Beycan Taşkıran yazdı / Erkek egemen kapitalist iktidara karşı 1 Mayıs'a!
8 Mart'tan 1 Mayıs'a giderken, emek örgütlerini, sınıf sendikacılığını esas alanlar ve sosyalist güçler olarak işçi, emekçi kadınların taleplerini sahiplenme, mücadeleleriyle buluşma göreviyle karşı karşıyayız. Kadınların güçlenmesi, işçi sınıfının örgütsel birliğinin güçlendirilmesi demektir.
Siyasi iktidar, "İşsizlik azaldı" açıklamaları yapıyor. Peki, somut durum nedir? Birlikte bakalım. DİSK-AR'ın yaptığı açıklamaya göre, geniş tanımlı işsizlik 11 milyon 947 bin kişiye ulaştı. İşsizlerin yüzde 39'u kadın, yüzde 21,1'i ise erkeklerden oluşuyor. Toplamda çalışmak isteyen 6 milyon kadın işsiz. Başka bir veride ise, 2025 yılında üretime katılamayan üniversite mezunu kadın sayısı 2 milyon 253 bine çıktı.
Özellikle kadınlar açısından tabloya bakmaya devam edelim. Genel-İş Sendikası Araştırma Merkezine göre, en yüksek işsizlik oranı üniversite mezunu kadınların arasında ortaya çıkıyor. Aynı zamanda istihdamda yer alan 10 kadından üçünün hiçbir sağlık güvencesi yok. Tam zamanlı çalışmada kayıtdışılık yüzde 21 iken, yarı zamanlı çalışan kadınlarda bu oran yüzde 60'a çıkışıyor.
Son yıllarda iktidarın, kadınların toplumsal üretime katılımını, sistematik olarak azaltma, sermayenin ise kadınları, güvencesiz, düşük ücretli çalıştırma, mobbing, taciz ve ayrımcı uygulamalar ile en kötüsüne razı etmeye çalıştığını, bu hak gaspı ve saldırıları reddeden, direnen, sendika üyesi olan kadınların ise işten atıldığını biliyoruz.
Duruma bir de TÜİK verileriyle bakalım. Tekstil ile ilişkili sektörlerde 2025 Kasım ayında istihdam kaybı (siz bunu keyfi işten çıkarma, ucuz işçilik için Afrika ve Asya'ya üretimi taşıma ya da bir gece yarısı patronların üretim araçlarını işçiden kaçırması olarak da okuyabilirsiniz) 138 bine ulaştı. Yine deri ürünleri sektöründe, son 3 yılda 1/3 oranında daralma meydana geldi. Bu onbinlerce işçinin işten atılması demek. Her iki sektör de kadın işçilerin en fazla çalıştığı alanların başında geliyor.
Kadınlar açısından bir diğer ağır tablo; TÜİK'in çalışma yaşamı dışında kalanlar arasında, en son neden işten ayrıldığına dair yaptığı araştırmada ortaya çıkıyor. Buna göre, 2025 yılında "ailedeki çocuk ya da yetişkin bireyin bakımı için" işten ayrılmak zorunda kaldığını ifade edenlerin sayısı 541 bini geçti. Bunların neredeyse tamamına yakını kadın. Çünkü aynı gerekçe ile işten ayrılmak zorunda kaldığını belirten erkek sayısı ise yalnızca 33 bin. Üstelik bakım emeği nedeniyle işten ayrılmak zorunda kalan kadınların yaş ortalaması 30-35 yaş aralığı. Yani kadınlar en üretken oldukları dönemde eve dönmek zorunda bırakılıyor. Erkek egemen rejim ve sermaye düzeni tam zamanlı ve güvenceli çalıştırma yerine "aile ve iş yaşamını uyumlulaştıran" evden çalışma, kısmi ya da yarı zamanlı çalıştırma, uzaktan çalıştırma ile kadınları, toplumsal üretim ve toplumsal yaşamın dışına çekerek, ev içi emek sömürüsünü, cinsel şiddeti, erkeğe ve aileye bağımlılığı artırıyor. Kadınlarda gelişen cins bilinci ve sınıfsal öfkenin, toplumsal mücadelede, işçi hareketinde özneleşme yöneliminin önüne geçiyor.
İşçi ve emekçi kadınları ve halkın günlük yaşamını, geleceğini etkileyen başka bir olgu ise yoksulluk. Mehmet Şimşek programı ile yoksulluk krizi derinleşmiş ve milyonlar açlık sınırında bir yaşama mahkum edilmişti. Öyle ki, Türkiye gelir dağılımında Avrupa'nın en adaletsiz iki ülkesinden biri iken, diğeri ise Sırbistan oldu. Yine OECD içinde gıda eflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye olarak açıklandı. Bu sorunları derinleştiren diğer bir gelişme ise emperyalist haydut ABD ile Siyonist İsrail'in İran'a dönük saldırıları oldu. İran'ın misilleme olarak ABD işbirlikçisi Körfez ülkelerini bombalaması, Hürmüz boğazını kapatması sonrası savaşın ekonomik ve siyasi etkileri dünya işçi sınıfı ve emekçi halklarını sarsmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarının astronomik yükselişi Türkiye'de zaten yüksek olan gıda ürünlerini, temel ihtiyaç maddeleri, kira fiyatlarının iki katına çıkmasına, halkı ve kadınları neredeyse her gün yeni zamlarla karşı karşıya bıraktı.
Dünyada bir çok kapitalist devlet, işçi sınıfı ve halkların, sömürü, talan, enflasyon, hak gaspları ve savaş politikalarına karşı biriken öfkelerini yatıştırmak ve olası bir isyan dalgasını önlemek üzere dolaylı vergilerde indirim vb. geçici tedbirleri almışken, siyasi iktidar ise savaş gerekçesiyle zam dalgasını ve yoksulluk krizini meşrulaştırmaya çalışıyor. Sorunun iktidarın sermayeden yana politikalarından kaynaklandığının üstünü örtmeye, sendikacıları tutuklayarak, işçi sınıfının hak arama ve sendikalarda örgütlenme arayışının önünü kesmeye çalışıyor.
Ancak işçi sınıfı ve emekçiler, birçok sektörde sermayenin kölelik dayatmasına karşı insanca ve onurlu bir yaşam için mücadele etmeyi sürdürüyor. Aynı zamanda 8 Mart'ta dünyanın her kıtasında milyonlarca kadın, erkek-devlet şiddetine, sömürüye, emperyalist savaş politikalarına "dur" demek için sokaklara çıktı. Kadın ve işçi kimliğine özgü talepleriyle isyanını dile getirdi. Özgürlük ve eşitlik için mücadele kararlılığını yansıttı.
8 Mart'tan 1 Mayıs'a giderken, emek örgütlerini, sınıf sendikacılığını esas alanlar ve sosyalist güçler olarak işçi, emekçi kadınların taleplerini sahiplenme, mücadeleleriyle buluşma göreviyle karşı karşıyayız.
Kadınların güçlenmesi, işçi sınıfının örgütsel birliğinin güçlendirilmesi demektir. Bunun için de bütünlüklü bir sendikal politikaya, sadece ekonomik değil, demokratik mücadelenin aktif bileşeni olmaya, ihtiyaç var. İşçi kadınların güncel talepleri olan; işten atmaların durdurulması, eşit işe eşit ücret verilmesi, kamuda ve özel sektörde işe alımlarda kadınlara pozitif ayrımcılık tanınması, işyerlerinde kreş açılması, (150 kadının çalıştığı değil, 150 işçinin çalıştığı işyerinde) mobbing ve cinsel tacizin önlenmesi için ILO 190 No'lu Sözleşmesi'nin imzalanması için sermaye düzenine karşı birleşik mücadeleyi örgütlemeye ihtiyaç var.
İşçi kadınların sendikalaşma oranı yüzde 7 gibi çok düşük bir düzeyde. Bunun sorumluluğu tüm emek örgütlerinde ve sendikacılar olarak hepimizin değiştirmesi gereken örgütlenme yetersizliklerimizi ortaya koyuyor. Sadece siyasi iktidarı ve sermayeyi teşhir ederek aşılacak bir sorun değil. Kadın işçilerin örgütlenmesi için güven veren bir sendikal yapı oluşturmak üzere karar alma süreçlerine aktif katılımları için düzenlemeler yapılması, sendikalarda kökleşmiş olan erkek egemen yapının dağıtılması için kadınlara kota ve eşit temsil hakkının tüzüksel güvenceye kavuşturulması, işçi kadınların örgütlenme zorluklarını, engellerini gözeten alternatif örgütlenme modellerinin, araçlarının kullanılması, durumu değiştirmek için yapılması gereken çalışmaların bir kısmını oluşturuyor.
1 Mayıs günü tutsak sendikacılar ve kadınlar olarak, bizler de hapishanelerde işçi sınıfının, kadınların, uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününü kutlayacağız. Marşlarımız ve zılgıtlarımızla, dünyanın her yerinde sokaklara çıkan milyonlara katılacağız.
Yaşasın 1 Mayıs, Bijî Yek Gulan!
*DİSK'e bağlı LİMTER-İş Sendikası Genel Sekreteri Beycan Taşkıran, 3 Şubat'ta sosyalistlere yönelik siyasi kırım saldırısında tutsak edilmişti.