14 Ağustos 2020 Cuma

Arif Çelebi yazdı l Z kuşağı: Kendiliğinden bilinç ve devrimci nitelik

Z kuşağı olarak adlandırılan gençler, istikrarsız bir dönemin, yabancılaşmanın ve karmaşanın çocukları olarak da tanımlanabilir. Teknolojiyi kullanım biçimleri tam da bu yabancılaşma ve karmaşanın, kendine dönüklüğün, vurdumduymazlığın görünümlerini de yansıtıyor olabilir. Ne ki bu sadece gerçeğin bir yüzü ya da görünen tarafıdır. Görüntünün ardındaki gerçek çok daha önemli değil mi?

Emek araçlarından yoksun kalan işçi geçim araçlarına ulaşabilmek için yalnızca ücretli kölelik zinciri ile sermayedarlara sıkıca bağlanmak zorunda kalır. Sermayenin egemenliği altında zihin emeği beden emeğinden ayrışarak karşıt saflara geçer, beden emekçisi bir bütünün ancak bir parçasını yapan kimse olarak ürünü zihinde tasarlama yetisinden koparılarak tekdüze bir kimse haline getirilir. Diğer yandan sermaye işçiyi bir üretim kolundan diğerine fırlatıp attığı için işçiden farklı işlevlere hızla adaptasyon ister. Bu nedenle işçilerin çok yönlü olmaları, buna uygun eğitilmeleri ve yetiştirilmeleri için sermaye devleti harekete geçirir.

Marx ve Engels, sermayenin kendisini gömecek mezar kazıcılarını kendi elleriyle yaratmasından bahsederken bir yandan her türlü emeğin ücretli emek haline gelmesi ile giderek büyüyen işçi sınıfı ordusunun sermaye tarafından oluşturulmasına vurgu yapar diğer yandan bu işçi ordusunun bizzat sermaye tarafından eğitilmesinden söz ederler. Dahası Marx, işçi sınıfının sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda bu çok yönlü yetiştirilmesi zorunluluğunu sermaye için bir ölüm kalım sorunu haline geldiğini söyler. Politeknik okullar, tarım ve meslek okullarının açılması ile işçi sınıfının farklı üretim araçları kullanmayı öğrendiğini belirten Marx, “Hiç kuşku yok ki, kaçınılmaz olduğu üzere siyasal gücün işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesiyle, teknolojik eğitim de, hem teorik hem de pratik olarak, işçi okullarındaki yerini alacaktır1” der.

Marx ve Engels'in bu analizi yaptığı yıllarda işçi sınıfı henüz Kuzey Avrupa'nı küçük bir bölümünde varlığını hissettiriyordu, ezici çoğunluğu herhangi bir eğitimden yoksundu, Marx'ın söz ettiği okullar bir elin parmakları kadar ancak vardı.

İşçi sınıfı bugün dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturmaktadır, siyasal iktidarı henüz ele geçirmemiş olsa da işçi sınıfının büyük çoğunluğu eğitimlidir, bunların önemli kısmı yüksek okul mezunudur.

Dünya nüfusunun 7,75 milyar kişiye ulaştığı günümüzde ücretlilerin sayısı 3,3 milyardır. Aileleri ile birlikte hesaba katıldığında işçi sınıfı ordusunun muazzam büyüklüğü ortaya çıkar. Gelişmiş kapitalist ülkeler bir yana Türkiye'de yüksek öğrenim görenlerin sayısındaki artış işçi sınıfının eğitiminin hangi düzeye ulaştığını gösterir. 1984 yılında yüksek öğrenim görenlerin sayısı 320 bin civarında iken 2012 yılında sayı 4,5 milyona ve 2019'da 8 milyona yaklaşmıştır.

2020 dünyasında 5,19 milyar cep telefonu kullanıcısı var ki bu dünya nüfusunun %67'sine tekabül ediyor. İnternet kullanıcısı 4,54 milyar (%59). Aktif sosyal medya kullanıcıları sayısı ise 3, 80 milyar (%49)2. Hiç kuşkusuz bu teknoloji ürünlerine erişimin eşitsiz olduğu, bunların üst gelir grubunda yer alanların ellerinde daha büyük oranda yoğunlaştıkları biliniyor olsa da bu dünya nüfusunun büyük bölümünün bu araçlara eriştiği ve erişim oranının yükseldiği gerçeğini değiştirmiyor. Örneğin 2019 Haziran'ından 2020 Haziran'ına dünya nüfusu yüzde 1,1 artmışken cep telefonu kullanıcıların sayısı yüzde 2,4 (124 milyon), internet kullanıcıların sayısı yüzde 7 (298 milyon) ve sosyal medya kullanıcıların sayısı yüzde 9,2 (321 milyon) artmıştır.

Emperyalizmin emperyalist küreselleşme evresinde katı olan her şey çok daha hızlı buharlaşmakta dün kutsal olan bugün çok daha hızlı biçimde sıradanlaşabilmektedir. Emperyalist küreselleşme evresindeki sermaye ulus, ırk, din, aile ve yaşatılmakta olan çeşitli geleneklerin altındaki halıyı çok daha hızlı çekip almaktadır. İşçi sınıfı şimdi yalnızca çok daha kalabalık ve eğitimli değil artık çok daha dünyasaldır ve komünizmi kurmak için potansiyel olarak çok daha birikimlidir.

Kuşkusuz bu birikim en çok genç nüfusta karşılık bulmaktadır. Bu yalnızca kendi çağının en dinamik ve ateşli temsilcisi olması nedeniyle değil biriken ve çözülemeyen çelişkilerin en büyük acısını ve ağırlığını çeken olması nedeniyle de böyledir.

Dünyadaki 3,3 milyar ücretlinin yüzde 61'i (2 milyar) kayıtsızdır, 700 milyonu bir iş sahibi olmasına rağmen aşırı veya orta yoksulluk içinde yaşamaktadır. Görülüyor ki işçi sınıfının büyük çoğunluğu güvencesiz ve çok kötü koşullarda, düşük ücretli olarak çalışmakta ve 172 milyonu işsizdir3.

İşsizlik, kayıt dışı ve kötü çalışma koşulları, düşük ücretler, güvencesizliğe en çok maruz kalanlar gençlerdir. 2017 yılı itibarıyla gençler küresel düzeydeki işsiz nüfusun yüzde 35'ini oluşturmaktadır. Örneğin İtalya, İspanya, Yunanistan, Tunus gibi ülkelerde genç işsizlik oranı yüzde 35'in üzerinde, Brezilya, İran, Fransa ve İran'da yüzde 20-28 arasındadır. Çalışan her 10 gençten 5'i nitelikleriyle uyumsuz işlerde çalmaktadır. Çalışan her 10 gençten 6'sı, ortalama ücret düzeyinin altında kazanmaktadır. Her 10 gençten 8'i kayıt dışı çalışmaktadır. 2017 yılı itibarıyla geri ve orta düzeydeki kapitalist ülkelerde istihdamda yer alan gençlerin yüzde 39'u (160.8 milyon genç) orta düzey veya aşırı yoksulluk seviyesinde, başka bir ifadeyle çalıştığı halde günlük 3,10 doların altında kazanarak yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.

Türkiye'de de durum benzerdir. Genç işsizlik oranı yüzde 27'i aşmış durumda, eğitimde olmayan, iş aramaktan umudunu kesen gençler (yaklaşık yüzde 30) buna eklendiğinde gençlerin yarısından fazlası, yaklaşık yüzde 57'si boştadır4.

KENDİLİĞİNDEN BİLİNÇ
Yüksek öğrenimde okuyan gençlerden birisi “bizim sınıfta 90 kişi var neredeyse yarısı çalışıyor” diyor, bunlar ya fabrikalarda çalışıyor ya kuryelik yapıyor ya da hangi iş olursa onu kabul etmek zorunda kalıyor5. Yüksek öğrenim gören gençlerin önemli bölümü ya iş bulamıyor ya da aldığı eğitimle alakasız bir işte düşük ücretle ve güvencesiz çalışmak zorunda.

Lise altı okul mezunlarının durumu da benzer. İşsizlik, güvencesizlik, belirsizlik, düşük ücretli kötü çalışma koşullarına razı olmalarına neden oluyor.

Genç nüfusun ezici çoğunluğu emekçi ailelerden geldiği hesaba katıldığında ve bu ailelerin geçim şartları ziyadesiyle kötü olduğu düşünüldüğünde gençliğin sınıfsal gerilimin en şiddetli yaşandığı sinir uçlarını temsil ettiği kolayca anlaşılır.

Z kuşağı olarak adlandırılan gençler, istikrarsız bir dönemin, yabancılaşmanın ve karmaşanın çocukları olarak da tanımlanabilir6. Teknolojiyi kullanım biçimleri tam da bu yabancılaşma ve karmaşanın, kendine dönüklüğün, vurdumduymazlığın görünümlerini de yansıtıyor olabilir. Ne ki bu sadece gerçeğin bir yüzü ya da görünen tarafıdır. Görüntünün ardındaki gerçek çok daha önemli değil mi?

Bu kuşağı ezici çoğunluğu işçi emekçi ailelerinden gelmiyor mu? 

Bir yandan eğitilmiş, her türlü teknolojik araca ulaşama ve kullanma imkanı olan, birer dünya insanı olarak burjuva ideolojisinin yüzlerce yıllık ulusalcılık, dincilik, ailecilik, cinsiyetçilik vb. basıncından potansiyel olarak kurtulma imkanı bulan bir halk gençliği; bir başka deyişle bizzat sermaye tarafından çoğaltılan ve eğitilen birikmiş muazzam bir üretici güç, diğer yandan bu üretim gücünü değerlendiremeyen, işsiz, güvencesiz, geleceksiz ve yarısından çoğu boşta olan bir kuşaktan söz ediyoruz.

Varoluşsal kriz içindeki burjuva toplumda birikmiş bütün çelişkilerin sinir uçlarında gezinen gençliğin dünyanın her tarafında patlayan ayaklanmaların en büyük en ateşli ve en devrimci kitlesini oluşturması tesadüfi değil.

Geçtiğimiz yüzyılın başında işçi sınıfının kendiliğinden bilinci sendikal mücadelelerle kendini gösteriyordu, emperyalist küreselleşme sürecinde kapitalizmin varoluşsal krizi koşullarında ise kendiliğinden bilinç ayaklanmalar biçiminde pratikleşiyor. Kopuş kuşağı ya da güncelde Y ve Z kuşağı olarak adlandırılan kuşaklar bu kendiliğinden bilincin en büyük toplumsal tabanını oluşturuyor. Genç kadınların bugüne kadar hiç olmadığı kadar kitlesel ve etkili olduğu bu ayaklanmalar aynı zamanda 21. yüzyılın kadın devrimi bilincindeki sıçramanın göstergesidir. LGBTİ+…ve ekoloji mücadelesinin de hiç olmadığı kadar yaygınlaşması, ayaklanmalara vesile olması ya da ayaklanmaların önemli kitlesel güçlerini oluşturmaları da bu kendiliğinden bilincin dünyasal ölçekte nasıl geniş bir toplumsal tabana yayıldığını ortaya koyuyor.

DEVRİMCİ NİTELİK
Ayaklanmalar şeklinde şiddetli patlamaların yıkıcı kuvveti haline ne ölçüde gelirse gelsin Kendiliğinden bilinç yine de sermaye egemenliğini yıkmaya, birikmiş ve sistem içinde çözülmesi imkânı ortadan kalkmış çelişkileri aşmaya hizmet edemez. Çelişkilerin bu denli keskinleştiği koşullarda sermaye sınıfı emekçilere karşı devletin saldırı silahını çok daha etkin kullanmaktadır. Politik özgürlüğün en geniş uygulandığı ülkelerde dahi yeni baskı ve devlet terörü yasaları çıkarılmaktadır.

Bu koşullar altında ayaklanmalar merkezileştirilemediğinde ve iktidar hedefi ile yönetilemediğinde ayaklanmacılar ortaya attığı talepleri gerçekleştiremez. Merkezileşme ve iktidar hedefi kendiliğinden bilincin aşılması ve Lenin'in deyimi ile “kendisi için bilinç” halini almasıyla gerçekleşebilir. Bunun bir örgüt ya da örgütler toplamı olarak bir örgütlenmeyi gerektirdiği açıktır. Kopuş kuşağı ancak böyle bir örgütlenmeye yöneldiğinde kapitalizmi imha ederek kurtuluşunu sağlayabilir. Merkezileşmiş bu örgütler toplamının iç işleyişinin demokratik olması gerektiğini söylemeye bile gerek yok. Ancak böyle demokratik bir işleyişle çürümüş burjuva düzenin acısını çeken toplumun bütün kesimleri bir araya getirilebilir. Böyle bir demokratik işleyişin nesnel olanakları ya da koşulları hiç olmadığı kadar gelişmiştir. Buna karşın en geniş demokrasi ancak sermayeye karşı güçleri merkezileştirmeye hizmet ettiği müddetçe mücadelenin önünü açabilir.

Merkezileşmiş ve iktidar hedefi ile donanmış bir örgütlenme kendisini kapitalizmi yıkma, cins özgürleşmesini sağlama, ekolojik yıkıma son verme davasına adayan insanların oluşturduğu bir çekirdekten yoksunsa istenen sonucu elde edemez. Bugünün en temel ihtiyacı kitlelere devrim ve komünizm, cins özgürlüğü ve ekolojik kurtuluş bilincini taşıyan ve bütün zamanını bu uğurda harcayan profesyonel devrimcilerin sayısını artırmaktır.

Komünizmi kurmaya aday nitelikli insan sermaye tarafından hazırlanmıştır. Bu yıkıcı kuvvetin aynı zamanda yapıcı bir kuvvet olarak kendini hazırlaması ancak devrimcilerden oluşan ya da devrimcileşen örgütler üzerinden gerçekleştirilebilir.

Gençlik ancak böyle bir devrimci nitelik yüklendiğinde sermayeden ve faşizmden kurtuluşunu sağlayabilir.

DİPNOTLAR
1) Marx, Kapital 1, sf., 465-466 Yordam Kitap
2) https://www.slideshare.net/DataReportal/digital-2020-global-digital-overview-january-2020-v01-
3) https://www.ilo.org/ankara/news/WCMS_679784/lang--tr/index.htm
4) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50054225
5) https://www.gazeteduvar.com.tr/video/2020/07/07/gencler-ne-istiyor-kubra-laz-sinifimin-yarisi-kuryelik-yapiyor-fabrikada-calisiyor/
6) https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/06/28/z-kusagi-bizi-kurtarmayacak/