursa olsun- burjuvazi ve proletarya arasındaki mücadelenin zorunlu, nesnel yasaları milyonlarca emekçiyi belirli bir tarihsel anda egemenlerin ve onların barbar rejiminin karşısında konumlandırır. Bütün bu tartışmanın temelinde ise devrimin güncelliği sorunu yatar. Teorik soyutlamaya girmeksizin hayatın tam orta yerinden bu soruya yanıt verelim: İşte İran ve Rojhilat'taki (Doğu Kürdistan) kadınların ve emekçilerin şanlı ayaklanması!

1979 yılından bu yana politik islamcı faşist molla rejiminin hüküm sürdüğü, bu rejim eliyle başta komünistler olmak üzere, İran'daki tüm devrimci, demokratik güçlerin tasfiye edildiği, zerre-i miskal kadar demokratik hakkın kalmadığı, erkek egemen dinsel gericilik eliyle kadınların yaşamının cehenneme çevrildiği, bir avuç molla sefahat ve şatafat içinde hayat sürerken on milyonlarca işçinin, köylünün sefalete mahkum edildiği, çok uluslu bir coğrafya olmasına rağmen Fars milliyetçiliği ve şovenizmi üzerine bina edilmiş bu rejim temellerinden sarsılıyor. Hemen belirtelim, devrimci önderlikten yoksun bu halk ayaklanması yenilgiyle sonuçlanabilir; bu mümkün. Ancak şunu da vurgulamalıyız ki, faşist molla rejimi çoktan yenildi. Komünistlerin bu ayaklanmada yenilgiye uğraması mümkün, kendiliğindenci, umutsuz bir ayaklanmayı, molla kılığı altında hüküm süren eski burjuva düzenin sarsılmaz sanılan temellerini değil, bilakis bu temelin ne denli çürük olduğunu görüyor. Acem, Kürt, Azeri, Beluci, Türkmen halklarından milyonlarca emekçi er ya da geç kabuk halinde kalan bu diktatörlüğü sırtından çıkarıp atacaktır. İran proletaryası ve ezilen halkları kendi deneyimlerinden sonuçlar çıkaracak, yeni devrimci önderlikler yaratarak aydınlık geleceğini kazanacaktır.

Devrimin güncelliği işte budur. Marks'tan alıntılayarak söyleyeceksek; devrim, "Proletaryanın sefaletinde yalnızca sefaleti görmek" değil, bu sefalet içinde eskiyeni, "eski toplumu", çürüyeni alt edecek devrimci gücün görülebilmesidir. İran ve Rojhilat halkları, bizzat kendi devrimci eylemlerinde işte bize bu gücü gösteriyor.

Dünya halklarının deneyimlerinden ders çıkarmak, bu deneyimleri kendi coğrafyasında yürüttüğü mücadeleye uyarlamak, dahası bölgesel devrim görüş açısından hareketle Ortadoğu'da yaşanan halk hareketlerini kendi öz devriminin bir parçası olarak ele almak, marksist leninist komünist öncünün ayırt edici niteliklerindendir. Bu niteliği gereği, komünist öncünün en başta fiili meşru mücadele cephesindeki devrimci bölüğü İran ve Rojhilat halk ayaklanmasından da sonuçlar çıkaracaktır. Ayaklanmayı halihazırda ilan ettiği örgütlenme kampanyasının motivasyon kaynağı yapmayı başararak, örgütlenmenin aciliyeti ve zorunluluğunu bir de bu gözle ele alacaktır.

Devrimin güncelliğinden ne anlaşılması gerektiği ve sorunun konuluş biçimini kavramak, yanıbaşımızdaki ayaklanmanın bize sunduğu ilk derstir: Coğrafyamızda ve Ortadoğu'da devrim günceldir ve asıl sorun devrimi hazırlamaktır.

Marksizm leninizm bize şunu söylüyor: İçinden geçilen dönemin temel karakteri devrimciyse, siyasal ve iktisadi çelişkiler keskinleşmişse şiddetli bir devrim durumu patlayabilir. Komünist öncünün varlığı ve tüm faaliyeti sınıf savaşımının gelişimindeki bu teorik kavrayışa dayanır. Parti, sınıf savaşımın koşullarını yaratmaz, belirleyemez ama bu koşullar içinde bizzat devrimi hazırlar.

Devrimi hazırlamak, soyut anlamıyla söyleyecek olursak devrimi güncel olarak kavramak, örgütlenmektir. Örgütlenme çalışmasının temel sorunu kesintisiz ajitasyon-propaganda çalışması yürütmek, yeni kitlelere açılmak, partiye yönelen taze kuvvetleri saflarımızda örgütlemek, bu güçleri kadrolaştırmak, mevcut güçlerin niteliğini yükselterek kitle mücadelesi içinde konumlandırmaktır. Partiyle halk kitleleri arasındaki bağı güçlendirmek, kitleler içerisinde geniş ve esnek örgütler kurmaktır. Acı çeken, baskı gören kesimlerin en acil taleplerini bayraklaştırmak, yüksek bir meşruiyet bilinciyle onları kendi talepleri etrafında siyasal savaşıma çekmektir. Ayaklanma ve devrim beklenmez, hazırlanır. Devrimci sosyalistlerin yürüttüğü örgütlenme kampanyası da bu devrimci görüş açısına sahiptir. Ekim Devrimi'nin yaklaşan yıl dönümünde devrimin önderi Lenin'den öğrenmek budur. Başka bir şey değil!

Türkiye ve Kürdistan halkları kritik bir siyasal eşikten geçiyor. Bu, yalnızca siyasal ve ekonomik çelişkilerin şiddetinden veya herkesin gözünü diktiği yaklaşan seçimlerden değil; düpedüz bu koşullar içinde özellikle batıda devrimci önderliğin kazanılamamış olmasından ötürü böyle. Son birkaç gün içinde yaşanan gelişmeler, emekçi sol hareket içinde ezilenlerin meşru şiddetine karşı duyulan büyük korkuya, soluksuz bir kınama yarışına ve bunun ideolojik yansıması olarak gerçekte bir çizgi kaybına işaret etti. Bu durum, Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri içinde devrimci önderliği inşa etmenin ne kadar hayati bir sorun olduğunu gösterdi. 7 yıllık ağır faşist terör koşullarında emekçi sol bölüklerde görülen irade çözülmesi, ezilenlerin meşru devrimci şiddetine "terör eylemi" denilmesi, üstelik bu yaklaşımın faşizmi seçimle yenilgiye uğratmak hayaline bağlanması, nasıl bir çizgi kaybına uğrandığını da gösterdi. Oysa daha birkaç gün önce İran'daki o görkemli halk ayaklanmasının devrimci şiddeti selamlanıyordu. Ne hazin!

Komünist öncünün varlığı ve komünistlerin yürüttüğü örgütlenme kampanyasının ideolojik değeri tam da burada görülmelidir. Bu bir çizgi devrimciliğidir. Devrime, devrimciliğe bağlılıktır. Faşizme karşı bir meydan okuma, antifaşist direnişi yaratma kararlılığıdır. Partinin bu çizgisini halk kitleleri içinde inşa etmek, büyütmektir.

Devrimci sosyalistlerin en acil görevi ağır bedellere rağmen savunulan çizgiyi işçi sınıfı ve ezilenlerin hareketiyle buluşturmaktır. Görevimiz, halk kitlelerinin çıkarlarını yalnızca söze dayalı değil, eylemli ve örgütlü olarak savunmaktır. Milyonlara asıl hedefi ve bu hedefin politik görevlerini göstermek, her türlü geri ideolojik-politik anlayışa karşı işçi sınıfı ve ezilenlerin politik ve ideolojik bağımsızlığını korumaktır.

Komünist öncünün çizgisi budur. Örgütlenerek bu çizgiyi egemen kılalım.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 30 Eylül tarihli 82. sayı başyazısı.