14 Haziran 2024 Cuma

Geleceğimizin işgaline karşı ayağa kalk

Kanal'ın açılacağı bölgedeki bataklıktan çıkan çürük yumurta kokusu da sarabilir İstanbul'u, ya da Kuzey Ormanlarının kokusu. Kanal İstanbul'la geleceklerimiz işgale açılıyor. Bu sadece bir bölgeyi, bir mahalleyi, bir ormanı etkilemeyecek. İşgal edilecek olan bütün geleceğimiz olacaktır.  Geleceğini kaybetmek istemeyenler şimdiden hazırlanmalıdır. Bir öfkenin ve itirazın kuvveye fiile dönüşmesi için tek yol harekete geçmektir.

AKP ekonomik, siyasi ve toplumsal kriz koşullarında doğmuştu. İç ve dış koşulların yarattığı avantajlara dayanarak kendini bir efsane gibi sunmuş ve bu söylencenin toplumsal bir karşılığı olmuştu.

Ne var ki deniz bitti. Yaklaşık bir yıldır somut biçimde etkileri gözlemlenebilir hale gelen, gittikçe derinleşerek kontrolden çıkan ve daha birkaç yıla yayılabileceği düşünülen ekonomik kriz bir zamandır oldukça yara alan 'efsanenin' cenaze töreni olmaya aday.

AKP'nin bir ekonomik modelinden bahsedilecekse inşaat ve ranttan öte bir şeyden bahsetmek zordur. Tüm kamu işletmelerinin, tarım ve doğanın rant haline getirilerek uluslararası tekellere, işbirlikçilerine ve yandaş sermayeye peşkeş çekilmesi; dev ulaşım ve inşaat projeleriyle kamu kaynaklarının sermayeye aktarımı onun 'ekonomik mucizesi'nin alameti farikasıdır.

Sarayın toplumsal meşruiyetini sağlayan destek kolonları Rojava, Gezi ve 7 Haziran yenilgileriyle sarsılmıştı. Ancak şovenizm, savaş ve faşist saldırganlık ipine sarılarak toplumsal tabanındaki zayıflamayı kriz yönetimiyle tolere edebilmişti. Ne var ki ekonomik krizin yarattığı basıncın ulaştığı düzey, Sarayı ayakta tutan tek kolon olan 'ekonomik mucize'nin de sonuna gelindiğine işaret ediyor.

Ekonomik kriz Saray rejiminin yaslandığı sermayeyi içine aldığı oranda iktidarın iç birliği dağılmakla kalmıyor, şovenizmle ayakta tutulmaya çalışılan toplumsal destek de çözülüyor.

Son günlerde öne çıkan Kanal İstanbul tartışması bu arka plana bağlı olarak düşünüldüğünde daha bütünlüklü bir anlama kavuşuyor. AKP'nin 'ustalık dönemi'nin vizyonu olarak gündeme getirilen bu 'çılgın proje' bir dizi çelişkiyi kendinde birleştirerek Saray'ın yeni savaşının sembolü haline geliyor. Efsane 'çılgın projeyle' ölüm döşeğinden kaldırılmaya, canlandırılmaya çalışılıyor.

Kanal İstanbul'u bu kadar önemli hale getiren bu çelişkiler neler?

Birincisi Saray rejimi Amerika ve Rusya arasındaki hegemonya savaşında izlediği, dengelere oynayarak yol alma siyasetinin sonuna geldi. Kanal İstanbul ile uluslararası anlaşmalarla bağıtlanan (Montrö Anlaşması) Boğazlar rejiminde alternatif güzergahlar yaratılarak jeopolitik bir avantaj yaratılmak isteniyor. NATO'ya Rusya'nın genişleyen etkisini zayıflatmak için bir sopa verilerek jeopolitik denge siyaseti için yeni bir kanal açılmak isteniyor.

İkincisi; emperyalist merkezler arasında tırmanan ticaret savaşında yer tutulmaya çalışılıyor.

Üçüncüsü; toplamda 200-300 milyarı bulması öngörülen fiyatıyla rant ve sıcak para döngüsünü hızlandıracak ve ekonomik krizin yarattığı basıncı düşürecek bir kaynak yaratılmak isteniyor.

Böylece  Suriye/ Rojava savaşında kaybedilen jeopolitik değer kaybı tahkim edilerek sömürgeci siyaseti sürdürülebilmek, ticaret savaşından pay alabilecek bir pozisyon elde etmek, yandaşları başta gelmek üzere sermayeyi yatıştırabileceği bir rant yaratmak ve iç gerilimlerini bastırmak amaçlanıyor.

Peki bu ne pahasına yapılmak isteniyor?

Milyonlarca ağaç kesilip, proje alanı yapılaşmaya açılarak, İstanbul'un nefes boruları kapatılarak, cansuyu talan edilerek ekolojik bir yıkımın önü açılıyor.

Karadeniz ve Marmara'nın doğal dengesini bozarak ekolojik bir yıkımın yolu açılmakla birlikte, yakın, orta ve uzun vadeli sonuçları olabilecek ve türlerin yok olmasından, deprem başta gelmek üzere ekolojik dengeye müdahaleden kaynaklı insani ve ekonomik kayıpları misliyle arttırabilecek bir süreç başlatılıyor.

Dahası proje yap işlet devret modeli kapsamına alınarak kamu kaynakları sermayeye, zenginlere peşkeş çekilmek isteniyor. Böylece ekonomik krizin yükünün emekçilere yüklenmesi ve bunun sonucu olarak toplumsal bir yıkımın önü açılıyor.

Ortaya çıkan tablo açıktır. Bugün Kanal İstanbul iç ve dış politik, ekonomik, ekolojik ve toplumsal tüm kriz unsurlarının buluştuğu bir çehre niteliği kazanıyor. Faşist şefin konuya bu kadar sert bir biçimde dahil olması, ona yüklenen misyon nedeniyledir. Ve bu nedenle projeden öyle kolay kolay vazgeçmesi beklenmemelidir. Bu çoklu yıkım projesinin gerçekleşmesini engelleyecek tek şey her biçimde yükseltilecek itiraz ve öfkedir. Ve içerdiği çoklu gerilimle bu potansiyeli fazlasıyla taşımaktadır. Toplumsal saflaşmanın merkezi haline gelme potansiyeli şimdiden gözlemlenebilmektedir. Saray ve karşıtları Kanal İstanbul hattının iki tarafında birikiyor.

Halihazırda Saray karşıtlığını İmamoğlu ve CHP domine ediyor. CHP'nin süreçle kurduğu ilişki sorun etrafında biriken toplumsal saflaşmayı arkalamak ve seçimlere bağlı olarak iktidar kompozisyonu içindeki yerini genişletmek için yararlanmaktan öte değildir.

Emekçi sol muhalefet şekillenmeye başlayan bu saflaşmada hızla pozisyon almalı potansiyeli realize etmeye uygun bir hattı örgütlemeye koyulmalıdır. İster Gezi'deki forumlar, isterse 'Hayır' meclisleri benzeri zeminler yaratılarak sorunla ilgili tüm kesimleri bir araya getirebilecek ve sokağa yakınlaştıracak bir hattan ilerlemek devrimci muhalefetin konsolidasyonu bakımından yol açıcı olacaktır. İmza kampanyası gibi kitle iradesini somutlaştıran biçimler de politik sürecin olgunlaştırılması bakımından rol oynayacaktır.

Sosyalistler başta gelmek üzere emekçi sol güçlerin bu denklemi bozmak için tüm gücü ve olanaklarıyla bu iradeyi sokak zemininde örgütleyen, politikayı hareket içinde kuran bir hatta buluşabildikleri oranda rolünü oynayabilecektir.

Süreç, Kanal'ın karşısındaki kuvvetlerin hazırlığına göre değişecektir. Kanal'ın açılacağı bölgedeki bataklıktan çıkan çürük yumurta kokusu da sarabilir İstanbul'u, ya da Kuzey Ormanlarının kokusu. 

Kanal İstanbul'la geleceklerimiz işgale açılıyor. Bu sadece bir bölgeyi, bir mahalleyi, bir ormanı etkilemeyecek. İşgal edilecek olan bütün geleceğimiz olacaktır.  Geleceğini kaybetmek istemeyenler şimdiden hazırlanmalıdır. Bir öfkenin ve itirazın kuvveden fiile dönüşmesi için tek yol harekete geçmektir.

Şili isyancılarından biri "Neo-liberalizm burada doğmuştu ve şimdi burada can çekişiyor, burada ölecek" demişti. Bu ironiyi kendimize uyarlayarak ifade edecek olursak, "Saray rejimine giden yol burada açılmıştı, ilk darbesini yine burada, Gezi'de aldı ve yine burada kanal İstanbul'da toprağa verilebilir." Çünkü burası kavgamızın şehri.