21 Temmuz 2024 Pazar

İbrahim Okçuoğlu yazdı | Karadeniz'de keşfedilen gaza biraz da farklı açıdan bakmak gerekmez mi?

Karadeniz'de bulunan doğal gaz Türk burjuvazisinin bu alanda kapsamlı bir politika geliştireceğine işaret etmektedir. Enerjide dışa bağımlı olmamak diktatör Erdoğan'a savaş programını geliştirme ve uygulama imkanı verecektir. Libya ve Doğu Akdeniz paylaşımında daha cüretkar olmasına hizmet edecektir. Bunun arkasında Ege ve adalar sorunu gündeme gelecektir.

Diktatör Erdoğan'a göre 21 Ağustos 2020 çok önemli bir tarih olsa gerek. Hanesine 'altın harflerle' yazılması/kazınması gereken bir tarih. Bir milat. Ne de olsa Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz keşfini açıkladığı tarih. Büyük bir "müjde". Tabi ki, bunu bütün dünyaya muştulamak da diktatör Erdoğan'a düşerdi. Diyelim ki, görevini yaptı.

Kısa sürede Türkiye'de ne kadar çok konu uzmanı olduğunu öğrendik. "Maşallah" sürüsüne bereket. Ancak birkaçı hariç diğerleri toptan "konu mankeni"; "Türkiye atom bombası üretti, Ay'a insan gönderiyor" deseniz bu aynı "konu mankenleri" konu uzmanı olarak TV tartışmalarında yerlerini alacaklardır. Bu meselenin bir yönü.

Diğer taraftan diktatör Erdoğan, bu kez salt içe dönük "müjde" vermedi. Cuma günü "Büyük bir 'müjde' vereceğim" diye bütün dünyayı meraklandırdı. Dolayısıyla bu "müjde" hem iç kamuoyuna hem de dış kamuoyuna verildi. Bu nedenle Karadeniz'de keşfedilen doğal gazın tahmini miktarı gerçeği tam yansıtmıyor gibi geliyor bana. Muştulamayı taksit taksit yapacağını sanıyorum. Aksi taktirde bu "müjde"nin Erdoğan açısından dünya piyasasında siyasi ve ekonomik olarak bir getirisi olmayacaktır.

"Müjde"den sonra bakanlar, değişik kurum başkanları, gazeteciler vb. yapması gerekeni yaptılar. Kimisi, örneğin damat gaz bulundu "eksen Türkiye" dedi; kimisi Türkiye'yi uçurdu; kimisi Türkiye'yi artık cari açık veren değil, cari fazla veren ülkeler arasına yerleştirdi; kimisi, gaz bulgusunu Türkiye ekonomisi için bir devrin başlangıcı saydı ve küresel güç olabilme rüyası görmeye başladı; öyle ki, bu gaz bulgusu İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç tarafından "Türk çağının işaret fişeği" olarak ilan edildi; kimisi enerji ithalatını enerji ihracatına çevirdi; kimisi Türkiye'yi enerjide oyun kurucu ülke konumuna getirdi. Açıklamanın yapıldığı 21 Ağustos'tan bu yana burjuva basın nasıl lig atladığımızın, bir level yukarıya çıktığımızın, dünya ekonomileri arasında üst sıralara tırmandığımızın haber ve yorumlarıyla dolu.

Ancak, tahmini miktarı ne kadar olursa olsun bu gaz keşfi küçümsenmemelidir. -Bulgunun parasal büyüklüğü 480 milyar lira ve gaz miktarı da 320 milyar metreküp- Bu,  bir balon değildir. Şüphesiz, ortada sadece bir bulgu var. Burası doğru. Ancak, Erdoğan, bütün dünyanın gözü önünde kendini maskara yapacak bir durumla karşı karşıya kalma pahasına bu "müjde"yi vermemiştir diye düşünüyorum. Diktatör kendini "büyük oyuncu", sadece oyun bozan değil, aynı zamanda oyun kuran olarak görüyor; kendini "primus inter pares" (Eşitler arasında birinci) olarak görmese de eşitlerden birisi olarak görmektedir. Bu nedenle dünya kamuoyuna arkası gelmeyecek bir "müjde" veremezdi.

Keşfedilen doğal gaz sorununa Türk burjuvazisi, jeostratejik olarak yeniden şekillenme sürecinde olan dünyada kendi konumu açısından bakıyor. Revizyonist Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra çok rekabet merkezli dünya ilişkileri, Çin'in sahaya gerçek anlamda inmesiyle yerini ittifaklaşma eğilimine bırakacaktır. İttifaklaşmanın maddi zemininin olmadığı eğilimden, yani içinde yaşadığımız ilişkilerin sonlanmaya başladığı eğilimden, ittifaklaşma eğiliminin güçlenmeye başlayacağı sürece giriyoruz. Türk burjuvazisi bu süreçte yerini, kendine göre doğru olduğu jeopolitik güç/güçlerin yanında konumlandırmanın çabası içindedir. (Bu eğilimler, ittifaklar, dünyayı yeniden şekillendirecek güçler ayrı yazı konularıdır.)

Keşfedilen doğal gazın doğrudan sonuçları da olacaktır. Sorun bu açıdan da ele alınmalıdır:

Birincisi: Kullanabilmek için normal olarak 5-10 senelik bir zaman ihtiyaç var dense de -Erdoğan 2023'te bu işi bitireceklerini söylüyor- bu gazın daha şimdiden etkisini göstermesi için Türk burjuvazisi elinden geleni yapacaktır. Bu gaz, bir türlü teminattır; yatırımcı çekmek, kredi bulmak, veya borçları ertelemek vb. söz konusu olduğunda henüz üretilmemiş gaz teminat olarak gösterilebilir.

İkincisi: Doğal gaz temini için yapılan uzun vadeli anlaşmaların bir kısmı 2-3 sene içinde sonlanıyor. Yenilenmesi, fiyat üzerinde Türk burjuvazisinin işi kolaylaşabilir.

Üçüncüsü: Silahlanma sanayini güçlendirmek için eline ek sermaye imkanı geçecektir.

Dördüncüsü: Kısa zamanda kullanma durumunda sanayide girdi azalacak –ucuzlayacak- bu da artı değerin artmasına neden olacaktır.

Beşincisi: Doğal gazın çıkarılması, işlenmesi ve ulaştırılması sektörlerinde faal olan şirketler olağanüstü  büyüyeceklerdir.

Altıncısı: Doğal gaz üretimi yan sektör olarak örneğin kimya sanayini de olumlu etkileyecektir.  

Yedincisi: İstihdamda belli bir canlanma olacaktır.

Ancak, bunların hepsi geçicidir; etkisi doğal gazın miktarıyla sınırlıdır.

Açık ki, Türk burjuvazisi enerji konusunda bu gaz bulgusundan sonra sürekli dillendirilen, özellikle de 2017'den bu yana üzerinde çalışılan bir "ulusal enerji politikası" oluşturmaya çalışmaktadır. Aynen yeni ulusal güvenlik politikası oluşturulduğu gibi. Bunu yapmaları büyük bir ihtimaldir, çünkü ulusal güvenlik politikasının uygulanması güçlü bir silah sanayine; askeri-sanayi kompleksine, bu da ulusal, dışa bağımlı olmayan bir enerji politikasına -enerji teminine- bağlıdır. Şimdiye kadar bu politikanın iki ayağını -ulusal güvenlik politikası ve askeri-sanayi kompleksi- geliştirdiler. Üçüncü ayak, yani enerji sorunu Türk burjuvazisinin ve ekonomisinin belini kıran, her yıl en azından 50-60 milyar dolara mal olan ve enerjiyi dışarıdan temin etme bağımlılığını beraberinde getiren bir ayaktı. (Her ekonomik ve siyasi kriz döneminde, enerji alınan her ülkedeki siyasal ve ekonomik gelişme Türk burjuvazisinin karşısında enerji güvenliği sorunu olarak çıkmıştır.)

Karadeniz'de bulunan doğal gaz Türk burjuvazisinin bu alanda kapsamlı bir politika geliştireceğine işaret etmektedir.

Enerjide dışa bağımlı olmamak diktatör Erdoğan'a savaş programını geliştirme ve uygulama imkanı verecektir. Libya ve Doğu Akdeniz paylaşımında daha cüretkar olmasına hizmet edecektir. Bunun arkasında Ege ve adalar sorunu gündeme gelecektir.

Aslında enerji politikasında Libya önemli bir sorun çözücü rol oynayabilir. Ancak, orada kalıcılığın şimdilik hiçbir garantisi yok.

Diktatör Erdoğan önderliğinde Türk burjuvazisi Karadeniz'deki bu doğal gaz bulgusunun domino etkisini hem aynı bölgede bulgular için hem Doğu Akdeniz'de rekabette üstünlük ve  doğal gaz/petrol bulgusu için hem de iç kamuoyu ve dünya politikasında yer edinme için kullanacaktır; diktatör niyetini saklamamaktadır.
   
Önemli olan, Türk burjuvazisinin açık/derin denizlerde petrol ve doğal gaz sondaj ve arama kabiliyetine sahip olmasıdır. Şimdiye kadar bu iş kiralama üzerinden yapılıyordu. Hem pahalı hem de gemi kiralaması, soruna jeopolitik açıdan bakıldığı için mümkün olmuyor veya gecikmeli oluyordu. Şimdi Türk burjuvazisi sadece kendi emrinde olan bir sondaj ve arama filosuna sahip. Bu alanda dünyanın sayılı birkaç ülkesi arasına gidi.

Bu filo çok önemlidir. Önemli olmasaydı, Doğu Akdeniz'de sondaj ve arama faaliyetlerini sürdürmesi ya imkansız ya da çok zor/pahalı olacaktı. Bu teknolojiye sahip olması ve kullanması Türk burjuvazisine büyük avantaj sağlamaktadır. Boşuna böbürlenmiyorlar.

Bu filonun önemli bir misyonu daha var: Her şeyden önce derin denizlerde sondaj ve arama konusunda ucuza çalışacaklar, bir takım imkanı, parası olmayan, ama petrol ve doğal gaz bulma durumu olan ülkelerle uzun vadeli işbirliğine gireceklerdir. Böylesi ülke çok. Yani bu alanda dünyanın en büyükleriyle rekabet edecekler. Bu rekabet, ekonomik getirinin ötesinde imkanları beraberinde getirecektir. Şimdiye kadar bu sondaj ve arama işlerini yapan tekellerin/ülkelerin sondaj ve arama politikasını Türkiye de uygulamaya başlayacaktır.

Bu filo Türk burjuvazisine enerji alanında -sondaj ve arama- emperyalist çıkarlara göre hareket etme imkanı vermektedir.

Türk burjuvazisi 5 gemiyle gaz ve petrol peşinde koşuyor; bu, savaşı da içeren bir rekabettir.

Jeopolitik güçlerin dünyayı yeniden jeostratejik olarak şekillendirme rekabetinde Erdoğan yer almak için acele etmektedir.

Şüphesiz ki, bu gaz bulgusu halkın "refah"ına bir biçimde yansıyacaktır. Ancak, bir birim yansırsa burjuvazi 10 birimini savaş programı için kullanacaktır; silahlanma sektörünü geliştirecektir. Erdoğan demek, savaş programı demektir. Bu programın bütün yükü işçi sınıfı ve emekçilerin sırtına yıkılmaktadır, yıkılacaktır.

Yeni ulusal güvenlik adı altında Türk burjuvazisinin niyetinin ne olduğunu Rojava'da, Güney Kürdistan'da, İdlib'de, Libya'da gördük; yayılmacılığın, emperyalist politikanın sonucu olarak işgal ve tahakküm altına almak. Sırada Ege ve adaların, Trakya'nın olduğunu, Kafkasya'da "hak" iddialarını hiç saklamıyorlar.

Şüphesiz ki bu gaz, bir "milli servet"tir. Burjuvazi, bu serveti, servetin esas sahiplerine; işçi sınıfı ve emekçi yığınlara karşı da kullanacaktır; onun mücadelesini bastırmanın araçlarına dönüştürecektir.