8 Aralık 2022 Perşembe

Aynur Ege Dicle yazdı | Cinsiyetsiz, sınıfsız, dünya yürüyüşü kutlu olsun!

Kadın Devrimi kavramsallaştırması, ideolojik, politik, teorik, örgütsel karşılıkları olan politik bir devrime tekabül eder. Ezilen cinsin özgürleşmesinin devrimci programı olarak tanımlanmış, toplumsal devrimin yarısı olarak formüle edilmiştir. Kadın Devrimi; cinsler arası eşitlik mücadelesinden öte, erkek egemenliğinin, öncelikle onun en temel maddi toplumsal dayanaklarının yıkılmasını, ortadan kaldırılmasını öngörür. Bu üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve buna dayalı siyasi-ekonomik kurumsal yapıya (aile, devlet, hukuk vb.) denk düşer. Bunun da en yalın ifadesi burjuva devleti parçalamak ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti tasfiye etmek anlamına gelir. Bundandır ki Kadın Devrimi, kaçınılmaz olarak, sosyalizmi hedefleyen toplumsal devrimle ve bizzat sosyalizmle kesişir.

Birlik Devrimi, devrimci hareketin olduğu gibi komünist kadınların da rönesansıdır. Komünist partinin tarihsel gelişimine paralel olarak, kendiliğinden var olma durumu cins bilinci mücadelesiyle sıçramalı değişim yaşamıştır.

Komünist kadınlar, geçmiş devrim deneyimlerinden, kadın özgürlük mücadelesinin birikiminden, süregelen toplumsal ayaklanmalardan, Rojava Devriminden öğrenerek değişim ve gelişiminde sıçramalar yaratmıştır. Devrimci parti ve devrimci iktidarlarda kadının özne olarak varolma deneyimlerini sorgulamış, incelemiş sonuçlar çıkarmıştır. Değişim süreci komünist kadınlar bakımından 'özerklik' tanımlamasını koşullamış, örgütlenme formundan kadın özgürlük mücadelesi teorisinin oluşturulmasına, politika yapış tarzına kadar bu değişim sirayet etmiştir. Kendi özgün gücüyle ve ezilen kadın kitleleriyle birlikte politika yapma hakkını esas almıştır. Faşizme, erkek egemen ve heteroseksist sisteme karşı feda ruhunun yön verdiği bir mücadeleyi çizgiselleştirmiştir.

Komünist kadınların tarihi; erkek egemen heteroseksist sisteme karşı cins bilinciyle ezilen cinsin tarihini değiştirme gücü, mücadele isteğiyle aydınlanması, cins özgürlükçü yaşam için iradeleşmesinin tarihidir. Kadın dayanışmasının yoldaşlaşmada vücut bulmasıdır. 'Kadın sorunu' tarifinden 'kadın özgürlük mücadelesi'ne doğru, kadın yanlı politika yapmada yeni bir düzeyin kazanılmasıdır. Cins özgürlük mücadelesini, sosyalizme erteleyen yaklaşımlardan kopuştur. Cinsiyetsiz, sınıfsız bir toplumu yaratma mücadelesini; bugünün ve yarının bir görevi olarak ele almada bir sıçramadır. Bundandır ki, kadın özgürlük mücadelesini 8 Mart ve 25 Kasımla sınırlayan devrimci hareketin pozisyonundan sıyrılarak kadın kitleleriyle birlikte politika yapma hattında "Her gün 8 Mart" şiarını pratikleştirmiştir.

Marksizmin kavranışını dogmatiklikten uzak, canlı, dinamik olarak ele alan komünist kadınlar, cinsler arası çelişkiyi ve onun yarattığı toplumsal sonuçları cins devrimi içinde ele almıştır. Kadın Devrimi toplumsal cinsiyet rollerinin oluşum teorisini; kadın cinsin erkek cins tarafından baskı altına alınması ve köleleştirilmesini, özel mülkiyetin doğuşuyla birlikte 'tarih sahnesine çıkan ilk sınıf çatışması' olarak ele alır. Cinsiyetçi toplumun ve ataerkil toplumsal düzenin ve kölelik sisteminin organik bir bütünlük oluşturarak cinsel ve sınıfsal ezilmişliğin ekonomik, politik ve ideolojik kurumlarını yaratmasıyla ortaya çıktığı tespitiyle birlikte bu yapının, tarihsel gelişim içinde heteroseksist nitelik de kazandığına dikkat çeker. Bu tespit aynı zamanda ezilen cinsin özgürlük savaşının toplumsal ve sınıf savaşıyla da kesişme noktasının zorunluluğunu oluşturur.

Dolayısıyla, erkek egemenliğini bir 'zihniyet sorunu' olarak değil, somut maddi bir iktidar sorunu olarak ele alır. Burjuva iktidar aynı zamanda erkek egemen iktidardır ve bugünkü erkek egemen iktidar da burjuva iktidardır. Baskı ve zor yoluyla varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle Kadın Devrimi, yıkıcı bir devrim olarak tanımlanmış, erkek egemen burjuva sisteme karşı zor araçlarıyla mücadele stratejik olarak tanımlanmıştır. Kadın Devrimi teorisinde, erkek egemenliğinin yıkılmasının burjuva iktidarın yıkılması anlamına geleceğini, kadın özgürlüğünün yolunun da buradan açılacağı tarif edilir.

Bu devrimin nasıl gerçekleştirileceği, araçları, ittifakları güncel mücadeleye konu edildiği kadar stratejik olarak tanımlanmıştır. Kadın Devrimi erkek egemenliği ve heteroseksizmin ilişkisini tariflerken; heteroseksizmi, özel mülkiyete dayalı cinsiyetçi toplumun kurumsallaşmış bir bileşeni olarak tarifler. Heteroseksizmin ortadan kalkması cinsiyetçi toplumun maddi temellerinin özel mülkiyetin tasfiyesine bağlı olarak ele alır. Cinsiyetçi toplum sistemine karşı mücadele, erkek egemenliği ve heteroseksizme karşı mücadeleyi de içerir. Cins çelişkisinin en ezileni LGBTİ+'lardır. Erkek egemen sisteme karşı yürütülen mücadelede Kadın Devriminin temel ittifak kuvvetlerindendir.

Kadın Devrimi kavramsallaştırması, ideolojik, politik, teorik, örgütsel karşılıkları olan politik bir devrime tekabül eder. Ezilen cinsin özgürleşmesinin devrimci programı olarak tanımlanmış, toplumsal devrimin yarısı olarak formüle edilmiştir. Kadın Devrimi; cinsler arası eşitlik mücadelesinden öte, erkek egemenliğinin, öncelikle onun en temel maddi toplumsal dayanaklarının yıkılmasını, ortadan kaldırılmasını öngörür. Bu üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete ve buna dayalı siyasi-ekonomik kurumsal yapıya (aile, devlet, hukuk vb.) denk düşer. Bunun da en yalın ifadesi burjuva devleti parçalamak ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti tasfiye etmek anlamına gelir. Bundandır ki Kadın Devrimi, kaçınılmaz olarak, sosyalizmi hedefleyen toplumsal devrimle ve bizzat sosyalizmle kesişir.

Sosyalizm cins özgürlük mücadelesinin çözümüne kapı aralar. Kadın özgürlüğü, cinsiyet eşitliği için, toplumsal cinsiyet rolleriyle birlikte bu ilişkileri koşullayan, kuran, koruyan tüm kurumların, ideolojik anlayışların, kültürün ortadan kalkmasını zorunlu kılar. Bu ise kendiliğinden bir mücadele ile değil, araçlarıyla, kurumlarıyla, taktikleriyle, ittifak gücüyle vb. programatik düzeyde tanımlanmayı gerektirir. Kadın Devrimi, sınıfsız topluma yürüyüşün temelini oluşturur. Cins özgürlük savaşımı ancak sınıfsız toplumda komünizmde son bulur.

Ezilen cins ile ezilen sınıfın toplumsal devrim zeminindeki ilişkisi, bu yanıyla birleşik bir devrim karakteri taşır. Yeni insanın, yeni toplumun yaratılması devrimci iktidar sorunudur. Kadının hem özerk mevzilerini, araçlarını, örgütlenmelerini oluşturarak niceliksel ve niteliksel örgütlü gücüyle devrimin kurucu öznesi ve iktidarın eşit-bağımsız ortağı olmasını gerekli kılar. İktidar ortaklığı sadece ezilen cinsin özgürlüğü için değil toplumsal devrimin güvencesi içinde bir zorunluluktur. Bu nedenle kadın devriminde, Halk Cumhuriyetleri Birliği'nin bütün kurumları, devlet, parti vb. de toplumsal cinsiyet eşitliği, eş temsiliyet, eş örgütlenmesi ilkesine göre kurulması ve işletilmesi sorununu programatik düzlemde tanımlanmıştır.

İkili iktidar, ikili yönetim biçimi olarak formüle edilen bu durum devrimin politik öncü örgütünde de hayat bulmuştur. Eşbaşkanlık sistemine geçilerek dünya komünist hareketin tarihinde bir ilk başarılmıştır. Eşbaşkanlık, eş örgüt, eş yönetim örgütsel sistemi ve kadın yarısının örgütlenmesiyle kadın önderleşmesi, iradeleşmesinde yeni bir eşiğe geçilmiştir.

Kadın Devriminin dayandığı program, evrimci değil devrimcidir. Mevcut sistemde kadınlara siyasette alan açılması, çeşitli mevzilerin kazanılması, hukuki, kültürel, ekonomik vb. alanlardaki reformlar mücadelesiyle yetinmez. Erkek egemenliğini aşındıra aşındıra değil olası en kısa yoldan, bu ilişkinin somutlandığı kurumlar şahsında (aile, devlet vb.) sistemi ortadan kaldırmayı hedefler. Kadın özgürlük mücadelesinin güncel politik sorunlarının en tutarlı öncüsü olarak, güncel politikayı stratejik hedeflere bağlı biçimde ele alır.

Komünist kadınlar için Kadın Devrimi; erkek egemenliğine, heteroseksizme karşı cins özgürlükçü yaşam için öncüleşme, önderleşme mücadelesinde eylemin parolasıdır. Bu pozisyonu korumayı esas almış; ne düzenin ne de kadın özgürlük mücadelesinin sınırlarını kendi sınırları olarak görmemiştir. Fiili meşru mücadelede, politik askeri savaşta yeni biçim, yeni iddia ve adımlarla erkek egemenlikçi faşizm karşısında komünist kadın aklını güçlendirmiştir. Kendini değil ezilen cinsin özgürlük taleplerini amaçlaştırmıştır.

Kadın Devrimi programı proleter, emekçi ezilen kadın cinsini, toplumsal devrim içinde devrimci bir dinamik, devrimci mücadelenin yıkıcı ve kurucu mücadelenin etkin öznesi olarak görür. Proleter ve emekçi kadınlar hem proletaryanın yarısı olarak sınıfsal kurtuluş mücadelesinin bileşeni olarak devrimde rol üstlenir hem de proleter erkekle cins devrimi ilişkisinde ittifak halindedir. Bu mücadele ne cins uzlaşması, ne toplumsal bir barış üzerine kurulu değildir. Bu stratejik mücadele ittifaklığı politik olduğu kadar, ideolojik değişim ve dönüşüm mücadelesini de kapsar. Cins olmaktan kaynaklı ortak sorunlarda çeşitli sınıf ve tabakalar ve kesimlerden kadınlarla, onların politik örgütleriyle kurulan ittifak ilişkisi ise taktiksel, günceldir.

21. yy. toplumsal devrimlerinin aynı zamanda kadın devrimleri olarak da yaşanacağı belirlemesinin en somut hali Rojava Kadın Devrimi olmuştur. Rojava Kadın Devrimi bu yüzyılın ilk deneyimidir. Devrimin elde edilen birikimleri, kazanımlarıyla komünist kadınların devrim programlarına ilham kaynağı olmuştur. Erkek egemenlikçi kapitalist, sistemin devrime dönük tüm saldırılarına karşı devrimi savunmak, devrimi büyütmek, ilerletmek hattından yürümeyi esas almışlardır.