24 Nisan 2024 Çarşamba

Tam zamanı

Uzun bir süredir faşist terörün gözaltı, tutuklama, imha vb. kıskacındaki örgütlerin dağıldığı, yeni kadroların çıkarılmasında zorlanıldığı yerde, merhemi uzakta aramaya gerek yok. HDP sözcüsü ya da temsilcilerinin her fırsatta dile getirdiği 6.5 milyonluk kitledir. Kapı kapı, mahalle mahalle, sokak sokak bu kitleyi birebir örgütlemek zorundayız.

Faşist AKP-MHP iktidarı HDP'nin hesaplarını bloke ederek seçim sürecinde HDP'yi örgütsel olarak  etkisizleştirmeyi hedefliyor. Bu aynı zamanda HDP'yi kapatma hükmünün önceden verildiğinin alenen ilanı. HDP'yi kuşatma ve tasfiye etme saldırısının diğer cephesinde de Millet İttifakı özel bir rol alıyor. Bu çifte kuşatma ve tasfiye saldırısında sömürgeci siyaset tabir-i caizse bir işkence düzeneği gibi çalışıyor. Biri şiddetle ezip iradesini teslim almaya çalışıyor, diğeri HDP'yi yok sayıp hiçleştirmeye ve hatta kendine yedeklemeye çalışıyor. Bu iki burjuva blokun tasfiyeci teslim alma veya yedekleme siyaseti karşısında, HDP, ancak bağımsız varoluş çizgisini güçlüce ortaya koyarak çözüm ve çıkış yolunu açabilir. Yani, 3. Cephe'nin varoluşunun kudretini de inşa edecek olan yeni bir kitle seferberliğinin bu bakımdan tam zamanı.

Geçtiğimiz hafta AYM savcısı faşist hukukta dahi yeri olmayan bir uygulama ile daha kapatma davası sonuçlanmadan HDP'nin hesaplarına bloke koydurdu. Çok açık bir şekilde faşist şeflik rejimi, HDP ve onun mücadelesini örgütsel-fiziksel bakımdan tasfiye etmeye çalışıyor. Bu tasfiyenin hayata geçiremediği koşullarda da onun çizgisini belli bir sınırda tutmayı, partinin çalışmasını daraltmayı zorluyor ve partiyi kendine döndürerek kitleler nezdinde etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Her bakımdan mesajı açıktır: Topyekûn saldırı konsepti içerisinde devrimci ve demokratik mücadele alanlarını tıkamak, örgütleri etkisizleştirmek ve başta HDP'yi olmak üzere örgütlü mücadeleyi çıkışsızlığa sürüklemek istiyor.

Öte yandan da Millet İttifakı faşist terörün uzun süredir tazyiki altındaki HDP ve mücadele örgütlerini, biraz nefes alacak, kendini toparlayacak eğilimiyle yedeklemeye çalışıyor. Özelde AKP ve Erdoğan üzerinden geliştirilen 'Bunlar gitsin de, ne olursa olsun…' anlayışıyla HDP burjuva restorasyoncu zemine mahkûm edilmek isteniyor. Emekçi solun kimi popülist isimleri ve örgütleri de bu burjuva hegemonyacı görüşe bile isteye katkı sunuyor. Bu yedekleme siyasetiyle Millet İttifakı, başta HDP olmak üzere kimi emekçi sol örgütleri ve mücadele dinamiklerini ideolojik kararsızlık girdabına itmeye çalışıyor. Bu momentle çok açık ki, ideolojik ve siyasal yarma taktiği güdülüyor. HDP ve onun taleplerini görmezlikten gelme, dikkate almama, tecrit etme çaba ve tutumları bu siyasal strateji ve taktiğin somut anlatımı oluyor.

Tam da bu noktada bu iki gelişme bize yeniden sorular sordurmaktadır. Soruların cevabı, emekçi solun ve daha da önemlisi emekçilerin, ezilenlerin mücadelesinin yakın gelecekteki seyrini de etkileyecek cinstendir. Bunlardan birincisi, şu süreçte oluşmuş ideolojik bulanıklık içerisinde burjuvazinin emekçileri ve ezilenleri yedeklemeye çalışmasından daha tehlikelisi sahte bir umut ve kurtuluş hikâyesi ile burjuva restorasyonun yeniden inşasına ikna etme çabasıdır. Bunun karşısında verilecek temel cevap ise HDP ve onun ittifakının kendi kudretine yaslanarak mücadele ile seçimleri birleştirmesi ve kendi gücüne güvenerek seçimlerde bağımsız bir tavır takınmasıdır. Bu tavrın odağında emekçiler ve ezilenler için bu faşist düzenin ve onun sermaye düzeninin devamının ya da onun restorasyonun hiçbir yaraya merhem olmayacağı durur, durmalıdır. Başta Kürt sorunu olmak üzere rejimin yapısal kriz ve sorunlarında tekçi, savaşçı, inkârcı, sömürücü çizgisini bu her iki burjuva/faşist cephenin sürdüreceğinin ortaya konulması olmalıdır. Bu bakımdan HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan'ın açıkladığı "Kendi cumhurbaşkanı adayımızı çıkaracağız ve kendi bağımsız çizgimizde yürüyeceğiz" çıkışı son derece anlamlıdır. Ancak başta Emek ve Özgürlük İttifakı'nın bileşeni olan emekçi sol örgütlerin buna ikna edilmesi ve bu bağımsız tavrın hangi eksenlerde yürütüleceğinin ortaya konulması için somut adımlar atılmalıdır. Bu açıklamanın daha ileri taşınarak adayın somutlanması, onun hedef ve amaçlarının ortaya konulması şarttır. Eğer bu somut adımlar atılmazsa 3. Cephe'nin geleceğinin bir bilinmeze, kendi dışındaki kuvvetlerin inisiyatifine yani burjuvazinin ideolojik hegemonyasına ve stratejisine bırakılması anlamına gelir. Buna uygun adımlar atılmazsa burjuvazinin tahterevallisine binilir. Bu ise 3. Cephe ve onun varoluşu bakımından ölümcül bir hata olur. Bugün bakımından seçimler ve mücadele diyalektiğinde ideolojik belirsizliğe esaslı yanıtın eksenlerinden birisini bu somutlukta geliştirilecek pratik verecektir. Bu pratik örgütlenemezse burjuvazinin dolgu malzemesine dönüşme tehlikesi vardır. Bu varlık hakkını korumak ve varoluşunu gerçekleştirmek hem de karışan kafaların ideolojik açıdan berraklaşmasını sağlayacak şey aynı eksende birleşmektedir, o da kitleleri örgütlemekten geçer.

Uzun bir süredir faşist terörün gözaltı, tutuklama, imha vb. kıskacındaki örgütlerin dağıldığı, yeni kadroların çıkarılmasında zorlanıldığı yerde, merhemi uzakta aramaya gerek yok. HDP sözcüsü ya da temsilcilerinin her fırsatta dile getirdiği 6.5 milyonluk kitledir. Kapı kapı, mahalle mahalle, sokak sokak bu kitleyi birebir örgütlemek zorundayız. CHP'nin başı çektiği burjuva restorasyon ve onun destekçilerinin yaratmak istediği ideolojik kafa karışıklığına karşı; 'nasıl bir mücadele, nasıl bir yeni yaşam istiyoruz'u anlatmak yetmez, kavratmak da yetmeyecektir. Kitleyi bu yönde harekete geçirmek zorundayız. Bu başarıldığı oranda seçmen ya da oydaş olan ama pratik politikada yer almayan, örgütlerde görev üstlenmeyen bu 6.5 milyonluk kitle, bir mücadele kitlesine dönüştürülebilir. Bu bakımdan bir diğer yanda da burjuva ideolojisinin karşısında emekçiler ve ezilenlerin kendi geleceğini kendi yaratacağına olan inancın ve gücün kavratılması ile faşist rejimin mücadele etmeksizin seçimler yoluyla vb. gitmeyeceğidir. Örnek mi istiyoruz, işte Trump örneğinde ABD'de yaşanan darbe girişimi, daha dün Brezilya'da Bolsonaro'nun seçimleri kaybetmesi ve bu sonuçları tanımayıp darbe yapmaya kalkışmasında görülen örnekler çıplak gerçek olarak önümüzde duruyor.

Tam zamanı kendimizi yeni düzeyde örgütlemenin, kendimize, mücadele tarzımıza müdahale etmenin. Çünkü kitlelerin örgütlenmesi, uzun bir süredir sıkışan politika yapış tarzının gerçek muhataplarıyla politika yapılmasını hazırlayacak zeminin yeniden kurulmasını sağlayacak. Eleştirdiğimiz, bizi burjuva siyaset tarzına mahkûm ettiğini sık sık çeşitli platformlarda eleştirdiğimiz temsili siyaset tarzının yıkılmasının vesilesi olacak. Tam zamanı faşist şefin polisinin çemberine alınan temsilcilerimizin o çemberin dışına çıkmasını ve gerçek zeminine, kudretine kavuşmasını sağlayacak. Ama hepsinden daha önemlisi faşizmin kural tanımaz, önleme dayalı, zamansız ve sınırsız imha, inkâr, terör saldırıları karşısında yeni bir mücadele eşiğini yaratmamıza, antifaşist mücadeleyi büyütmemize vesile olacak. Kontrol edilemez, denetlenemez, çağrı yapıldığında her köşe bucaktan akan bir kitlenin yeni durumunda inşasına zemin hazırlayacaktır.