28 Mayıs 2020 Perşembe

Arîn Çîya yazdı: Dil ve sömürgecilik

Anadilin ulusal direniş politikasının ana konusu haline getirilmesi iki biçimde ele alınabilir. İlki temel bir talep olarak her günkü mücadelenin sürekli konusu olarak güncellenmesidir. İkincisi, Türkiye ve Kürdistan'da ulusal kurtuluşçu, devrimci ve sosyalist olma iddiasındaki örgüt ve partilerin Kürt dilini yaşatmak ve geliştirmek için özel bir çaba içine girmeleri, bunu kültürel bir zenginliğin ötesinde bir devrimci direniş konusu haline getirmeleridir.

Soykırım ve asimilasyon İttihat ve Terakki iktidarından bu yana burjuva Türk uluslaşmasının kum ve çimento gibi iki ana maddesidir. Bunlar olmadan Türk uluslaşmasından bahsedilemez.

1915'te de 1923'te de bugünkü Türkiye devleti sınırları içinde Türk ulusundan olanlar azınlıktaydı. İttihat ve Terakki döneminde Müslüman olmayan halklar Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler soykırımdan geçirildi. Mustafa Kemal yönetimi altında Hıristiyan halklara yönelik artçı soykırımcı saldırıların yanı sıra Kürtlere soykırım uygulandı. Mustafa Kemal İttihat Terakki'den aldığı soykırımcı mirası ırkçı inkâr ve asimilasyonla yeni bir düzeye yükseltti.

1923'te soykırımlar ve sürgünler nedeniyle Hristiyan halklar küçük azınlıklar haline getirilmişti. Ne var ki buna rağmen Türk ulusu halen azınlık durumundaydı. Kürtlerin yanı sıra Lazlar, Çerkesler, Pomaklar, Arnavutlar, Araplar, Romanlar, Müslüman Ermeniler, Gürcüler nüfusun çoğunluğunu oluşturuyordu.

Denebilir ki pek çok burjuva ulus, uluslaşma şafağında birçok farklı dil ve kültürden gelen toplulukların bileşkesinden oluştu. Onları birleştiren burjuvazinin onlara ortak bir vatanda eşit yurttaşlar olarak yönetime katılma vaadiydi. Eşit yurttaşlık temelinde ortak vatan farklı halklardan insanlara feodalizme karşı ortak bir tarih ve kültür bilinci kazandırdı. 

Türk uluslaşması ise farklı bir seyir izledi. Türk burjuvazisi feodallere karşı değil soykırımlarla "vatan"ı elde etti. Eşit yurttaşlıkla değil ırkçı asimilasyonla bu "vatan" üzerinde yaşayanları birleştirdi. Mustafa Kemal'in tek şef diktatörlüğü altında bu hakimiyet en pespaye ırkçılıkla sağlamlaştırıldı. Mustafa Kemal'in görüşleri Türk Tarih Tezi ile siyahlar hariç bütün ırkların atasının Türk olduğu ve Güneş Dil Teorisi ile bütün dillerin Türkçeden türediği biçimde resmî ideoloji haline getirildi. Böylece ırkçı inkâr ve asimilasyon ile Türk ulusal bilinci oluşturuldu. Bu dönemde Türkçe dışındaki dillerin konuşulması bir yana farklı ulusal kültürleri yansıttığı için yerel kıyafetler dahi yasaklandı. Diğer ulusların kültürel mirası, türküleri, halk oyunları gasp edilerek Türkleştirildi. Farklı halkların dilsel-kültürel tarihi yok edildi. Aslında bu düzeyde bir asimilasyon soykırımın bir başka türünü ifade eder. Soykırımın bu türünde fiziksel imha ya da sürgün yoktur ama halkların dilsel ve kültürel mirası ortadan kaldırılarak ulusal varlıkları imha edilmekte, asimilasyon yoluyla ulusal ilhak gerçekleştirilmektedir. 

Türk burjuvazisinin soykırımlar ve ırkçı asimilasyonla burjuva Türk uluslaşmasında başarılı olduğu söylenebilir. Bugün Pomaklar, Arnavutlar, Lazlar, Gürcüler, Çerkesler, Araplar, Müslüman Ermeniler gibi halklar ırkçı asimilasyonla büyük oranda Türkleştirilerek ulusal-kültürel hafızaları silinmiştir.

Bu hafıza silmede Türkçe dışındaki dillerin yasaklanmasının payı belirleyicidir.

Kürtler daha başından itibaren soykırımlara ve ırkçı asimilasyona karşı direndi. Bu nedenledir ki Türk burjuvazisi Kürtlerin ulusal varlıklarını ne soykırımlarla ne de asimilasyonla ortadan kaldırmayı başaramadı.

Kürtlerin direnişinde köklü bir kültürel-dilsel, siyasi bir tarihsel mirasın payı büyüktür. Bu tarihsel miras sömürgecilere karşı 20. yüzyıldaki ulusal başkaldırılara kaynaklık etti. Bu nedenle diğer parçalarda olduğu gibi Kürdistan'ın en büyük parçası olan Bakur'da da ulusal bilinç dağılmak bir yana yeni bir düzeyde ve halkçı temelde oluştu. 

EN BÜYÜK TEHDİT: ASİMİLASYON
Ulusal direnişler Kürt ulusal varlığını yaşattı ve ulusal demokratik bilincin oluşmasını sağladı. Burjuva Türk sömürgeciliğinin soykırım ve ırkçı inkâr politikaları Kürt ulusal direnişinin duvarına çarparak başarısızlığa uğradı. Kürtler ulusal özgürlüklerini kazanamadılar ama ulusal direnişler sayesinde ulusal varlıklarını korumayı başardılar. Bu direnişler gerçekleşmeseydi bütün köklü ulusal kültürel mirasa rağmen Kürtler de asimilasyona uğratılan diğer halkların başına gelenden kedilerini kurtaramazdı.

Ulusal direniş Kürt varlığını ayakta tuttu fakat bundan böyle sadece direnişle bu varlık sürdürülemez. Çünkü Bakur'un sosyal yapısı köklü değişimlere uğradı. Nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde yaşaması, kendi kendine yeterli küçük birim ekonomisi ulusal bilincin kök hücresi olan ana dilin yaşamasına sosyal temel sağlıyordu. Bugün bu sosyal temel büyük ölçüde ortadan kalkmış durumda. Nüfusun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Dahası Türkiye metropollerinde Bakur'dakinden daha çok Kürt yaşıyor artık. Kürt toplumunun iktisadi ve siyasi entegrasyonu hiç olmadığı kadar derinleşti.

Türk burjuvazisi bunu çok iyi bildiği için Kürtlerin ulusal varlıklarını yok etmedeki tarihsel başarısızlığını bu yoldan gidermeyi hedefliyor. Sömürgeci Türk burjuvazisinin hedefi sadece Kürt ulusal başkaldırısını bitirmek değildir, onun hedefi Kürtlerin ulusal varlığını bitirmektir. Bu nedenle Kürt dilinin yaşamasının ve gelişmesinin bütün olası kanallarını tıkamak sömürgeci Türk burjuvazisinin stratejik planıdır.  

ULUSAL DİRENİŞ VE ANADİL
Dün ulusal direniş ve köylü nüfus Kürt dili ve kültürünün soykırımcı, inkârcı asimilasyona karşılık yaşamasını sağlıyordu. Bugün anadil hakkı için mücadele ulusal direniş politikasının ana konusu haline getirilmezse salt ulusal direnişle asimilasyonun önüne geçilemez.

Anadilin ulusal direniş politikasının ana konusu haline getirilmesi iki biçimde ele alınabilir. İlki temel bir talep olarak her günkü mücadelenin sürekli konusu olarak güncellenmesidir. Kürt ulusal haklar mücadelesi eskisinden farklı olarak hem Kürdistan çapında ortak bir ulusal şekillenme yaratmış hem de uluslararası bir konu haline gelmiştir. Bu Kürt ulusal savaşımı için büyük bir kazanımdır. Gel gör ki bu kazanımın yeterince değerlendirildiği söylenemez. Örneğin Kürtçenin anadil olarak Türkçeyle eşit statü kazanması gel geç bir talebin ötesine geçerek bütün Kürtleri kapsayarak uluslararası bir talep haline getirilememiştir. Bu yönde atılacak etkili bir adım ırkçı, inkârcı, asimilasyoncu Türk sömürgecilerine atılmış esaslı bir tokat olacaktır. Örneğin BM'ye yazılacak bir dilekçe ile Kürtçenin Türkçeyle eşit sayılarak anadilde eğitim hakkı tanınması istenebilir. Kürdistan ve Türkiye'nin bütünü böyle bir kampanya için seferber edilebilir. Sadece Kürdistan'da değil Türkiye'de de yerleşim adlarında Kürtçe ve diğer halkların dillerinin kullanılması için harekete geçilebilir, fiilen yeni isimler kullanılabilir, sokaklara, caddelere bu isimleri içeren yazılar yazılabilir, tabelalar asılabilir. Semt pazarlarında çok dilliliğin kullanılması için eylemli girişimlerde bulunulabilir. Böyle bir seferberliğin ırkçı asimilasyona ve şovenizme karşı etkili bir birleşik direniş imkânı yaratacağı açıktır.

İkincisi, Türkiye ve Kürdistan'da ulusal kurtuluşçu, devrimci ve sosyalist olma iddiasındaki örgüt ve partilerin Kürt dilini yaşatmak ve geliştirmek için özel bir çaba içine girmeleri, bunu kültürel bir zenginliğin ötesinde bir devrimci direniş konusu haline getirmeleridir. Gazete ve dergilerinde, sosyal medya hesaplarında, bildiri ve açıklamalarında Türkçeyle eşit bir dil olarak Kürtçeye yer açmalıdırlar. Her ulusal kurtuluşçu, devrimci ve sosyalist Kürtçeyi konuşma, okuma ve yazmayı bir heves olarak değil, bir politik görev olarak, ırkçı, asimilasyoncu sömürgeciliğe karşı bir direniş biçimi olarak önüne koymalıdır.

KÜRT DİL BAYRAMI VE TÜRKİYELİ SOLCULAR
Türkiye'de "tek dil"cilik ilericilerin de zehri haline gelmiş durumda. Birleşik devrimden bahsedenler büyük oranda Türkçe dışında bir dil kullanmaktan imtina ediyorlar. Bu durum mutlaka değişmeli.

15 Mayıs 1932'de Hawar dergisinin Şam'da yayın hayatına başlamasından hareketle 15 Mayıs dünya çapında Kürt Dili Bayramı olarak kutlanıyor. Eğer politikanın konusu haline getirilemezse bu bayram bir nostalji haline gelecektir. Bunun en büyük vebali asimilasyona karşı etkin bir direniş göstermeyen Türkiyeli ilericilerin boynunda olacaktır.

Kürt dilini yaşatma ve geliştirme yönündeki güçlü politik adımlar kaçınılmaz olarak büyük ölçüde asimile edilmiş Türkiye halklarında da hafızanın yeniden canlanmasına ulusal kültürel zenginliğin yeniden yeşermesine yol açacaktır. Bu, Türk halk bilincindeki şovenizm prangasına vurulacak en esaslı darbelerden biri olacaktır.