28 Ocak 2023 Cumartesi

Yeni saldırı konseptine karşı mücadele

İç siyasal durum tablosunun verileri ve kitle hareketlerinin akış yönü, AKP-MHP-Perinçek faşist kliğinin gittikçe güç kaybettiğini gösteriyor. Bu dramatik zayıflama ve güçsüzleşme hem kitlelerin ileri ve hareketli bölükler tarafından hem de AKP-MHP blokunun siyasal rakipleri ve hasımları tarafından görülüyor. Gücünün zayıflamasının farkında olan ve kudretli olduğunu göstermek isteyen şeflik rejimi can alıcı bir strateji olarak yeni saldırı konseptiyle ilerlemek ve süreci belirlemek istiyor. Emekçi sol hareketimiz yeni saldırı konseptini doğru kavramalıdır. Kimse normal bir seçim süreci ve politik yumuşama beklentisi içine düşmemelidir.

Politik islamcı faşist şeflik rejimi yeni bir saldırı konsepti yürütüyor. Bu saldırı konseptinin ana eksenini AKP-MHP faşist kliğinin dönemsel siyasal ihtiyaçları belirliyor. Burjuva seçim sürecinin eğik düzlemine girilen bu dönemde bu konsept, seçim eksenli oluşuyor. Siyasal yön, kapsam ve içeriği ise AKP-MHP faşist blokunun yeniden siyasal iktidar dümenini tutacak bir seçim stratejisinde anlam buluyor ve somutlaşıyor. Bunda yeni ve şaşılacak bir durum yok.

7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki tüm seçimler belirli saldırı konseptleriyle gerçekleşti, AKP-MHP kliğini her defasında iktidara taşıdı. Bugün AKP-MHP faşist kliği yeni saldırı konseptini verili siyasal güç ilişkileri düzleminde yeniden kurguluyor. Ancak verili siyasal koşullar önceki saldırı dönemleri ve konseptlerinden belirgin biçimde ayrışıyor. Temel siyasal parametrelere baktığımızda AKP-MHP blokunun her yönden güç kaybettiğini görebiliriz.

Öncelikle politik islamcı faşist şeflik rejiminin ulusal, bölgesel ve uluslararası düzlemlerdeki konumu belirgin biçimde değişti. ABD ve AB emperyalizmiyle ilişkileri NATO merkezli sürtünmeyle tam bir tıkanma eşiğine geldi. 2015 yılına kadar ABD ve batı emperyalizmi, AKP'ye güçlü siyasal desteğini sağlamıştı. Uluslararası sermayenin gücü ve ABD-AB'nin temel siyasal desteğiyle AKP muazzam bir iktidar kaynağına kavuşmuştu. Bu güç AKP'ye iktidarlaşmada stratejik kazanımlar sağlamıştı. Suriye ve Rojava işgallerinde ise bu destek tahditli ve blokajlı biçimde sürdü. Ancak gelinen aşamada AKP-MHP bloku ABD ve AB'den istediği desteği bulamıyor. Bu bağlamda AKP-MHP iktidarının uluslararası güç kaynağı olabildiğince zayıflamış durumda.

Dahası ABD ve AB için işbirlikçi Türk burjuva devletini yönetecek ikinci bir siyasal seçenek imkanı olgunlaşıyor. Emperyalistlerin Millet İttifakı'nın değişik bileşenleriyle artan diyalogları bu olgunlaşmaya işaret ediyor.

AKP-MHP'nin Rusya ve İran'la geliştirdiği bölgesel ilişkilerde bir tıkanma eşiğine geldi. Sömürgeci Türk burjuva devletinin dümenini tutan AKP-MHP faşist kliği, jeopolitik kazanım ve ilerlemenin sonuna geldiğini son dönemdeki diplomatik trafikleriyle gösteriyor.

İki temel bölgesel karakterli parametre değişikliği yeni durumu çarpıcı biçimde özetliyor. Çok yakın bir zamanda faşist şef Erdoğan'ın çabalarıyla İsrail'le karşılıklı biçimde elçi atamaları yapıldı. Bu hal apaçık biçimde faşist şefin İsrail karşısında sefilce diz çökmesini betimliyor ve yeni bir tornistan halini belgeliyor. 'Bu can bu tende olduğu sürece' diye başlayan ve faşist retoriklerle dolu meydan okumaların yerini şimdilerde diplomatik laf ebelikleri süslemektedir. Kuşku yok ki İsrail'le ilişkileri düzeltmek ve bunun için tükürdüğünü yalamak düpedüz ABD ve AB emperyalistlerinden iktidar ve destek vizesi istemek anlamına geliyor.

Politik islamcı siyasetin iktidar felsefesinde takiyecilik faşist şefin de mütemadiyen müracaat ettiği bir temel felsefe ve düsturdur. Bugün karşımıza en bayağı biçimde çıkan bu takiyeci siyaset felsefesi berbat bir burjuva pragmatizmi ve reel politikerlik örneğidir. Nice burjuva siyasetçi erbabı gibi politik islamcı faşist şef de iktidar için İsrail karşısında secdeye varmıştır. Dik durup eğilmemekle kültleştirilen "Reis" dik durmaktansa eğilip bükülüp iktidar olmanın yollarını aramaktadır. Hakikat budur. Kudretli sanılan şef/reis o kadar da kudretli değilmiş!

Politik islamcı faşist şefin bölgesel düzlemde attığı ikinci tornistan adımı Suriye rejimiyle görüşme çaba ve arayışıdır. Politik islamcı şefin Rusya ve İran'ın yol göstermesiyle düşman ve katil ilan ettiği Esad'la görüşme yoluna girmesi faşist AKP-MHP/Perinçek-Vatan Partisi kliğinin geldiği yeni eşiktir. Emperyalistlerin gücüne yaslanmadan faşist şeflik rejiminin ayakta kalamayacağını, bölgesel ve küresel düzlemde anlamlı bir ilerleme kaydedemeyeceğini son politik hamle ve arayışlar bize sarih biçimde anlatıyor.

Emperyalizmin işbirlikçisi faşist rejimlerin tipik özelliklerinden biri iç politika-dış politika düzlemlerinin olabildiğince iç içe geçmesi, ayrımlarının silikleşmesi ve dış politikanın da bir iç politika olarak etkince kullanılmasıdır. Yirmi küsur yıldır işbirlikçi Türk egemen sınıfları adına faşist diktatörlüğün siyasal yönetimini üstlenip sürdüren AKP ve ittifak kuvvetleri iç politika-dış politika denklemini faşist bir almaşık ve esasen iç politika enstrümanı olarak tepe tepe kullandı. Geride kalan AKP ve AKP-MHP iktidar dönemlerinin tümünde bu olgu iki yön ve kapsamda gerçekleşti. İlk AKP döneminde kesif bir AB ve emperyalizm övgüsü başat bir olgu oldu. İkinci AKP döneminde tersi bir siyasal demagoji ve siyaset iş gördü. Bu konuda işbirlikçi faşist rejimin kumandasını elinde tutan politik islamcı faşist şef ve kankaları Bahçeli-Perinçek faşistleri, boş antiemperyalizm demagojisiyle kıvamlı bir Türk ırkçılığı ve şovenizmi için canhıraş bir pratik sergiledi. İkinci AKP döneminin de sonuna gelindiğini sınıf ve yönetim bilinçleriyle kavrayan egemen faşist blok, bölgesel çapta ilişkileri toparlama, yenilgi ve ilerleyememenin üstünü örmek ve durumu yönetebildiklerini göstermek istiyor.

Bu bağlamda politik islamcı faşist rejim hem uluslararası ve bölgesel düzlemde hem de ulusal politik düzlemde sürekli imkanlarını kaybediyor. Güney Kürdistan'da savaşı limitine vardırıp taktik nükleer bomba kullanmaktan yoğun kimyasal silah kullanmasına rağmen ilerleyemiyor. Ağır kayıplar veriyor. Sivil katliamlara ve SİHA'larla suikast ve kitle katliamlarına yoğunca başvuruyor. Bu savaş düzeyi durumu değiştirmeye yetmiyor. Bu yüzden faşist rejim Rojava'da işgalci savaş veya başka bir başarı hikayesi anlatımına varoluşsal olarak ihtiyaç duyuyor. Çünkü kitleler dipten gelen yeni toplumsal bilinçle durumu kendiliğinden sezinlemeye başlıyor. AKP-MHP-Perinçek kliğinin tüm atraksiyonları, değişen bu durumun üzerini örtmeye yöneliktir.

İç siyasal durum tablosunun verileri ve kitle hareketlerinin akış yönü de AKP-MHP-Perinçek faşist kliğinin gittikçe güç kaybettiğini gösteriyor. Bu dramatik zayıflama ve güçsüzleşme hem kitlelerin ileri ve hareketli bölükler tarafından, hem de AKP-MHP blokunun siyasal rakipleri ve hasımları tarafından görülüyor. Bu durum faşist şeflik rejiminin aşil topuğunu açığa çıkarıyor. Kendi gücünün zayıflamasının farkında olan ve buna rağmen kudretli olduğunu göstermek isteyen şeflik rejimi can alıcı bir strateji olarak yeni saldırı konseptleriyle ilerlemek ve süreci belirlemek istiyor. Bu yeni saldırı konseptiyle tüm öncü tutuşturucu güçlerin etkisizleştirilmesi yaşamsal ve en kritik yerde duruyor.

Yeni saldırı konseptinin ilk hedefinde ve merkezinde devrimci ve emekçi sol hareket duruyor. Seçimlere faşist blokun inisiyatifi ve belirlediği bir siyasal vasatla gitmek isteyen şeflik rejimi bu yüzden söz, eylem ve örgütlenme hakkını askıya alacak bir devlet terörü konsepti devreye koyuyor. Faşist yasak, baskı ve şiddet en kapsamlı biçimleriyle uygulanıyor. Kitlelerin bir araya geldiği tüm siyasal ve toplumsal biçimleri tehdit görülüyor. 7 Haziran sonrası tüm iktidar seçimlerini olağanüstü vasatlar yaratarak ve olağanüstü yönetim şartlarında kazanan AKP-MHP kliği benzer bir vasatı mevcut imkanlar ve faşizmin kural ve sınır tanımaz saldırı konseptleriyle döşemek istiyor. Bugün dizginlerinden boşalmış devlet terörüyle devrimci öncülere ve hakları için harekete geçen değişik öncü kitle hareket ve bölüklerine saldırılarda somutlaşan yeni saldırı konseptine karşı emekçi sol hareket kendi birleşik mücadele konseptini acilen kurmalı ve pratikleştirmelidir. Yeni saldırı konsept faşist terörün her biçimini tam bir keyfilik ve kuralsızlıkla uygulamaktan çekinmiyor. Devrimci parti ve örgütleri ezmek dağıtmak ve tasfiyeci kulvara çekip etkisizleştirmek için devlet itirafçılara, komplolara, tutuklamalara, kitlesel gözaltılara başvuruyor. Emekçi sol hareketimiz yeni saldırı konseptini doğru kavramalıdır. Kimse normal bir seçim süreci ve politik yumuşama safdilliği ve beklentisi içine düşmemelidir. Siyasal sürecin sertleşen karakteri ve yeni saldırı konseptini anlayan ve yanıtlayan bir mücadele pozisyonu geliştirmelidir. Seçimler üzerine düşünen ve politika kuranlar faşist şefin seçimi sandıktan önce yasak, baskı ve şiddetle kazandığını unutmamalıdır.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 26 Ağustos tarihli 77. sayı başyazısı.