25 Ocak 2026 Pazar

'Trump'ın çekilmesi ve prensin yıkılan hayalleri'

İran'da halkların direnişi sürerken, Rıza Pehlevi'nin ABD ve İsrail'den aldığı talimat doğrultusunda "bu son savaş" dediğini kaydeden İran Halkın Fedaileri Gerillaları Örgütü, "ABD'nin politikası; Suriye'yi ve Libya'yı 'inşa etmek', ardından İran'ı bölmektir. Prens Rıza Pehlevi'nin taht mücadelesi zirveye ulaşmış durumda: Hamid Karzai'den daha cesur, Eşref Gani'den daha büyük yalanlar söylüyor ve İran'ın Şah'ı olma yolunda ilerliyor" dedi. Açıklamada, İran halkının tarihin en korkunç diktatörlüklerine karşı direndiği de kaydedildi. 

İran Halkın Fedaileri Gerillaları Örgütü, "Trump'ın çekilmesi ve prensin yıkılan hayalleri" başlıklı bir açıklama yaptı. İran İslam Cumhuriyeti rejiminin uyguladığı zalimlik sonucu onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği belirtilen açıklamada, Tahran'daki pazarda ilk protestolar patlak verdiğinde, hareketin hızla düşük gelirli ve yoksul kesimlere yayıldığı hatırlatıldı. 

'İSTER KRAL İSTER LİDER ZALİMLERE ÖLÜM'
İki gün içinde ülkenin çoğu şehrinin rejime karşı "İster şah ister lider olsun, zalimlere ölüm" şiarıyla ayaklandığı kaydedilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı: "İlk günlerdeki geniş çaplı protestolara ve Ali Hamaney'e yönelik sloganlara rağmen, bazı güvenlik görevlileri, kendileri de alt sınıflardan gelmelerine karşın, göstericilere karşı memnuniyetle şiddet uyguladılar. Gösterilerdeki önderlik boşluğu, Rıza Pehlevi'nin haince müdahalesi ve halkın 8 ve 9 Ocak'taki plansız sokağa çıkma çağrısı, Batı medyasına, özellikle de İsrail'e, İran'daki ezilenlerin isyanını Mossad ve CIA'ye atfetme bahanesi sundu. O zamandan beri rejim göstericilere kurşun sıkıyor; tahminlere göre on binlerce insan hayatını kaybetti. Son on yıllarda emperyalistler, İran halkı her defasında diktatörlükle dinci rejime karşı ayaklandığında, insan hakları maskesi altında müdahale etmiş ve kendi kuklalarını lider olarak dayatmıştır. Son ulusal çaplı protestolarda da halkın mücadelesi yoğunlaştıkça, İsrail, ABD ve Avrupa'daki müttefikleri, halkın sloganlarını Rıza Pehlevi lehine değiştirmeye çalıştı. İnsanlar sokaklarda 'İster kral ister lider, zalimlere ölüm' diye haykırırken, Batının resmi radyo ve televizyon kanalları ile New York'tan Londra'ya, Paris'ten Tel Aviv'e kadar tüm Farsça yayın yapan medya kuruluşları yanlış bir sloganı tekrar edip durdu: Bu son savaş, Pehlevi geri dönecek.

"Batının Pehlevi'nin oğluna verdiği sarsılmaz destekle birlikte, Rıza Pehlevi de dedesinin rolüne büründü ve Batılı medya aracılığıyla şu açıklamayı yaptı: Görev birkaç saat içinde belli olacak, ekibim İran'a müdahalesini hazırlıyor.

'ABD VE İSRAİL TALİMATLARI DOĞRULTUSUNDA SON SAVAŞ DİYOR'
"Ulusal çapta isyanla ilgili tek taraflı haberler ve Rıza Pehlevi'nin teşvik edilmesi, milyonlarca isyancının gerçek hedeflerinin göz ardı edilmesine yol açtı. Çünkü Batı'nın sömürgeci bakış açısında insan hayatları eşit değildir. 'Cavid Şah' (Şah çok yaşa) sloganı, onlarca diğer sloganı unutturur. Cavid Şah, Batı'nın çıkarlarının korunmasını simgeler. Bu nedenle Pehlevi yanlıları, Batılı kapitalizmin zincirlerinden kurtulmuş her İranlıya Avrupa ve ABD sokaklarında rahatça saldırabilmekte, polis gözetiminde onları en ağır hakaretlerle hedef alabilmektedir. Bu grubun, Batılı kapitalizmin egemenliğini sürdürmeye hizmet ettiği zamanlardaki eylemleri neden 'onurlu' ya da 'kahramanca' olarak Batı dünyasında kutlanmaz ki? İnanılmaz! Bir adam düşünün: Genç yaşta yurt dışında eğitim alması için gönderilmiş, babasının diktatörlüğünün yıkılışına tanıklık etmiş, Las Vegas'ta büyümüş, yıllarca babasının zimmetine geçirdiği milyarlarca dolarla yaşamış, halkın mücadelesini bir kez bile deneyimlememiş ve şimdi ABD ile İsrail'in talimatları doğrultusunda 'bu son savaş' diyor!

'İRAN HALKI TARİHİN EN KORKUNÇ DİKTATÖRLÜKLERİNDEN BİRİNE KARŞIDIR'
"Hayır! İran halkı ile İran İslam Cumhuriyeti rejimi arasındaki mücadele, tarihin en korkunç diktatörlüklerinden birine karşıdır ve hiçbir şekilde Batı ajanlarıyla ilişkili değildir. ABD'nin politikası; Suriye'yi ve Libya'yı 'inşa etmek', ardından İran'ı bölmektir. Prens Rıza Pehlevi'nin taht mücadelesi zirveye ulaşmış durumda: Hamid Karzai'den daha cesur, Eşref Gani'den daha büyük yalanlar söylüyor ve İran'ın Şah'ı olma yolunda ilerliyor. Bu senaryo, Donald Trump'ın İran'ın petrolünü ele geçirme hedefine hizmet ederken, Binyamin Netanyahu'ya da İran'ı bölerken 'Büyük İsrail' hayalini gerçekleştirme fırsatı sunmaktadır. İnternetin, telefon hatlarının ve İran'daki yaklaşık 90 milyon insanın dış dünya ile iletişim araçlarının kapatılması nedeniyle, 8 ve 9 Ocak'ta göstericilere yönelik gerçekleştirilen katliamın boyutları hala bilinmemektedir. Mağdur sayısının on binleri bulmuş olması muhtemeldir. Rejimin zalimliğine bir örnek olarak, protestoların zirveye ulaştığı günlerde güvenlik güçleri, en büyük hastanelerdeki sağlık personelini zorla tatile göndermiştir. Hastanelere getirilen yaralılardan orduya, Besic güçlerine veya polise mensup olanlar tedavi edilirken, diğerleri vurulmuştur.

'BİZE BİR LİDER YARATMAYIN'
"Donald Trump'ın 'Yardım geliyor' vaadi, Batı medyasının 'İran şehirleri militanların eline geçiyor' şeklindeki yalan propagandası ve Rıza Pehlevi'nin hükümetle hesaplaşma için verdiği birkaç saatlik süre, 47 yıldır cinayet ve zalimlikle ayakta duran bir rejime karşı halkı çaresiz bırakmıştır. Batı dünyasının, özellikle Donald Trump ve İsrail'in, İran halk hareketine verdiği zarara rağmen, bu hareketin yankıları hala duyulmamaktadır. Son açıklamalarında ABD Başkanı utanmazca şöyle demiştir: Umarım İran'a karşı daha fazla önlem alınması gerekmez. Kesinlikle söyleyebiliriz ki, 'daha fazla önlem alınması gerekmez' ifadesi, aslında 'daha fazla önlem almayı gerektiren bir durum yok' anlamına gelmemektedir. İlan edilen ilk yardım yeterli olmuştur. ABD Başkanının bu 'cömert yardımları sayesinde, sayısız mağdur hala defnedilememiştir. Yasadışı biçimde Venezuela'nın meşru başkanını kaçıran ve İran'ın nükleer tesislerini bombalayan bir başkanın artık oyun masasından kalkması gerekmektedir. Bu kadar 'zafer' yeterlidir; aksi halde oyunu kaybeden oyuncuların kaderi ona da ulaşacaktır. Batı dünyasının, İran halkını barbar bir hükümet ve cehaletle dolu bir düşünceyle baş başa bırakması, bu rejimi kendi gücümüzle devirmemize büyük katkı sağlayacaktır. Başımızın üzerinde insan hakları bayrağını sallamaktan vazgeçin ve bize bir lider dayatmayın. 'Nükleer operasyonu' ve ABD'nin bitmek bilmeyen yardımlarından sonra birçok kişi şunu söylüyor: Altına ulaşmaya çalıştığımız için pişmanız. Bize bakır verin."