26 Ocak 2026 Pazartesi

Newal Deniz yazdı | Devlet tutanakları şimdi yayınlayarak ne amaçlıyor

Mecliste kurulan süreç komisyonunda yer alan MHP, AKP ve DEM Partili vekillerin Kürt ulusal demokratik hareketi önderi Öcalan ile yaptığı görüşmenin notları 1,5 ay sonra, tam da Rojava'ya dönük işgal saldırısı sürerken yayınlandı. Kafa karışıklığı yaratma, Rojava devrimini sahiplenme iradesini, direnişini kırma, gelişen Kürt ulusal birliğini zayıflatma amacıyla bugün yayınlanan görüşme notlarında, umut hakkından, silah bırakmanın Rojava ve Rojhilat'ı da kapsayıp kapsamadığına kadar pek çok konu yer alıyor.

Süreç kapsamında Mecliste kurulan komisyon üyelerinden MHP'li Feti Yıldız, AKP'li Hüseyin Yayman ve DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit'in İmralı Hapishanesinde Kürt ulusal demokratik hareketi önderi Abdullah Öcalan ile 24 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirdiği görüşmenin notları 23 Ocak günü yayınlandı.

Notların, Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine dönük Türk devleti ve bağlı çeteler, DAİŞ-HTŞ'nin ortaklaşa gerçekleştirdiği ABD'nin ve Avrupalı emperyalistlerin destek verdiği işgal saldırıları sürerken yayınlanması dikkat çekti.

Adına "Görüşme tutanağı" denilmesine rağmen metne görüşme notları denilmesi daha doğru. Çünkü, kişilerin ağzından çıkanların değil, ikinci kişinin anlatımı üzerinden aktarılması nedeniyle tutanak özelliği taşımayan metin görüşmenin anlaşılmasını oldukça zorlaştırıyor.

YİĞİTALP: TUTANAKLARIN TAMAMI YAYINLANSIN
Mezopotamya Ajansına konuşan HDP eski milletvekillerinden Sibel Yiğitalp de tutanakların Rojava'ya saldırının sürdüğü dönemde yayınlanmasının manidar olduğuna işaret etti, "Önder Öcalan'ı ve Kürt özgürlük hareketini tartışmaya açmak istiyorlar, tutanağın tamamını yayınlasınlar" çağrısında bulundu.

Yiğitalp'in de dediği gibi notların yayınlandığı zaman önemli ve manidar. HTŞ-DAİŞ ve Türk devleti destekli bilumum çetelerin, emperyalistlerin de desteğini alarak Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye'ye işgal saldırısı başlattığı, ambargoyla yeni doğan bebekleri kuvözlerde oksijensiz bırakarak, çocukları soğukta donarak katlettiği, hastaneleri bombaladığı; aynı zamanda Türkiye, Kürdistan, Avrupa ve dünyanın pek çok coğrafyasında Kürt ulusunun, antifaşistlerin, antiemperyalistlerin, enternasyonalistlerin Rojava devrimine sahip çıkma iradesinin güçlendiği bir dönemde yayınlandı bu notlar.

Notların temel hedeflerin biri kafa karışıklığı yaratmak, Rojava devrimini sahiplenme iradesini, Kuzey ve Doğu Suriye halklarının direnişi kırmak, darbelemek. Bir diğer hedef ise dört parça Kürdistan'da oluşturulan Kürt ulusal birliğini darbelemek. Direniş ve Kürt ulusal birliğinin darbelenmesiyle, Kürt ulusal demokratik hareketinin taleplerini en aza indirmek, kazanımları zayıflatmak hedefleniyor.

Peki bugün bakımından bu kadar önem atfedilen 16 sayfadan oluşan görüşme notlarında neler var inceleyelim. İki saat 50 dakika süren görüşmede, MHP'li Yıldız ve AKP'li Yayman'ın üzerinde en fazla durduğu nokta, Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Rojava ve Rojhilat'ı kapsayıp kapsamadığı. Bu konuda birkaç kez soru soran ve kendi konuşmalarında da bu konu üzerinde duran AKP ve MHP'li komisyon üyeleri, Öcalan'ın bu kapsamda daha net bir çağrı yapmasını amaçlamış görünüyor.

ÖNCEKİ GÖRÜŞME DÖNEMLERİ
Manifesto ve çok sayıda metinde olduğu gibi Öcalan bu görüşmede de tarihsel anlatımlar yapıyor. Özellikle Turgut Özal, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel'in iktidarda bulundukları dönemlerde gerçekleştirdikleri görüşmeler, bu görüşmelerde yapılan hatalar, neden sonuç alınamadığına ilişkin tespitler yapan Öcalan, yeni sürecin ilerlemesinin güvencesi olarak faşist MHP'nin lideri Devlet Bahçeli'yi gördüğünü ifade ediyor. Bahçeli'nin "Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini, bu kapsamda şükran" duyduğunu söyleyen Öcalan, yüz yıllık Türk-Kürt ilişki sistematiğine büyük katkı sunduğunu ekliyor.

Görüşme notlarında Öcalan, 1999'da uluslararası bir komployla Türkiye'de tutsak edilmesi sürecinde hangi ülkelerin nasıl rol aldığını da anlatıyor.

'SİLAHLI MÜCADELEYİ 1993'TE SONUÇLANDIRMAK İSTEDİM'
Kürt isyanlarına değinerek "Kürtlük isyanı" olarak tanımlayan Öcalan, PKK'yi kastederek, "kendisininkinin de aslında bir isyan olduğunu" söyledi. "Her ne kadar 'modern kurtuluş savaşı', gerilla demiş olsalar da bunun Kürdi isyan olmaktan öteye gidemediğini ve aşılmadığını, trajik bir hal almaya başladığını" söyleyen Öcalan, silahlı mücadeleyi 1993'te sonuçlandırmak istediğini, Özal'ın Talabani üzerinden kendilerine mesaj gönderdiğini belirterek şunları ifade ediyor: "Özal'ın kendilerine 'yaptığın her şey yanlış değil, Kürt kimliğini tanıtmada rolünü oynadın şayet silahlı mücadeleye devam edersen bütün çabalarının boşa gideceğini' belirttiğini, kendisinin düşündüğünü ancak geciktiğini, onların haklı olduklarını, o zaman toy olduğunu, tarihi bir esnada Özal'ın vefat ettiğini..."

PKK'nin sadece silah bırakmasının değil zihinsel olarak, düşmanlığın sonlanması gerektiğini söyleyen Öcalan, iki millet arasında kardeşlik ilişkisi bulunduğunu belirtti.

'REEL SOSYALİZM DÜŞÜNCESİNİ 1995'TE TERK ETTİM'
Öcalan, "reel sosyalizm" düşüncesini 1995'ten beri terk ettiğini söyledi. Silah bırakma sürecine ilişkin zihin dönüşümünün sancılı bir süreç olduğunu belirterek, bunun pratikte zaman alacağını, örgüt mensuplarını hazırlaması gerektiğini söyledi. Öcalan, Duran Kalkan'ın kendisinden daha çok "asla silah kullanmayacağız" dediğini aktardı.

'KANDİL'DE DEĞİŞİK SESLER ÇIKIYOR'
"Çözüm süreci" gergin olmasına rağmen "bin yıllık, yüz yıllık, anlık kardeşlik/çözüm kapısını aralayacaklarını" kaydeden Öcalan, Bahçeli'nin uzattığı eli, Erdoğan'ın "Malazgirt'te iç cephenin güçlendirilmesine" yönelik konuşmasını hatırlattıktan sonra, "Ancak örgütün Kandil'de değişik sesler çıkardığını, hatta eylem gerçekleştirdiğini, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü" söyledi. Öcalan, düşüncesinin Kandil'e ulaşmasının ardından tek taraflı ateşkes yapıldığını, buna bağlı kalındığını, Kandil'in 27 Şubat çağrısına harfiyen uyarak PKK'nin kendini feshettiğini, Bese Hozat liderliğinde silah yakma eylemi gerçekleştirildiğini hatırlattı.

AKP'li Yayman'ın, "Bazı siyasetçilerin, kişilerin söylemleriyle süreci zehirlediği"ni belirtmesi üzerine Öcalan, "PKK'de de bazı kişilerin bunu yaptığını, süreç içerisinde çalışma imkanları artarsa hepsini halledilebileceğini, ancak zaman istediğini, imkan ve koşullarının buna uygun olmadığını, kendisi hayattayken bu hamle ve yüzyılın başarılı geçeceğini, muhatapları buna 'terörsüz yüzyıl' derken kendisinin 'şiddetsiz yüzyıl' dediğini, en az muhatapları kadar katkı yapacak gücünün bulunduğunu" söyledi.

UMUT HAKKI
Öcalan, bu güne kadar yapılması gerekenlerin yüzde 70'ini yaptıklarını söyledikten sonra buna ek olarak Sabri Ok liderliğinde Türkiye'deki gerillaları çektiklerini hatırlattı.

Süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, çatışma çıkmadığını, yeni ölümler yaşanmadığını belirterek büyük bir politik açılım sağlandığını söyleyen Öcalan, görüşmenin birkaç yerinde Bahçeli'nin de gündemleştirdiği umut hakkının önemine işaret etti.

Görüşme notlarında umut hakkına ilişkin Öcalan'ın şu ifadeleri yer aldı: "Sn. (Devlet) Bahçeli'nin kendisinin 'Eğer imkanlar tanınırsa ben devlete hizmet etmeye hazırım' sözünü hatırlatıp, 'buyurun' demesi, hatta gerekirse umut hakkı da dahil olmak üzere DEM Parti grup toplantısında konuşmasını istemesinin' tarihi olduğunu,
"Sözünün arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,
"(...)
"PKK ile ilişkili olanların en üstten en alta hepsinin hukuki durumlarının açıklığa kavuşması gerektiğini, Sn. (Devlet) Bahçeli'nin 'umut ilkesi' önerisinin düşünülmesi gerektiğini, bu şekilde genel aftan kurtulunmuş olacağını, Türkiye için genel affın uygun olmadığını,
"Komisyona saygı ve selamlarını yolladığını, 'kararın yetkilerinde olduğunu, dolayısıyla konunun meclise taşınması gerektiğini',
"(...)
"Sn. Bahçeli'nin boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadığını, bu olmadan kendisinin çalışamayacağını, bu yapıldıktan sonra Suriye konusunda başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğini, mevcut durumu ile İsrail'e karşı çıkamayacağını, geçmişte Esad'ın yanında iken İsrail'in kendisini ne hale getirdiğinin gayet açık olduğunu..."

Kendisinin dahil olmaması durumunda yüz yıllık Türk-Kürt savaşının kaçınılmaz olacağını söyleyen Öcalan, "Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz" değerlendirmesinde bulundu.

SÜRECİ BOZMAK İSTEYENLER VAR
Ortadoğu'nun kaderini muhataplarının değiştireceklerini söyleyerek topu Türk devletine ve bugün temsilen AKP-MHP iktidarına atacağını kaydeden Öcalan, "PKK isyanının sebebini anlattığını, neden sona erdirdiğini ve büyük riskin mekaniğini açıklamak istediğini, her şeyin bildikleri gibi olmayabileceğini, kendisini yanlış anlamamalarını, Bahçeli'nin devleti en az kendisi kadar bildiğini, kendisinin de abartıyor olabileceğini, ama her ihtimalin hesaba katılması gerektiğini, tecrübesinin çok büyük olduğunu" belirterek, darbe mekaniğine işaret etti, süreci bozmak isteyenlere olduğunu belirtti.

İSRAİL'İN SURİYE PLANLARI
Almanya'da düzenlenen Kürt-Yahudi Kongresini ve Hewlêr'deki 6'ıncı Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumunu hatırlatarak bunların örgütlenmesinde Mossad'ın rolüne ve Almanya'nın himayesine değinen Öcalan, bu kongrelerde "Kürtlerin devlet kurma aşamasına geldiklerinde en büyük engel şu anda Apo'dur" denildiğini kaydetti. Bu kongrelerin anlamına değinen Öcalan, "Biz burada (İmralı) çözüme giderken onlar da orada çözüme gidiyor" yorumunda bulundu. Kendi önerisinin demokratik toplum, Almanya ve Hewlêr'deki toplantıları örgütleyenlerin önerisinin Kürt devletçiliği olduğunu belirten Öcalan, "İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu, çünkü Ortadoğu'nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail'in Ortadoğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini" söyledi.

'KÜRT HAREKETİ İÇİNDEKİ AĞIRLIĞIM İRAN, IRAK, SURİYE İÇİN DE GEÇERLİ'
İsrail'in Ortadoğu'da hegemonyasını kurmak için "Kürt devletçiliği"ne ihtiyaç duyduğu tespitinde bulunan Öcalan, bu kesimlerin başarısız olmaları için her şeyi yapacağını söyledi. İsrail'in Suriye'yi tamamen güdümüne alma çabasında olduğunu söyleyen Öcalan, bunun sakıncalarına işaret ederek izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

Öcalan'ın bu değerlendirmelerinden 1,5 ay sonra, 6 Ocak'ta Fransa'da gerçekleştirilen İsrail, ABD, HTŞ görüşmesinde tam bir uzlaşı sağlanarak Rojava'ya dönük başlatılan, Türk devletinin de dahil olduğu işgal saldırıları İsrail'in planlarına onay verildiğini gösteriyor.

Öcalan devamında kendisinin avantajını Kürt hareketi, Bahçeli'nin de milliyetçiler içindeki ağırlığı olarak tanımladı, kendi ağırlığının İran, Irak ve Suriye için de geçerli olduğunu söyledi. Öcalan, QSD Genel Komutanı Mazlum Abdî'nin kendisine en yakın kişi olduğunu anlatarak, kendisine bağlı olduğunu söyledi.

'ARADIĞIMIZ DEVLET TÜRKİYE CUMHURİYETİ'
Öcalan sözlerine şöyle devam etti: "Ne İsrail'in önerdiği İbrahim Anlaşması ne de İran'ın önerdiği Şii projesinin ilanının ülke çıkarımız için uygulamasının uygun olmadığını, bunun yerine demokratik entegrasyonun önemli olduğunu, demokratik Kürt oluşumuna dikkat edilmesi gerektiğini, devlet demediğini, muhatabının ne kadar demokratik milliyetçilik ise kendisininkinin de o kadar demokratik toplumculuk olduğunu, devlet ile ilgili bir parçadan bahsetmediğini, sonuç olarak aradıkları devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu net bir şekilde söylediğini, Kürtlerin bu devletle Ortadoğu'da yer alacaklarını, kendilerini demokratik olarak organize edeceklerini, federal özerklikle ilgisi olmadığını, bunun kendi icadı olmadığını doğru sosyalizm olduğunu, sola böyle anlattığını..."

SURİYE'DE BİR ŞEYLER DÖNÜYOR
Rojava/Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimine dönük işgal saldırıları başlamadan önce gerçekleştirilen bu görüşmede Öcalan, "Suriye'de şu an bir şeyler döndüğünü, Suriye'yi çok iyi tanıdığını çünkü 20 sene orada yaşadığını" belirtti.

Suriye meselesinin Türkiye kadar önemli olduğunu kaydederek, Esad ailesiyle ilişkilerini anlatan, uzun yıllar Esad'ın yakın himaye ve desteği ile yaşadığını aktaran Öcalan, QSD'nin ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını, buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini söyledi.

ROJAVA'DA SADECE ASAYİŞ KAPSAMINDA ASKERİ GÜÇ BULUNACAK
Suriye'de Araplar, Türkmenler, Çerkesler, Ermeniler bulunduğunu hatırlatarak bu kesimlerin kendisini "sivil toplum" haline getirerek örgütlemesi gerektiğini ve yerel demokrasinin önemli bir yerde durduğunu söylüyor Öcalan. Arap aşiretlerinden birkaç ailenin Halep'in rantını kendine bağlayabileceği ve bunun tedbirini almak gerektiği konusunda uyarıyor.

Komisyon üyeleri MHP'li Feti Yıldız ve AKP'li Hüseyin Yayman'ın Suriye söz konusu olduğunda Rojava'daki askeri gücün tasfiyesine yönelik sık sık sorular yönelttiği görüşmede Öcalan, Rojava'ya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Türkiye için istediğini Suriye için de istediğini, bunun yerel demokrasi ve komün (demokratik belediyecilik) olduğunu, bu konuyu her gün düşündüğünü, bu kapsamda onlarla (QSD) diyalog kurabileceğini, onların kendisini dinleyeceklerini düşündüğünü ancak bu anlamda tek taraflı hareket etmeyeceklerini, Ahmed El-Şara'nın da QSD gibi demokratik Suriye için pozitif adımlar atması gerektiğini..."

MHP'li Yıldız'ın QSD'nin imzaladığı 10 Mart anlaşmasını esas aldıkları, AKP'li Yayman'ın Öcalan'ın QSD'nin de lideri olduğu, Suriye'de silah bırakılması için somut adımlar atılması beklentisini dile getirmesinin ardından Öcalan, "Suriye konusunda kendisinin önerisinin yerel demokrasi olduğunu, (AKP'nin) kuruluş esasının belediyecilik olduğunu, yasanın eksik yönleri olduğunu ve bütün şehirlere bu yasayı yaymak istediğini, yerel demokrasi Atina demokrasisinde her bölgeden bir delege seçildiğini ve onların o bölgeyi temsil ettiklerini bunun yerellik ve demokrasi olduğunu, Suriye için ne mezhep ne etnik temelli, yerel bağlamda güçlendirilmiş bir demokrasi gerektiğini düşündüğünü, asıl sorunun bu kavramın içeriğinin nasıl doldurulacağı ve Anayasa'ya nasıl dahil edileceği olduğunu, "Bir devlet için merkezi üniter güçler kadar bölgesel yerel demokrasinin de gerektiğini, biri olmadan bir diğerinin olmayacağını, (F. Yıldız bunun üzerine; Suriye'de yerel demokrasilerin bir savunma gücü olup olmayacağı sormuştur) asayiş kapsamında güçlerin bulunacağını, Suriye'de iki gücün kaynaştırılması gerektiğini, Suriye'de Arap milliyetçiliğinin güçlü olduğunu, Suriye'de Esad ailesinin yaptıklarının ortada olduğunu, eğer demokratik şartlar sağlanmaz ise Ahmed El-Şara'nın da yarın bir diktatöre dönüşebileceğini,
"QSD de dahil ustaca, kardeşçe ve yavaşça halledeceğinin sözünü verdiğini, bir çağrıyla olmayacağını, yoğun bir ilişki gerektiğini ve diyalog olmadan nasıl yapacağını..." söyledi.

'TÜRKİYE'DE DEMOKRATİK CUMHURİYET, ORTADOĞU'DA DEMOKRATİK ORTADOĞU'
Türkiye merkezli başlayan "entegrasyon"un Suriye, Irak ve birlikte çalışmaları halinde İran'ı da kapsayabileceğini kaydeden Öcalan, hedefinin Türkiye'de demokratik cumhuriyet, Ortadoğu'da demokratik Ortadoğu olduğunu söyledi. Öcalan, "Büyük ve sorunlarını çözmüş Türkiye istediklerini, sadece silahların terki değil kafadaki izleri sildiklerini ve en önemlisi de bölgede en yakın dönemde Ortadoğu'daki bütün dinlere, halklara, kültürlere bir ortaklık modeli önereceklerini" söylerken, AKP'li Yayman'ın merak ettiği ise Suriye'nin petrol kaynakları ve sınır kapılarının ne olacağıydı. Öcalan bu soruya, "Bir paylaşım modeli geliştirilebileceği" yanıtını verdi.

Görüşmede hukuki düzenlemeleri komisyona bıraktığını belirten Öcalan, "PKK'nın feshi, silahtan arındırılması adımlarından sonra da tekrar pozitif adımlar atacağını" söyledi, "bu sebeple komisyonun çıkaracağı kanunun konuya özgü bir kanun olması gerektiğini, PKK ile ilişkili olanların en üstten en alta hepsinin hukuki durumlarının açıklığa kavuşması gerektiğini, Bahçeli'nin 'umut ilkesi' önerisinin düşünülmesi gerektiğini, bu şekilde genel aftan kurtulunmuş olacağını, Türkiye için genel affın uygun olmadığını" kaydetti.

Ardından MHP'li Feti Yıldız, AKP'li Hüseyin Yayman ve DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit konuştu.

Yıldız konuşmasında, Öcalan'ın konuşması sırasında sık sık dile getirdiği 27 Şubat çağrısını -Rojava'yı da kastederek- "PKK'nin bütün bileşenlerine söylediğini bildikleri"ni iddia ederken, Öcalan araya girerek İran'da örgütlü PJAK üzerinden bir değerlendirme yaptı. "İran'da her gün idamların yaşandığını, kendisinin İran'dan 'Azeriler ve Kürtler için demokratik haklar vermesini ve idamları sonlandırmasını' isteyeceğini, bunun için inisiyatif kullanmaları gerektiğini, tabii bunun savaş anlamına gelmediğini, ancak idamlar devam ederken (PJAK) silah bırakmayacaklarını" söyleyen Öcalan, İran'la bir diyalog ve ateşkes sürecine girilmesini, bir entegrasyon çalışmasının İran'a dayatılmasını istedi.

Rojava'ya dönük saldırının gerekçesi haline getirilmeye çalışılan ve Bahoz Erdal'ın Rojava'ya gittiği iddialarını gündeme getiren AKP'nin komisyon üyesi Yayman da "PKK'nin Irak'tan çektiği güçlerini Suriye'ye gönderdiği yönünde gözlemleri" olduğunu söyledi. Yayman, Rojava'yı kastederek bütün Türkiye'nin kulağının burada olduğunu, buradaki havanın tüm bölgeyi etkileyeceğini, bunun Türkiye ve bölge adına tarihsel olduğunu söyledi.

"Komisyon ve Türkiye adına başarmak zorunda olduklarını" söyleyen Yayman, aksi halde sokaktaki iklim ve havanın bambaşka bir hale dönebileceği tehdidinde bulundu. 

Yayman, "görünmez el" ve "darbe mekaniği" tespiti yaparak, "buradan çıkmanın yolunun Suriye'de de Türkiye'de de, her yerde örgütün Abdullah Öcalan'ın çağrısına uyması olduğunu" iddia etti. Yayman bu konuda direnç bulunduğunu belirterek örgütün merkezini Kandil'den Suriye sahasına taşıdığını öne sürdü. Yayman, Öcalan'dan "örgütün lideri olarak" kesin talimat vermesini istedi, bu gerçekleştiğinde başka bir iklimin gelişeceğini savundu.