6 Aralık 2021 Pazartesi

'Kobanê Davasında yargılanan kadınlara gözdağı verilmek isteniyor'

Kobanê Davası avukatları yargılanan müvekkillerinin erkek devlet tarafından hedef alınarak, topluma kadınlar üzerinden gözdağı verilmek istendiğini kaydetti. Avukatlar, müvekkillerinin içeride kendilerinin ise dışarıda mücadele ettiğini vurguladı. 

Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, Toplumsal Hukuk ve Ankara Kadın Platformu'ndan kadınlar 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla kadın mücadelesi yürüttükleri gerekçesiyle Kobanê Davası'nda yargılanan kadınlar için ÖHD Ankara  Şubesi'nde basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan avukat Sinem Coşkun, 25 Kasım'ın önemine işaret ederek, Kobanê Davası'nda yargılanan kadınların yürüttüğü mücadeleye dikkat çekti. Türkiye'de uzun süredir kadına karşı şiddet, sömürü ve eşitsizlik uygulamalarına karşı mücadele eden ve her türlü konuda kadınlarla dayanışan kurumların yargı eliyle baskı altına alınmaya çalışıldığını belirten Coşkun, "Kadın kurumları kapatılmakta, kadın mücadelesi verenler tutuklanmakta ve yargı baskısı ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Bunun süregelen bir sürü örneği bulunmakla birlikte kadınlara yönelik bu baskılardan biri de son dönemde Kobanê Davası'nda gerçekleşmektedir. Kadın mücadelesinde yer alan kişiler başkaca yargılamalarda olduğu bu davada da, yargı eli ile devlet şiddeti uygulanarak sindirilmeye çalışılmaktadır. 6 senedir süren bir soruşturmada herhangi bir gözaltı işlemi uygulanmamış iken, dosyada bir anda gizlilik kararı alınmış ve bir siyasi operasyon ile toplu olarak birçok kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınanlar arasında; kadın mücadelesi yürüten, kadın hakları aktivistliği yapan birçok kadın bulunmaktadır" şeklinde konuştu.

'KADIN MÜCADELESİ YARGILANAMAZ'
Dosyada kadınların verdikleri mücadele kapsamında yaptıkları eylemlerin suçlama konusu yapıldığını vurgulayan Coşkun, "Unutulmasın ki; Mirabel Kardeşler'in öldürülmesinden bir yıl sonra bu diktatörlük sona erdi. Kadın mücadelesinin, tüm baskılara rağmen kazanacağını biliyoruz. Kadın mücadelesinin yargılanamayacağını da bir kez daha ifade etmek isteriz. Bizler kadın mücadelesi veren arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu belirterek; 29 Kasım'da Sincan Cezaevi Kampüsü'nde devam edecek duruşmalara katılma ve dayanışma çağrısı yapıyoruz" dedi.

'KADIN MÜCADELESİNDE YER ALAN İSİMLER HEDEF ALINDI'
Ardından söz alan dava avukatlarından Çiğdem Kozan, bugünün anlamına denk düşen bir siyasi yargılamayla karşı karşıya olduklarına dikkat çekti. Toplu bir şekilde hiçbir hukuki gerekçesi olmadan davada yargılananların yıllar sonra gözaltına alınarak tutuklandığını hatırlatan Kozan, "Ve tabii yine kadın mücadelesinde yer alan isimler ve kadın mücadelesi hedef alındı. Eril düzende kadınlar her zaman hedef oldu zira sistemi değiştirecek olanlar kadınlardı. Şimdi de gözaltılar, tutuklamalar, ihraçlar, sürgünler yoluyla korku atmosferi hedefleniyor. Kadın mücadelesi terörize edilerek, kadın kurumları kriminalize edilerek meşruluğunu yitirmesi için geliştirilen bu politikalar, tamamen özgür kadın kimliğinden korkunun ifadesidir. Kadın özgürlüğüne karşı yürütülen saldırılara cevap olanlar yıllardır sindirilmek isteniyor. Biraz önce de ifade ettim, Kadın kuruluşları kriminalize edilerek kapatıldı ve buralarda faaliyet yürüten kadınlar yargının konusu olmayan sebeplerle, tamamen siyaseten yargı önüne getirildi. Bugün, bu davada da kadına yönelik şiddetin devlet şiddetiyle iç içe geçtiği açıkça görülmektedir" ifadelerine yer verdi.

'BARIŞ MÜCADELESİ YÜRÜTEN KADINLARLA TOPLUMA GÖZ DAĞI VERİLMEK İSTENİYOR'
Müvekkili Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat Ata açısından da bu durumun söz konusu olduğunu vurgulayan Kozan, "Müvekkilim; 2 dönem milletvekilliği yapmış, hukukçu, insan hakları ve kadın hakları aktivisti. Kadın çalışmaları alanında DÖKH, KJA, TJA ve Rosa Kadın Derneği'nde çalışmalar yürütmüş bir kişi. Kobanê Davası adı altında, müvekkile yöneltilen suçlamalar ve tutukluluk gerekçesi yapılan eylem ve etkinliklerdeki tüm açıklamalar; kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi ile çatışma-çözüm ve barış mücadelesi ekseninde yapılmıştır. Özgür Kadın Kongresi'nin (KJA) çözüm sürecinde kurulması, çözüm süreci sonlandırılırken sürecin devamı için yapmış olduğu açıklamalar, gerçekleştirilen buluşmalar ve yapılan çağrılardan oluşmaktadır. Müvekkile yöneltilen, suçlama konusu edilenler bunlardan ibaret olup; tamamı kadın mücadelesi ve kadın barış mücadelesi kapsamındadır. Bu davada, devlet, yargı eli ile kadın mücadelesi yürüten kişileri tutuklu yargılayarak etkisizleştirmeye çalışmakta ve aynı zamanda barış mücadelesi yürüten kadınlara ve topluma gözdağı vermektedir" dedi.

'YARGIÇLIK VE HEKİMLİK DEĞİL, DÜŞMANLIK YAPMAKTALAR'
dava avukatlarından Nuray Özdoğan da yargılamadaki baskıların tutuklanma koşullarında da devam ettiğini söyledi. Bu duruma ne mahkemenin müdahale ettiğini ne de bakanlık nezdindeki başvurulardan yanıt alabildiklerini kaydeden Özdoğan, "Yargılananlardan özellikle Aysel Tuğluk'un durumu önem arz ediyor. O hayatını siyasete adamış bir siyasetçi ve üzerinde devletin düşmanlığı üst düzeyde. Sağlığı için yapılan başvurular reddediliyor ve bu durum mahkeme gündemine getirilmiyor. ATK, raporunda oldukça düşmanca bir tutumla var olan sağlık raporlarına rağmen, tavır ve davranışlarının samimi olmadığı yönünde sübjektif bir tavırla 'cezaevinde kalabilir' raporu veriyor. Hiçbir delil olmadan sadece siyaset yaptıkları için tutuklandılar ve yargılanıyor. Tutuk halinin devamı sağlık durumunun derinleşmesi demektir. Bu tutum Kürt kadın siyasetçilere yönelik düşmanca tavırların devam ettiğini gösteriyor. Birçok ağır hasta mahpus gibi Aysel Tuğluk için de ATK 'cezaevinde kalabilir' raporu verdi. Bu konuda hem Ankara 22'nci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti hem de bu hukuksuz raporlara imza atan hekimlerin bu meslekleri yapmamaları gerektiğini söylüyoruz. Bunlar yargıçlık ve hekimlik değil, düşmanlık yapmaktalar" diye belirtti.

'ONLAR İÇERİDE BİZ DIŞARIDA MÜCADELE EDİYORUZ'
Dava avukatlarından Maviş Aydın ise, erkeğin kadını, kendisine biçtiği rol dışında başka bir rolde gördüğünde başka politikaları devreye koyduğunun altını çizdi. Aydın, "Eril zihniyetin erkekliğe yansıyan biçimi devlettir. Devlet özelde politik alanda siyaset yürüten kadınlara dönük şiddete başvurabiliyor. Kadına şiddete karşı mücadele ettiği için yargılanan kadınlarda devletin kadına şiddet yüzünü çok net görüyoruz. Kobanê dosyasında yargılanan kadınların tamamının tek yargılanma gerekçesi kadın mücadelesi yürütmesi. 8 Mart, 25 Kasım eylemlerine katıldıkları yönünde gizli tanık ifadeleriyle tutuklandı kadınlar. Bunlardan ikisi Dilek Yağlı ve Meryem Adıbelli. Dışarıda kadınlar olarak şiddetin birçok versiyonuna maruz kalıyoruz ancak cezaevinde bu koşullar çok daha zor. Onlar içeride de mücadelelerini sürdürüyorlar. Bizler de dışarıda mücadele etmeye devam ediyoruz. Hep birlikte bu mücadeleyi büyütmek için çabalamaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.