Röportaj / Luciano: Milei'nin faşist gündemine karşı direniş
Arjantin'de halkın yarısından fazlasının yoksulluk içinde yaşadığını ifade eden PCR Gençlik Örgütü Genel Sekreteri Luciano Álvarez, "Milei halkı sokaklardan uzaklaştıramaz. Birkaç hafta önce bir genel grev, tüm ülkeyi felç etti. Halk hareketleri, faşist gündemini engellemek için çok önemli. Birçok insan bu baskıya karşı mücadele etmek istiyor" dedi.
Arjantin Devrimci Komünist Partisi (PCR), 1968'de Onganía'nın diktatörlüğüne karşı mücadelede doğan ve o günden bu yana işçilerin ve halkın direnişinin devrimci öncüleri arasında yerini alan bir devrimci öznedir. Marksist-Leninist-Maoist çizgide şekillenen PCR, 1976'daki ABD destekli kanlı askeri darbe ve diktatörlük döneminde, militanlarına yönelik işkence, zorla kaybetmeler ve infazlarla büyük bedeller ödeyen bir parti olarak, kararlılıkla varlığını sürdürmüş, devrimci sürekliliği ve direnci temsil etmiştir.
"Emperyalizm, toprak ağaları ve orta burjuvaziye karşı ilan ettiği" mücadeleyi sürdürürken, halkçı, toprak reformu içeren ve antiemperyalist devrim gerçekleştirmeyi, sosyalizme doğru ilerlemeyi amaçlıyor.
PCR Gençlik Örgütü Genel Sekreteri Luciano Álvarez ile yaptığımız röportajda, Arjantin'de bitmek bilmeyen kriz ortamında yükselen ABD yanlısı faşist Milei'ye karşı mücadeleyi ve gençlik çalışmalarını konuştuk.
Kendisini 'anarko kapitalist' olarak tanımlayan Javier Milei, 2023 yılında ABD'nin açık desteğiyle seçimleri kazandı. İşçi haklarına, kadın özgürlük kazanımlarına yönelik saldırıları ve yoksullaştırmayı derinleştiren reformları ile ilk günden itibaren gündem oluşturdu. Faşist Milei'nin politikalarının, Arjantin halkı üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bizim görüşümüze göre, Javier Milei yalnızca halkın önceki hükümete duyduğu öfke sayesinde kazandı. Milei bu öfkeyi stratejik olarak yakaladı ve halkın sorunlarını çözeceğini iddia eden bir gündem oluşturdu. Ancak onun önerileri faşisttir ve halka asla yaramayacaktır.
Her ne kadar başkanlık seçimlerini oyların çoğunluğunu alarak kazanmış olsa da, bunu toplumun kültürel olarak bölündüğü bir ortamda başardı. Bu bölünmeyi kullanarak halk üzerinde otorite kurdu. Onun neoliberal reformları ve sözde işçi reformlarıyla birlikte halkın durumu çok zorlaştı. 197 bin kişi işini kaybetti ve 22 bin işletme kapandı. Arjantin nüfusunun yüzde 53'ü yoksulluk içinde yaşıyor, bu, nüfusun yarısından fazlası demek.
Milei'nin başlıca destekçisi Yankee emperyalizmidir. Seçimler sırasında doğrudan müdahalede bulundular. Bu dönemde ABD müdahale etti ve Donald Trump halka Milei'ye oy vermeleri çağrısında bulunarak, “Eğer vermezseniz, onun yerine ne olacağını bilmiyoruz.” dedi. Trump, Milei'nin kampanyasına 20 milyon dolar yatırım yaptı.
Ancak şimdi halk üzerinde büyük bir baskı var. İnsanlar sokaklara çıkıyor, mücadele ediyor ve birleşiyor. Milei halkı sokaklardan uzaklaştırmak istiyor, fakat bunu başaramıyor. İşçiler, gençler ve kadınlar güçlerini gösteriyor ve Milei bunu durduramıyor.
Biz Arjantin'de şu anda faşist bir ülkede yaşadığımızı söylemiyoruz; fakat Milei'nin faşist bir gündemi olduğunu söylüyoruz. Onun faşist liderler ve istihbarat ağlarıyla birçok ilişkisi ve bağlantısı var. Bu çevreler faşist bir ekip oluşturarak kendi faşist gündemlerini geliştirmektedir.
Milei hükümeti ayrıca kadın hareketinin bugüne kadar kazandığı her şeye saldırıyor. LGBTİ+ hareketlerine karşı da ciddi bir tehdit ve şiddet söz konusu. Üstelik Milei geçmişteki diktatörlük döneminde yaşanan vahşeti inkar ediyor. Bu diktatörlük sırasında 40 bin kişi zorla kaybettirilmişti. Bu diktatörlüğün travması ve deneyimleri Arjantin halkı için hala çok büyük bir mesele olmaya devam ediyor.
Son dönemde halk hareketlerinin sokaklarda yükselmesi, grevler ve protestolarla bu mücadelenin güçlü bir şekilde sürdüğünü görüyoruz. Bu direnişi nasıl değerlendiriyorsunuz? PCR olarak halkı bu direnişe nasıl daha etkin katmaya çalışıyorsunuz ve hangi taktiklerle bu süreci ele alıyorsunuz?
Milei halkı sokaklardan uzaklaştıramaz. Birkaç hafta önce bir genel grev, tüm ülkeyi felç etti. Halk hareketleri, faşist gündemini engellemek için çok önemli. Birçok insan bu baskıya karşı mücadele etmek istiyor. Ancak toplumda bir bölünme var. Burjuva hareketleri, örneğin, mücadele etmiyorlar; hiçbir şey yapmıyorlar. İşçi sınıfına tamamen karşı değiller, ama asıl mesele Milei'ye de tamamen karşı olmamaları. Bu nedenle, tabandan yeterli insanı örgütlememiz gerekiyor.
Biz diğer kitle örgütleriyle birlikte çalışıyoruz ve halkın tüm mücadelelerini birleştirmeyi hedefliyoruz. Milei ve onun faşist gündemine karşı çalışmak için mümkün olduğunca çok güç biriktirmek istiyoruz. Birden fazla sektörü kapsayacak şekilde birleşmeyi amaçlıyoruz. Halkın, bu rejim altında karşı karşıya olduğu kabustan kurtulması gerekiyor.
Lise öğrencilerini ve sendikaları kapsayan kitle örgütlerimiz var. Arjantin'de sektör odaklı sendikalar yok. İşçi sendikalarımız, tüm sektörlerin tek bir sendika içinde birleştiği çok sektörlü sendikalar olarak örgütlenmiş durumda. Bu büyük bir avantajdır; çünkü işçi sınıfını güçlendirir ve genel grevlerin etkinliğini artırır.
Ayrıca Arjantin'in en büyük kadın hareketi olan Encuentro Nacional de Mujeres (Ulusal Kadın Buluşması) içinde yer alıyoruz. Kadın örgütümüz, bu hareketin içinde aktif olarak yer almakta ve öncülük ediyor. Elbette diğer örgütler de bu harekete katılıyor. Bu son derece önemlidir. Her yıl merkezi bir noktada bir araya geliyorlar.
1986'dan beri bu hareketin kurucu üyeleri arasında yerimizi alıyoruz. Başlangıçta bin kadın bir araya geliyordu ve amacımız bir eğilim oluşturmak değil, kitlesel bir kadın hareketini inşa etmekti. Büyümesi için mücadele ettik ve son on yılda önemli ölçüde hareket genişledi. 2015'te Lucía Pérez'in vahşi şekilde katledilmesinin ardından ve Ni Una Menos Hareketi ile bu iki faktör birleşerek 120 bin kadını bir araya getirdi. 2018'de ise kadınlar kürtaj hakkını kazandılar. Bu mücadelenin tarihi ve yeni hareket sayesinde bu hareket, büyük bir güce dönüştü.
Arjantin'de Gençlik Arasında Uyuşturucu Kullanımına Karşı Kampanya'nın başını çekiyorsunuz. Kampanyayı nasıl yürütüyorsunuz?
Uyuşturucu sorunu, emekçi mahallelerde önemli ölçüde artarak gençlerimizin zihinlerini yok ediyor. Gençlik örgütümüzle birlikte uyuşturucu bağımlılığına karşı kitlesel bir hareket inşa ettik. Spor faaliyetleri, bilinçlendirme mücadeleleri ve uyuşturucu kullanımına karşı iyi programlar yürüten bazı Katolik kiliselerle işbirlikleri aracılığıyla olumlu sonuçlar elde ettik. Mahallelerden gençleri örgütlemeyi başardık, ama elbette bu zorlu bir konu ve birçok engelle karşılaştık.
Perspektifimiz her zaman, gençlerin çektiği acılara yol açan güçleri ve devleti hedef almak ve bu sorunları çözmek için yeni bir düzen inşa etmek oldu. Bu kampanya sayesinde büyük bir farkındalık yaratmayı başardık ve kampanya, ülkenin 20 eyaletinde büyümeye devam ediyor; birçok genç bu kampanya aracılığıyla siyasi çalışmalara katılmaya başladı.
Venezüela'dan Maduro'nun kaçırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? ABD müdahalesi, Latin Amerika ülkeleri üzerinde nasıl bir etki yarattı?
Trump seçimleri kazandıktan sonra, ABD, Latin Amerika odaklı bir politika izledi. Bunu, ABD emperyalizminin Çin emperyalizmine karşı konumunu kaybetmesinden bu yana Latin Amerika'ya karşı artan saldırganlığını göstermesiyle izleyebiliyoruz. Örneğin, Başkan Maduro'nun yakalanması bu stratejinin bir parçasıdır ve onların hala ne kadar güçlü olduklarını göstermeye hizmet eder.
Latin Amerika'daki en iyi kukla Milei'dir ve şimdi ABD, Arjantin'in güneyinde bir askeri üs kurmak istiyor. Buradan, Atlantik ve Pasifik Okyanusları arasındaki geçişi kontrol edebilecek ve tüm Latin Amerika üzerinde hakimiyet kurabilecekler.
Maduro'nun yakalanması Yankee Emperyalizmi planının bir parçasıdır. Venezuela'da yaptıkları, diğer Latin Amerika ülkelerine disiplin dayatmak, güçlerini göstermek ve itaat etmelerini sağlamakla ilgilidir. Şu anda Küba'da da benzer bir durum görüyoruz; Küba halkı için durum çok zor, elektrik yok, petrol yok ve kaynak eksikliği var.